Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 65 Geri Tavsiye Et Yazdır


SİVAS KONGRESİNDEN GÜNÜMÜZE
Şıhça Yavuz.

Cumhuriyet’imizin temeli, Sivas’ta, Sivas Kongresinde atıldı. Kongre, “Sivas Müdafa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti”nin toplantısıdır. Sivas’ta ilk Genel Kurul çalışmaları, 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında bugün müze olan Lise binasında gerçekleşti. Divan Başkanlığına Mustafa Kemal seçilir. Kongrenin önemi, düşman işgali altında olan bir ülkede yasal bir derneğin Genel Kurulunda emperyalizmle mücadele yönteminin tartışılması, alınan karara muhalif kalanların bile, içtenlikli davranıp kararın uygulanmasında rol almalarıdır. Kongre,8-9 Eylül gün-lerinde “manda” tartışmasıyla geçer. O günlerin gazete-lerde yer alan demeçleri, yayımlanan anılar, kongre tutanakları ile tarih kitaplarında yer alan bilgiler, bugünü anlamak için irdelenmekte yarar vardır.

Mustafa Kemal, 87 yıl önce toplantı salonuna girer, altı çizilecek şu çarpıcı tümcelerle delegelere seslenir:

Saltanat ve Hilafet makamı işgal altındadır. Ecnebi tahakkümü teessüs etmiştir. Hükümet merkezi zayıf ce aciz mevkidedir. Tevekkül ve teslimiyet faciasının başka bir netice vermeyeceği teyit edildi. (doğrulandı) Efendiler, milletimizin sizler gibi aydınları umutsuz-luğa düşmediler”.

Kongrede bağımsızlığı savunanlardan Bursa delegesi Ahmet Nuri Bey, “kendimizi büsbütün güçsüz, miskinlik içinde görerek bizi kurtarın diye yalvarmak gibi bir aşağılığa bu millet katlanamaz. Ya ölürüz ya da tam bağımsız oluru, der.

Salonda İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisi Denizli delegesi ve Hoca Nasrettin’in genlerini taşıyan Necip Ali Küçüka , “Efendiler buraya manda satın almaya mı geldiniz”diye sorar. Hoca Raif Efendi, oturduğu yerden fırlar, Ne İngiliz ,ne Amerika” der.

İstanbul’dan gelen Askeri Tıbbiye öğrencisi Hikmet, Kongre’de Mustafa Kemal ile karşılaşır.”Paşam, delegesi bulunduğum Tıbbiyeliler, beni buraya bağımsızlık davamızı başarmaya çalışmak için gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecekler varsa, bunlar her kim olursa olsun reddeder ve kınarız” der. Bunun üzerine Mustafa Kemal, Hikmet’i alnından öper “.Azınlıkta kalsak bile mandayı kabul etmeyiz”,der. Hikmet’e dönerek “Vatanın bütün umut ve geleceği size, genç kuşaklara anlayış ve enerjisine bağlanmıştır”der1.

Kongre’nin mandacılar bölümü, yani emperyalizme boyun eğen teslimiyetçiler grubu, “Ağır ekonomik zorluklar altındayız. Tam bağımsızlık bizi parçalar, böler. Başka kurtuluş yolu yoktur. Onurumuzdan bir süre vaz geçmek zorundayız. Dış yardım olmadan yaşayamayız. Devlet gelirimiz ancak borçların faizine yetiyor. Manda eşittir müzaherettir (yardımdır)”,demişlerdi. O yılların yayın organlarından aktarılan bu alıntılar, yorgun topluma, bezginlik ve umutsuzluk aşılıyordu.

Otuz sekiz kişiden oluşan Sivas Kongresi sürerken sıra 25 imzalı “manda önerisi” nin okunmasına gelir. Mustafa Kemal, durunun önemini dikkate alarak öneriyi oylama Teklif Encümeni’ne havale eder. Öneri ikinci kez gündeme gelir. Devamını Mahmut Goloğlu’nun kitabından okuyalım:

Manda konusundaki görüşmeler bitmiş, mandaterlik önerisi red edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın anladığı anlamda milli mücadeleye devam kabul edilmiş oluyordu.2

Kongrenin bir diğer önemli kararı ise Anadolu ve Rumeli Mudafaa-i Hukuk “ derneklerinin birleşmesidir. Birleşme kararı bir anlamda yerelden bütünselliğe geçişti. Ve Kongre Kararı ile egemenlik kavramı, gök-yüzünden halka iner bu inişle, yurt, yurttaşlık bilincinde filizlenir. Sivas’ta Kongrenin seçilen “Temsilciler Kurulu”, öteki üyelerle birlikte Ankara’da Millet Mec-lisi’ni oluşturur. Meclis, bir yandan parlamento, öte yandan bağımsızlık savaşı karargahı gibi çalışarak, ulusal iradeye dayalı kurtuluşu başarır, ilan edilen Cumhuriyet ile kuruluş dönemini başlatır. Kabul edilen yeni devlet,sanayileşme hareketini başlatarak planlı ekonomiye geçilir. Kazanılan bağımsızlığın sürdürülmesi için yer altı kaynaklarının işletilmesi amacıyla Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA) ve Demir Çelik Tesisleri kurulur. Ulusun kimliğini edinmesi için Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve sonrasında da Halk Evleri açılır. Eğitimin halk kitlelerine yayılması için önce Ulus Okulları sonra Köy Enstitüleri kurulur. Bu arada yabancı şirketlerin elinde bulunan telefon idaresi ve demir yollarını işleten yabancı şirketler devletleştirilir.Bunlar, ülkemizin bağımsızlığına özen gösterildiği dönemin kurum ve kuruluşları olup Atatürk Çağı eserleridirler. Tüm bu çalışma ve çabalar kuşkusuz yenilen emperyalizmin ağına düşmemek için alınan önlemlerdir.

Yukarıda özetlediğimiz bu kurum ve kuruluşlar, acıdır ki, deştan gelen baskılara boyun eğen işbirlikçi iktidarlarca kapatılarak, satılarak işlevsiz duruma sokularak büyük ölçüde elden çıkarıldılar. Bunun neden ve nasılı uzun bir süreçtir. Öncelikle yenik düşen emperyalist güçler, Türkiye’nin bağımsızlık savaşını bir “sabıka” gibi görüp hiç unutmadılar. Kanlı işgalin yerine bu kez, yeni yöntemler bulup geliştirdiler. İkili anlaşmalar, dayatmalar, ambargolar ile örtülü işgal dönemi başlatıldı. Ayrıntıya girmeden çok bilinenleri yinelemeden ulusal egemenliğimize ve bağımsızlığımıza gölge düşüren iki dayatmayı anmakta yarar var: Bunlardan birincisi, Bakanlar Kurulu’nun 2001/2129 sayılı kararı olup Resmi Gazetenin 24.3.2001 günlü sayısında yayımlanan “Avrupa Birliğinin Üstlenilmesine İlişkin Ulusal Mutabakat” başlıklı 738 sayfaya serpiştirilen “AB direktifleri” sözcüklerinin yer aldığı uyum kararlarıdır. İkincisi ise Resmi Gazetenin 1.9.2004 günlü sayısında yayımlanan “ABD’ye Ait Destek Yükümlü İthal-İhraç ve Ülke İçi Nakil ve Dağıtılmasına Dair Tebliğ. Bu tabliğ ile, limanlarımızdan İstanbul, İzmir, İskenderun, Yumurtalık, Antalya, Aksaz, Ağalar ile hava limanlarımızdan Esenboğa, Atatürk; Çiğli, İncirlik, Antalya ve Dalaman’a ABD ordusuna ait silahların girişi, nakli ve gerektiğinde ihracına ilişkin yetki tanımaktadır.. Yani gizli silah nakli bürokratik izne bağlanmıştır.

Bu tebliğin iptali için Müdafaa-i Hukuk vekili olarak Av. Şıhca Yavuz ve ayrıca Prof.Dr. Mustafa Akman, Danıştay 10. Dairede 2004/11753-ve 12283 E.sayılı iptal işlemli davaları açtılar. Anılan iki dosya, karar aşamasında olup sırasını beklemektedir. Diğer ödünleri bir yana bırakarak, bu iki metin mercek altına alındığında, bağımsızlık ve egemenlik yaralanmıştır.. Uluslar ilişkilerde bağımsızlık; saygın, özgür, eşit ve rahat duruşun adıdır. İç güvenlik ise, halkın özlemlerinin siyasal iktidara taşınması, siyasal iktidarın özgün ve özgür biçimde çözüm üretmesidir. Bağımsızlık ve egemenlik uluslar için yaşam güvencesi, mutluluk ve esenlik kaynağıdır. Biz bugün bunlardan yoksnuz. ABD Silahlı Kuvvetleri Dergisinde yayımlanmış Anadolu haritası ise, izlenen yanlış politikaların sonucudur. İktidar ise aymazlık içinde olup bitenlerin seyircisidir.

Şimdi dünü ve bugünü bir arada düşünüp değerlendirelim: 30 ekim 1918 Mondoros Silah Bırakışması ve ardından Sevr Taslağı haritası ile Pentagon-daki stratejik ortağın (!) haritası arasında fark yoktur. Sevr ile Büyük Ortadoğu Projesi örtüşüyor. Geçmişte yardım postuna bürünenler, bugün de demokrasi, barış gibi maskelerle, Ortadoğu’da kan gölünü oluşturuyorlar. Dün içte ve dışta Mustafa Kemal’e karşı çıkanlar, bugün de O’nun ilkelerine ve yarattığı kazanımlara karşı çıkıyorlar. Dün “mütareke basını” vardı; bugün manda medyası var. Tehlikenin farkına varan; ortak paydası egemenlik ve tam bağımsızlık olan tüm düşünürler, gençler, gençliklerini yurt sorunlarına adamış ak saçlılar, temiz kalmış politikacılar, yaşamlarını alın teri ve göz nuru ile sürdüren serbest meslek sahipleri, köylüler, işçiler, üreticiler, ulusal sanayiciler, hak arayıcı sendikacılar, bu topraklara vatan diye bakanlar, büyük sorumluluk altındadırlar.r. Emperyalizme karşı savaşım vermeye hazır bu güçler, bugünlerde birbirinden kopuk, güvensiz ve biraz da umutsuzluk içindedirler. Sivas Kongresinde Mustafa Kemal de benzer tabloya bakı-yordu. O günkü tabloda kanlı işgal, günümüzde ise örtülü işgal var. Örtüyü kaldırdığımızda sözüm ona bir dost (!) kuşatması altında olduğumuz görülüyor. Günümüz de azalan güveni, gevşeyen kopukluğu, sarsılan umudu üstümüzden atıp sağlam bir zeminde, ilkeli, güvenli bir yerde bir araya gelmek zorundayız. Geçmişte bu manzarayı gören Mustafa Kemal, çözün olarak; bir yandan milletin azim ve
kararının altını çiziyor, öte yandan eylemiyle işaretini veriyor. duyunca anımsayacağımız bir sesle, O adeta bize dönüp, "muhtaç olduğunuz kudret, ulusun örgütlenme azim ve kararında mevcuttur" der gibi. Der gibi değil, diyor.

Dip Notlar .

1. Kemal Arburnu, Sivas Kongresi,s.115.
2.Mahmut Goloğlu,Sivas Kongresi,s.97

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail