Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 66 Geri Tavsiye Et Yazdır


ZİHNİMİ ALT ÜST EDEN BİR KİTAP: BİTKİLERİN GİZLİ

Ali Nejat Ölçen

The Secret Life of Plants) Peter Tompkins-Christopher Bird Çevirİ: Sulhi Dölek Sungur Yayınevi.

Hacettepe Üniversitesinde henüz Ekonomi Bölümü kurulmamıştı. Devlet Planlama Teşkilatındaki görevim sürerken, üniversitenin ;Eğitim Sonrası Fakültesinde, sonradan doçent ve profesör olacak gençlere Ekonometri konusunda bilgi sunmaya çalışıyordum. Dört katlı yüksek bir binanın son katında iki küçük odaya sığınmıştık. Geniş koridorun sağındaki odanın kapısı açık durur genç bir kişinin mikroskoba saatlerce baktığını görürdük. Beyaz giysisinin içinde, omuzları öne doğru eğilmiş kimi zaman yemeğe gitmeyi unutan bu kişi, bulaşıcı has-talıklar konusunda uzmanlaşan Doç:Dr Muvaffak Akman idi. Kendisini tanıdıkça hayranlığım artmaya onunla konuştukça Mustafa Kemal Atatürk'ün büyüklüğünün canlı kanıtı olduğunu düşünmeye başlamıştım. Çünkü o, bilimin en gerçek yol gösterici' olduğunu hepimize kanıtlıyor gibiydi. Onun Sivas'ta on yılı aşkın Rektör olarak üniversiteyi kurumlaştıran ve Atatürk'ün devrimlerinin izinde bilim adamı yetiştirmek amacıyla ilkelerinden ödün vermeyen yürekli, savaşımcı, bilimin gereklerini yalnız zihninde değil, düşüncesinin berraklığında, alçak gönüllüğü özümsemiş davranışlarında da her an görüyorduk. Şimdi o, bu satırları yazan (Ali Nejat Ölçen) nin yaşıtıdır ve yaşlanmayı bilmeyen genç bir Kemalist'tir.

Hacettepe Üniversitesinde, o yıllarda trende namaz kılmaya kalkışan öğretim üyeleri türememişti.. Bitkilerin Gizli Yaşamı adlı kitabını, okumam için verdiğinde, dünyamın bu denli sarsılacağını sanmıyordum. Bitkilerin de duyduğu, duyumsadığı kanısı zihnimde uyanmıştı fakat; bu gerçeğin bilimsel kanıtlarıyla karşılaşmamıştım. " Niksar'ın Çamiçi yaylasında, kayaları delerek Çam bitkisi yetiştirmeye çalışıyordum, 1970' lerde kayalıklar üzerinde odunların üst üste dizilmesiyle yapılandırdığımız yayla evi büyük bir kuş kafesini andırıyordu. Her çam fidanını iri başlı mahluklar yemesin diye çepe çevre kafesler içinde koruma almış ve aralarına da mahlep fidanları dikmiştim. Onlardan biri kurudu. Gelip geçenler akıl öğretiyor "keselim"; diyordu. Hayır onu yeşerteceğim dedim. Her saban fidanın yanına gidiyor ağlamaklı bir sesle yeşer diyordum, bir tas su dökerken. Tam kırk gün sonra yeşerdi ve şimdi kocaman ağaç oldu. Baharda pembe çiçekleri bana gülücükler göndermektedir. Beni duymuş muydu, ricamı nasıl duyumsamış, dileğimi nasıl yerine getirmişti. Zihnimi kurcalayan bu sorunun yanıtını Profesör Muvaffak Akman'ın okumam için verdiği kitapta buldum.

Şimdi size o kitabı tanıtmak istiyorum. Sungur Yayınevi nerededir bilemiyorum fakat Türkçe'ye sayın Sulhi Dölek "Bitkilerin Gizli Yaşamı" adlı kitap içindeki bilgilerle birlikte umarım yaşamaktadır. Amerika'nın tanınmış yalan makinesini keşfeden Clee Backster, uykusuz geçirdiği bir gecenin sabahında, yalan makinesinin elektrotlarından birini büyük yapraklı, yoğun küme biçiminde küçük çiçekleri olan tropik iklimin bitkisi Dracaena' bağlar. Bu çılgınca deney neden aklına gelmiştir bunu kendisi de bilmez.Onun amacı, bitkinin dibine su döküldüğünde tepki gösterip göstermediğini, gösterirse bunun nasıl ve ne denli çabuk ortaya çıkacağını anlamaktı. Grafik kağıdının üstündeki yazıcı uç kımıldamış, yukarıya doğru hareket edeceği yerde, zikzaklı eğri çözmeye başlamıştı. Hafif duygusal uyarı alan bir insanın gösterebileceği tepkiye benziyordu, diyor, Clee Backster Galvanometre, yalan makinesinin poligraf adı verilen bir parçasıymış. Deneyin gösterdiği sonuçla yetinmemişti Backster. Dracaena'nın suyu içerirken gösterdiği tepki gerçekten onun duyumsama niteliğinin sonucumuydu?

Zihninde oluşan bu soru, onun bilimsel davranışının ürünüydü. Bir başka deney yapmaya karar verir. Bitkinin yapraklarından birini sıcak kahve fincanının içine sokuverir. Aygıtta belirgin bir tepki ile karşılaşmaz. Ne var ki, bitkiye karşı daha acımasız saldırı aklına gelir ve bu kez, bitkinin yapraklarından birini kibritin aleviyle yakmak isterken, kibritle birlikte bitkiye uzanmasına gerek kalmadan, poligraf'daki yazıcı ucun, kağıt üzerindeki konumu birden değişerek, yukarıya doğru çizgi çizmeye başlar. Backster'in zihninde bir soru uyanır: "Acaba bitki onun aklından geçenleri okuyor muydu?".

Backster'in inatçı bir araştırmacı olduğu anlaşılıyor. Bu kez aynı deneyi çok çeşitli bitkiler üzerinde yapar; mağrul, soğan, portakal, muz ağaçları gibi, aynı sonuçla karşılaşır. Bitkilerde, ağız, burun, göz olmadığını ve Darwin'den beri hiç kimsenin bitkilerin bir sinir sistemi olduğunu algılama biçimini iler sürmediğini düşünen Clee Backster, laboratuarını genişletir, bir köpeğin içeriye girişinden, ya da bir örümceğin bitkiye doğru yönelişinden aygıta bağlı grafikte önemli değişmeler doğduğunu görüyordu. O halde bitkilerde de algılama güdüsü vardı, diyor. Bu arada çok ilginç bir deney yapma olanağını bulmuştu: Kanadalı bir bayan fizyoloji uzmanı laboratuara girdiği zaman, bitkilerin hiç birinde tepki görüntüsüne tanık olmaz. Nihayet altıncı bitkide görüngüyü kanıtlamaya yetecek bir tepki gözlemler. Öteki bitkileri neyi etkilediğini merak neden Backster, bayana sordu: " İşiniz her hangi bir yönüyle bitkilere zarar veriyor mu?.Aldığı yanıt şu oldu: " Bitkileri koparır kuru ağırlıklarını ölçmek ve nem oranını hesaplamak için fırında pişiririm". Konuk bayan laboratuardan çıkıp havaalanına doğru uzaklaşırken, bitkilerin tümünün açık seçik tepki verdiğini saptar. Backster'in bitkilerin bellekleri olup olmadığını da merak ettiğini görüyoruz.

Poligraf öğrencilerinden altısı, deney için gönüllü olur. İçlerinde polis bile vardır. Herbiri gözleri bağlı olarak, şapkadan kağıt çekeceklerdir. Kağıtlardan birinde iki bitkiden birinin kökünden sökülüp ayak altında ezilmesi, yazılıdır. Cürüm gizli olarak işlenecek, ne Backster, ne de öteki öğrenciler suçlunun kimliğini bilmeyecektir. Acaba bitki bilecek mi? Backster, sağ kalan bitkiyi poligraf aygıtına bağladıktan sonra, öğrenciler birer birer bitkinin önünden geçecektir. Deney başladığında, gerçek suçlunun bitkinin önünden geçerken, poligraf'ın ibresinin çılgınca devinime geçtiği görülür. Bitki komşusu öteki bitkiyi öldüreni keşfetmiştir. Bitkilerin kaynar suda ölen karidesler için de benzer tepkiyi gösterdiğini saptar Backster.

Bitki yaşamında henüz tanımlanmamış algılama yönteminin bulunduğu anlaşılıyor olmalıydı. Tüm bu deneylerin sonuçlarını 1969 yılında, "Uluslararası Parapsikoloji Dergisi"nin 10. cildinde yayımladı. 7 bin bilim adamı, dergideki yazının kopyalarını istemişti. İki düzineyi aşkın ABD üniversitesi Backster'in deneylerini yinelemek amacında olduğunu belirtir. Backster'in bulguları çeşitli ülkelerde bitkiler büzerinde çok farklı deneylerin yapılmasının başlangıcını oluşturdu. Peter Tompkins ve Christopher Bird'un kahırlı uğraşlarının sonucunda hazırladıkları kitap gerçekten, bitkilerin gizemli yaşamlarındaki algılama yetilerinin ortaya çıkarılmasına büyük katkıları dokunmuştur. Örneğin, Japonya'da bayan Hashimota, bitkiye olan sevgisini dile getirdiğinde, kaktüsten çabucak yanıt alabiliyordu. Bitkinin çıkardığı titreşimler, sese dönüştüğünde Dr. Hashimoto'un elektrik aygıtlarıyla yükseltildikten sonra yüksek gerilim hatlarının uzaktan duyulan ince vınlmasını andırıyordu. Hashimota'lar bitkileriyle öyle büyük bir yakınlık kurmuşlardı ki, çok geçmeden ona sayı saymasını öğretebilmişlerdi. İkiyle ikinin toplamının kaç ettiği sorulduğunda, grafikte dört tepe oluşturan sesle yanıt alıyorlardı.

Bitkilerin Gizli Yaşamı kitabının Türkçe'ye çevirisi 480 sayfa. Ve 350'nin üzerinde kaynakçadan oluşan bir kitap. Bitkilerin henüz gizini tam olarak öğrenemediğimiz algılama yetileri olduğunun bilimsel kanıtlarsını içeriyor. Ve kitaptan Goete'in sadece bir şair değil fakat aynı zamanda bitki sevdalısı olduğunu "bitkilerin başkalaşma"; niteliğini keşfeden bir bilgin olduğunu öğreniyoruz.

Bu bilge kişinin kanıtladığına göre, doğanın farklılaşması ayni bitkinin çeşitlenmesi olayını da beraberinde geti-riyor. Kim bilebilirdi ki onun farklılaşma kuramı tüm canlılar için geçerlidir. Bitkilerin Gizli Yaşamı kitabının yazarları, Peter Tompkins ve Chistopher Bird, Goethe'nin yeni bir bakış açısıyla, doğanın belirli bir parçayı bir başka parçadan oluşturarak, tek bir organın değişimleri yoluyla son derece farklı biçimler elde edebileceği vargısına ulaştığını yazmışlardı. (s.157) Ne denli haklıydılar. Doğa sürekli değişim içinde değil midir? Goethe, "Bitkiler bir kalıba göre modellendirilmemiş olsalardı, bitki olduklarını nasıl anlayabilirdim" diyor ve ekliyor: "yer yüzünde hiç görülmedik bitki çeşitleri icat edebiliriz". Weimar'daki arkadaşı ozan Johann Gottfried von Herde'ye Napoli';den yazdığı mektupta: " belli birmodel ve anahtarı elde ettikten sonra, insan sonsuza dek bitki icat edebilir. Onlar bir gerçeğe ve kaçınılmazlığa sahiptir. Aynı yasa, yaşayan her şeye uygulanabilir" diye yazmıştı. Goethe'den tam yüz yıl sonra İnsanoğlu canlıların klonlanabileceğini kanıtlamadı mı?

Biz de Niksar'ın Çamiçi yaylasında yetiştirdiğimiz çam ağaçlarını, köklerinin yönettiğini gözlemlemiş fakat, ne yazık ki bu gözlemimizi poliograf gibi bir aracı yapılandırmak olanağına ya da yetisine sahip olamadığımız için onu bilimsel sonuçlara ulaştıramamıştık. Sırası gelmişken gözlemimizin ne olduğunu okuyucularımıza sunmalıyım. Yayla evinin (şimdi herkes evini beton olarak yapılandırıyor, güzelim yayla kentleşti, gürültüsü, bakımsızlığı ve çöplükleriyle). Evin kuzey batısındaki üç çam fidanı bir iki karış yakınındaydı duvarın. Çünkü topraklı zemin orada vardı ve gerisi uçurum gibiydi. O uçurumu çitler örerek iki metre genişliğinde alan durumuna dönüştürdüm. Sobamıza gerekli odunları şimdi o alanda kesiyorum. Fidanlar büyüdükçe evin duvarından uzaklaşıyor-lardı. Onları, kökleri bir başka çam ağacına doğru yöneltiyor olmalıydı. Aradan beş yıl geçmiş hiçbir ağaç kozak vermemişti. Onlar için "her halde buluğa ermediler" diye düşünüyordum. Ağaçlardan ikisi duvardan dört metre kadar uzaklaştı ve komşusu çam ağacına dallarıyla sarıldı. O yıl bahçe kozaklarla doldu. Çünkü onlar evlenmiş aile olmuştu. Mutluydular. Daha hızlı büyüyor ve ince ibreleri daha gür daha yeşil daha canlıydı. Orman İşletme şefini görmeye gittim. Gözlemim doğrumuydu. Ağacın kökü toprağın altında yengeç gibi yürüyor ve üzerindeki kocaman ağacı taşıyordu. Doğru mu düşünüyordum? Orman işletme şefi yüzüme bakıyor her halde sapıttığımı düşünüyor olmalıydı. Bitkilerin Gizli Yaşamı kitabını okuyunca, ağaçların da insan olduğunu anladım. Hatta hayvanların da.

Şimdi pederimin kaplumbağasından söz etmeliyim. Beşiktaş'ta set üstü denilen ve kırk basamaklı merdivenle ulaşılan iki katlı evin arka cephesi Bizans döneminden kalma yüksek, çok yüksel duvara yakındı. Yan bölümde otlarla kaplı bir yeşillik vardı. Bir kaplumbağa erkenden gelir yüksek duvarın dibinde babamın ona mağrul yedir-mesini beklerdi. Bu, yıllar boyu sürdü. Annemden öğrendik ki, babam kaplumbağa ile konuşmaya başlamış o da babamın avucundakileri yedikten ve başının okşanmasına razı olduktan sonra mutlu, otlar arasında kayboluyormuş. Annem de Babamın üşüttüğünü sanıyor olmalıydı ki bir gün "oğlum baban kaplumbağa ile konuşuyor" diye mektup yazıp göndermişti. Belki de Eskişehir'den gelip onu bir ruh hekimine götürmemi istiyordu?. O kaplumbağayı görmedim. Fakat başını uzatıp babamın ince uzun parmaklarıyla okşamasını görür gibiydim. Görsem belki inanmazdım. Fakat artık inanıyordum, kaplumbağa, babamın söylediklerini anlıyordu. Zaman geçti kendimizi Ankara'da bulduk. Yıl 1958'in 11 Kasım günü Babam, Ankara'dan Eskişehir'e giderken Polatlı';da trende yaşamını yitirdi. Annemin ağlamaklı sesi kulaklarımdan hala çıkmıyor. ";Oğlum babana bir şey oldu, kaplumbağa artık gelmiyor "demişti. O günden sonra kaplumbağayı gören olmadı.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail