Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 68 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


YILMAZ DİKBAŞ’IN
TABUTA ÇAKILAN SON ÇİVİ KİTABI

Ali Nejat Ölçen

Kitabın taşıdığı ad, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin içinde bulunduğu koşulların üstesinden gelinemez karamsarlığını yansıtmaktadır. 1918’in en karmaşık ve umutsuz günlerinde bile Mustafa Kemal, “bulunur kurtaracak bahtı kara maderini” diyebilmişti.

Ülkemizde böylesi karamsarlığa ve umutsuzluğa yol açacak deyimler ve anlatımlar, sadece Anadolu’muzda gözü olan aç gözlü emperyalizmin işine yarayacaktır. Aşağıda kitabın genel eleştirisi yanı sıra sy.Dikbaş ile aramızda geçen tartışma yazılarını bulacaksınız.

1. Kitaptaki Suçlamanın dozu ve düzeyi.

Bedeli karşılığında AB’ye proje hazırlayan kişi ve kuruluşları, “Anadolu’nun bağrına sürülmüş birer “Truva atı” ve “ Türk ulusunun içine girmiş “beşinci kol” olarak suçluyor! (s.432) .

Sy.Dikbaş’ın kitabında ve elektronik posta ile gönderdiği iletilerde şu mantığa rastlıyoruz:
1.Avrupa Birliği emperyalist bir kurumdur.
2. İğfal edilmeyi kabullenmişlerdir.
3..Para karşılığı iğfal edilmeyi kabul etmekten daha büyük alçaklık olabilir mi?

Ülkemizde hiç kimse kişiliğine, dürüstlüğüne ve yurtseverliğine güvenmemelidir, AB’ye proje hazırladığı anda iğfal edilir. İğfal edilince de “alçak” kişi olur! Sy. Dikbaş’ın bu mantığına karşı, bir çıkıp ta “ben AB’ye proje hazırladım, fakat iğfal edilmedim, zaten AB’ ye karşıyım “derse ona ne demek gerekecek? Bunun yanıtını her halde ya Aristo ya da sy.Dikbaş biliyordur..

AB’den karşılıksız para ya da hibe alanlar kolayca iğfal ediliyorsa,acaba bedeli karşılığında proje hazırlayanlar da mı, AB tarafından iğfal edilmeyi kabul etmektedirler? Bu sorunun yanıtını Tabuta Çakılan Son Çivi kitabında buluyoruz. Onlar da. (s.432) “Truva atı” ve “beşinci kol” yani casusturlar! Sadece Truva atı ve de beşinci kol değil, sy.Dikbaş’ın 11 Mart 2007 günü elektronik postayla açıkladığı gibi “mandacı” dırlar. Kimlerdir bunlar. İşte birkaç örnek:

Prof.Dr.Emre Kongar, Prof.Dr.Sina Akşin, Prof.Dr. Bozkurt Güvenç, Prof.Dr.İlhan Tekeli, onun tanımına göre meğer “beşinci kol” ya da “Truva atı” imişler!

AB’ye proje hazırlayarak 700 000 € alan ” Türkiye İnsan Hakları Vakfı” kurucuları arasında Halit Çelenk, İlhan Erdost, Nevzat Helvacı ve yaşama veda eden Mustafa Ekmekçi ile Prof.Dr.Nusret Fişek’in adları mı geçiyor, öyle ise onlar da beşinci kol ya da Truva atı!

“Dünya Yerel Yönetim ve Demokrasi Akademisi” de bedeli karşılığı AB’ye proje hazırlamış, kurucusu olan İcen Börtücene ‘ de şimdi yaşıyor olmasa bile Truva atıdır!

“Türk Sosyal Bilimler Derneği” nin kurucusu Prof.Dr.Korkut Boratav ile Prof.Dr.Oktar Türel ve Prof.Dr.Sina Akşin’in de Truva atı ve beşinci kol olduğunu öğreniyoruz!. Hatta AB’den 50 454.-Avro alarak proje hazırlayan “Türkiye Tabiatını Koruma Derneği” başkanlığı görevinde bulunmuş olan, 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’de Truva atıymış!

Adlarını saygıyla andığım bu kişilerini her birini yakından tanıdığım ve kimileriyle yazgı birliği içinde olduğum için açıkça dile getiriyorum, sy.Yılmaz Dikbaş onlar kadar yurtsever olabiliyorsa, ne mutlu!

Yılmaz Dikbaş’ın, Tabuta çivi çakan kitabında daha pek çok bilemediğimiz bilgilerle karşılaşıyoruz. Meğer, Tiyatro Opera Bale Çalışanları Vakfı’nın kurucusu Tamer Levent arkadaşlımız da bugüne kadar Truva atı ya da beşinci kol olduğunu gizlemiş! Dikbaş’ın kitabı bunu da başarıyla ortaya çıkarıyor. Prof.Dr.Leziz Onaran da. Neden Kadın Dayanışma Vakfını kurar ve Dikbaş’ a danışmadan onun onayını almadan nasıl AB’ye proje hazırlar? Öyle ise o da Truva atıdır!

Kitabında AB’ye proje hazırlayanlar arasında Devletin yürütme erki de var.

Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve hatta Devlet Planlama Teşkilatı (s.476) Hazine Müsteşarlığı. Acaba sy. Dikbaş’ın tanımına göre Devletimizin bu kuruluşları da mı Truva atı, bilemiyoruz. Bunu sy.Dşkbaş’ a sormak gerekecek.

Bu arada emperyalizme kısaca değinelim. Nemenem şey olduğunu görelim.

2.Emperyalizmin Diyalektiği.

Emperyalizme karşı çıkmak olanaklı mıdır? Bu sorunun yanıtını arayan kişi, kapitalizmin, emperyalizmi ve emperyalizmin de (sıkıştığında) savaşı yarattığını bilmelidir. Kapitalizm ortadan kalmayacaksa (ki kalkmayacaktır) o halde emperyalizmi veri olarak kabul etmek ve ona karşı savunma araçları yaratmak gerekecektir. O nedenledir ki Mustafa Kemal, “emperyalizme karşı savunma emperyalizmin kültürüyle olur” demişti.

Emperyalizmin diyalektiği, onun iç çelişkilerinde yatar. Çünkü gelişmekte olan ülkeyi koruyarak ve gelişmesine yardım ederek, daha uzun süre sömüreceği bilincindedir. O nedenle sömürü araçlarını, bilimde, teknolojik gelişmede arar ve bunun için “aklı” nasıl kullanacağını bilir. Bunun kuramını İkinci Dünya Savaşı sonrasında Truman doktrininde buluyoruz. Gelişmekte olan ülkeleri sömürebilmek için gelişmesi ve geliştikçe “tüketime talep artışı” yaratması gerekir ki, emperyalizmin dışsatımı artabilsin. Demek ki, emperyalizmin diyalektiğinde “ gelişme-sömürü ” zıt kardeştir. AB de bunu yapmaya çalışıyor...

Sy.Yılmaz Dikbaş’ın kitabı AB’ye kapanmayı öneriyor. Ona göre,AB’ye kapanarak iğfal edilmekten kurtulabiliriz. AB’nin kandırıcı zekası karşısında kendimizi başka nasıl koruyabileceğiz! Yenilmemek için mindere çıkma-yan güreşçi olmamız gerekecek.

3.Yılmaz Dikbaş Art Niyetli (mi)?

Bilgisayarda İnternet aracılığıyla “AB Komisyonu Türk Delegasyonu sitesine girerek “proje” endisi üzerinden AB’nin ülkemizde desteklediği tüm projeleri inceleme olanağını bulursunuz. Sy.Yılmaz Dikbaş ta böyle yapmış olmalı. Fakat o, edindiği bilgileri çarpık bir çerçeve içine yerleştirmiş. AB tarafından desteklenen tüm projelerin karşılığını “hibe” olarak yorumluyor. Oysa AB Komisyonun destekleyeceği projelerin hangilerinin “hibe” olduğu yayımladığı çizelgede yazılı. Örneğin 2005 yılında AB, Türkiye’de destekleneceği belirtilen 87 projeden sadece 6’sı için “hibe” olacağı kaydını konmuş. Tümü sy.Dikbaş’ın kitabında yazdığı gibi “hibe” değil.

AB Komisyonu Türk Delegasyonu ( içlerinde bir tek Türk uzman yok), ülkemiz için bir yıl öncesinden destekleyeceği projeleri, teknik ve parasal koşulları ile birlikte açıklıyor ve gelen teklifler içinden en uygununu seçiyor. Her önüne gelene proje ihale ediyor sanılmamalı. Ciddiye alıyor bu işi. Örneğin 2007 yılı için açıkladığı çizelgede 132 proje mevcut. Ayırdığı bütçe ise, 1.29 milyar €.

İnternet sitesinde AB’in 2007 yılındaki destekleyeceğini açıkladığı projeler içinde, “Türkiye’de kuduz hastalığının kontrol edilmesi” ne ilişkin araştırma yapılmasını öngörüyor. Bir öğretim üyesi bu projeyi üstlense ve ülkemiz için çok yararlı sonuçlara ulaşsa, sy.Dikbaş, onu da mı “Truva atı” olarak suçlayacak.

Buna karşın, “Kültürel hakların desteklenmesi projesi” (bedeli 65 milyon € ) ;”Doğu Anadolu Kalkınma Programı” (bedeli 45 milyon € ) gibi konulara yer verildiğini görüyoruz. Aslında AB, bu tür konularda proje hazırlanmasını Devletimizden izin alarak gündeme alabilmelidir. Yani, AB, hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devletine danışmadan, onayını almadan, ülkemizde dilediği konuda proje hazırlatmak gibi bir özgürlüğe sahip olmamalıdır. Asıl korunması gereken ilke bu olmalıdır. Sy.Dikbaş’ın soruna böyle yaklaşması gerekirdi. Oysa o, ormanı bırakıp, yapraklarla uğraşmayı tercih etmiş görünüyor.

Üzerinde titizlikle israrla durulacak konu budur. Emperyalizmin diyalektiğini kavrayan kişi bunun savaşımını verir, tabuta çivi çakanların peşine düşmez. AB üyesi olmak uğruna, ülkemizin kapılarını ardına kadar emper-yalizmin buyruğuna açan siyasayı eleştirmek ve o siya-sanın yerine ülke çıkarlarını korumasını bilen siyasayı yerleştirmek gerekir. Bunu başarabilmek ise, ilerici, de-mokrat, yurtsever dinamiklerin bütünleşmesi gerekir. Sy.Dikbaş,kitabında, bu ilkeyi unutmuş görünüyor.

Her zamankinden daha çok, aydın, demokrat ve ilerici kesimlerin birbiriyle kaynaşması gerekirken, bu kitap, nedense Cumhuriyet karşıtlarının işini kolaylaştırıyor. Kitabı okuyanlar, yurtsever tanıdığınız, Cumhuriyeti korumakta olduğunu düşündüğünüz, emperyalizme karşı olduğuna inandığınız kişiler, AB’den hibe almaktadırlar, güvenilmezdirler, mandacıdırlar diye suçlamak doğru mudur? Sy.Dikbaş, kitabında. suçlanan o kişilerin hazır-ladıkları projelerde ülkenin yararını gözetip gözetmediğini bilmeden, içeriğini incelemeden, AB’den para al-mayı ölçüt olarak kullanarak, kendisini“ suçlama” psi-kozuna kaptırmış görünüyor.

4. Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfına Yönelik Suçlama.

Sy.Dikbaş’ın kitabına tepki göstermemin bir başka nedeni de, eşim Makbule Ölçen ile birlikte kurucusu olduğumuz “Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı Genel Merkezi’nin AB’den proje adı altında 40 743.- € aldığına ilişkin gerçek dışı bir yanlış bilgiye yer vermesidir. Kitabının 363. sayfasında Vakfımızın 1982 yılındaki kurucularının da adının bulunduğu çi-zelgenin altına aşağıdaki bilgiyi monte etmiştir:

· Projenin adı:Engelli Çocuklar İçin Mesleki Eğitim ve Sosyal Uyum Kursları.

· Tarih: 25.2.2005
· AB’den aldığı para: 40 743.74 €

1982 yılında AB ortada yoktu. Kurucu üyelerin arasında bugün yaşamda olmayanlar da var, var olmayan AB’den nasıl hibe almışlar.

Vakfımız Manisa Şubesinin, zihinsel özürlü çocukların eğitim olanaklarını arttırıcı ek tesis yapımı için kullandığı AB yardımını, 1982’da yılında Vakfın kurucuları tara-fından alındı gibi gösterilmesindeki yanlışlığı düzeltmek yerine israrcı tutumunu, sürdürmüştür. Aşağıda Sy.Dik-baş’la geçen tartışmanın öyküsünü bulacaksınız. Bu, aynı zamanda, Cumhuriyete ve onun kazanımlarına sahip çıkması gerekenlerin çözülüşünün de öyküsüdür.

********

ALÇAKLIĞI GÖZE ALMADIKÇA, HİÇ KİMSE, ALİ NEJAT ÖLÇEN’İ AB’DEN PARA ALMAKLA SUÇLAYAMAZ.

Sy.Yılmaz Dikbaş’ın “Avrupa Birliği-Tabuta Çakılan Son Çivi” adlı kitabının 363.sayfasında “Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı ZİÇEV’in AB’den 40 743,74 Avro aldığı yazılmakta ve ayrıca 1982 yılında kurulan vakfımızın o tarihteki kurucu üyelerinin adlarına da yer verilerek onların AB’den proje adı altında para aldığı izlenimi doğmaktadır. Vakfımızın kurucu üyeleri arasında adıma da yer verildiği için, gerçeğin ne olduğunu açıklamak, benim için görev olmuştur..

1. Vakfımız Genel Merkezinin AB’den proje adı altında para aldığı izlenimi uyandıracak o bilgi, düş ürünüdür, yanlıştır. Yılmaz Dikbaş’ın bu yanlış bilgiye nasıl ulaştığını bilemiyoruz. Oysa kendisi, 23 Şubat 2007 günü Sy.Emin Çölaşan’a günü gönderdiği iletide .”Kitabımın birinci özelliği, sağlamlığı tartışılamaz kaynaklara ve belgelere dayanmakta oluşudur” diyordu. Vakfımız genel merkezinin, kurucularının adları yazılarak para aldığı savı, tabuta son çivinin nasıl çakıldığını ortaya çıkarmaktadır ve ne yazık ki, o tabut nasıl bir tabutsa üzerine gölge düşmüştür.

Fakat yeri gelmişken şunu açıklamam gerekiyor: O tabutta, Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyet kasıtlanıyorsa, açıkça belirtmeliyim ki, Cumhuriyetimizi tabuta yatırmaya hiçbir ülkenin gücü yetmeyecek ve buna cüret edemeyecektir. O tabuta Cumhuriyetimizi yatırmak isteyenler er geç kendileri yatarlar.

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen), Türkiye’nin yararını zedeleyecek bilgilerin dış ülkelere aktarılmasına yol açacak projeler alınmasına karşıdır. Bu, emperyalizme hizmet etmek olur. Buna karşın, Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyetimizi ve kazanımlarını korumakta titizlik göstererek, uluslar arası kurumlara rapor ve proje hazırlamayı suçlamak aymazlıktır, yanlıştır. Çünkü, Türkiye’miz, çağımızda kendi içine kapalı kalmak lüksüne sahip olamaz. Bu, yurtseverlik değildir.

Einstein’ın bir sözünü anımsatmalıyım. Uzaya fırlattığınız ok, sırtınıza batar, demişti.

2. Hangi tabuta, kimlerin çivi çaktığını bilemiyoruz. Ne var ki, o kitapta, 1982 yılında Vakfımızı kuran üyelerimizin hangi tabuta nasıl çivi çaktığını Sy.Dikbaş açıklamalıdır. Çünkü kitabında adı geçen üyelerimizin bir bölümü yaşamlarını yitirdiler, çiviyi nereden bulacaklar? Onlar artık bugünün çirkinliklerini görmüyorlar. Tabuta çakılan son çivi kitabını okumadıkları için de böylesi nankörlüğe tanık olmaktan uzaklara düştüler

Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı, keşke bir yerlerden 40 bin Avro alabilse de, zihinsel yetersiz çocuklarımızın beslenme ve eğitim gereksinmelerini karşılamaktaki sıkıntıları biraz olsun hafifleyebilseydi.

3.Yılmaz Dikbaş’ın 14 Şubat 2007 günü internette yayımlanan “Mandacı Profesörler” iletisinde, Vakfımız kurucusu üyelerinden Prof.Dr.Rıdvan Ege, Prof.Dr. Memnune Yüksel, Prof.Dr. Atilla Tazebay’ın adları geçmektedir. Kendi özel girişimleri ile AB’den proje almış iseler, hangi mantığa dayalı olarak, vakfımızın para aldığı biçimde yorumlanabilir. Söz gelimi, Kimya Mühendisleri Odası, AB’ye proje hazırlasa ve karşılığı olan bedeli alsa, odanın bir üyesi Sy.Dikbaş da mı para almış olacak?

AB’ye proje hazırlayarak bedel almış olanları “mandacılık” la suçlamak, aslında mandacılığı hafife almak demektir ve öylesi suçlamaların ülkemizi nerelere sürükleyeceğini bugün kimse bilemez. Böylesi suçlamalarda bulunmak kimseyi kahraman olarak ta yüceltmez. Zaten kahramanlar suçlayıcı olmamışlardır.. Onlar, ulusal suçun işlenmesini önleyen kuralları yaratmışlardır.

4.Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı, zihinsel yetersizlik alanındaki uygulamalı uğraşlarının 15.yılında eşlim Makbule Ölçen’in girişimiyle 1982 yılında kurulmuştur. Öğretmen kökenli eşim Makbule Ölçen, özürlülük alanındaki yaşam öyküsünü “Özürlüler Yokuşu” adlı kitabıyla yayımladı. Kitabın basımını, genç yaşta aramızdan ayrılan sevgili arkadaşımız Necdet Evliyagil ile kardeşi Sy. Şevket Evliyagil’in kurdukları Ajans Türk, bedel almaksızın gerçekleştirdi. Eğer, sözüm ona o kitabın basımını AB gerçekleştirseydi, buna karşı çıkmak aklımızdan geçmezdi. Üstelik kendilerine teşekkür ederdik. Çünkü bizler, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Emperyalizme karşı savunma emperyalizmin kültürüyle olur” özdeyişinin yolunda yürüyenlerdeniz. Aklımızı dogmalara teslim etmemenin bilincinde olanlardanız.

Bu e-mail iletimizi inceleyen olursa, eğer “Özürlüler Yokuşu” kitabından edinmek isterlerse, onlara kitabı armağan etmek görevimiz olacaktır. Sy. Yılmaz Dikbaş’a kendisi istemese de bir adet gönderilecektir.

5.Vakfımızın Manisa Şubesi, Avrupa Birliği tarafından zihinsel özürlü çocukların eğitim kapasitesini genişletmek amacıyla bir tesisin araç ve gereçleriyle finansmanını saylayarak gerçekleştirmiştir. O şubemizi bu girişimi nedeniyle, ben Ali Nejat Ölçen olarak AB’ye karşı olmama rağmen kutluyorum.

6.AB’ye proje hazırlayarak bedel almış olanları, projelerin içeriği incelenmeden “mandacı, Truva atı, beşinci kol” gibi çarpık deyimlerle suçlanmak yanlıştır. Tabuta Çakılan Son Çivi kitabında adı geçen öğretim üyelerinden pek çoğunun en az Yılmaz Dikbaş kadar yurtsever oldukları savı tartışılamaz. Eğer bunun tersi doğruysa, Yılmaz Dikbaş’a kanıtlamak görevi düşer.
Ali Nejat
Ölçeninejat@olcen.net

*********************

Dr. ALİ NEJAT ÖLÇEN’E AÇIK MEKTUP

Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen,
Konusu, “Yılmaz Dikbaş’ın Kitabı” olan, altı maddelik ‘Kamu Oyuna Duyuru’ başlıklı e-posta iletinizi okudum. Yazınızda ortaya attığınız iddiaların tümünü ve sorduğunuz soruların hepsini, somut bilgi ve belgelere dayanarak yanıtlama görevini yerine getiriyorum.

Önce, “Avrupa Birliği-Tabuta Çakılan Son Çivi” adlı kitabımın 363-364. sayfalarındaki bilgiyi okuyucularımıza aktaralım.

ZİÇEV, Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı, Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi, 25.02.2005 tarihinde, “Engelli Çocuklar İçin Mesleki Eğitim ve Sosyal Uyum Kursları” adlı proje karşılığı Avrupa Birliği (AB)’den, 40.743,74 Avro hibe almıştır.

Bugünkü yönetim kurulunda 7, denetleme kurulunda 3 ve danışma kurulunda 5 kişi bulunan vakıf, 1982 yılında 45 kişi tarafından kurulmuştur. Bu kişilerin adları kitabımızda tek tek verilmiştir. Vakfın kurucuları arasında Dr. Ali Nejat Ölçen ve eşi Makbule Ölçen de bulunmaktadır.

Vakfın kurucu üyeleri arasında kendi adı da bulunduğu için Dr. Ali Nejat Ölçen, kendi ifadesiyle, “gerçeğin ne olduğunu açıklamak, benim için görev olmuştur” diyerek söz konusu olan ‘Kamu Oyuna Duyuru’sunu yazıp internet ortamında dağıtmıştır.

İşte şimdi, Dr. Ali Nejat Ölçen’in mektubundaki iddia ve soruları birer birer ele alıyor ve yanıtlıyoruz.

1.Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen,

Duyurunuzun 1. maddesinde aynen şöyle söylüyorsunuz.

“Vakfımız Genel Merkezi, AB’den proje adı altında para aldığı izlenimini uyandıracak o bilgi düş ürünüdür ve yanlıştır. Yılmaz Dikbaş’ın bu yanlış bilgiye nasıl ulaştığını bilmiyoruz” Aynı duyurunuzun 5. maddesinde ise aynen şöyle yazmışsınız:

“Vakfımızın Manisa Şubesi, Avrupa Birliği tarafından zihinsel özürlü çocukların eğitim kapasitesini geliştirmek amacıyla bir tesisin araç ve gereçleriyle finansmanını sağlayarak gerçekleşmiştir. O şubemizi bu girişimi nedeniyle ben Ali Nejat Ölçen olarak AB’ye karşı olmama rağmen kutluyorum.”

Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen,
ki sayfalık duyuru yazınızda nasıl bir çelişkiye düştüğünüzün farkında değil misiniz?

Duyurunuzun 1. maddesinde vakfınızın AB’den proje adı altında para almadığını söylüyor, sonra tutup 5. maddesinde vakfınız Manisa Şubesi’nin AB’den araç, gereç ve finansman sağladığını itiraf ediyorsunuz! İtiraf etmenin ötesinde, AB’den hibe alan vakfınız Manisa Şubesi’ni kutluyorsunuz!

Bizim kitabımızda yazdığımız da işte aynen budur: ZİÇEV adlı vakfınız, “Engelli Çocuklar İçin Mesleki Eğitim ve Sosyal Uyum Kursları” adlı proje karşılığı AB’den 40.743,74 Avro hibe almıştır. Ve şimdi öğreniyoruz ki, siz de vakfın kurucularından biri olarak onları kutlamaktasınız!

Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen,
Avrupa Birliği-Tabuta Çakılan Son Çivi” adlı kitabımın birinci özelliği, sağlamlığı tartışılamaz kaynaklara ve belgelere dayanmakta oluşudur. Kitabımın 317-432 sayfalarında, dört yüze yakın vakıf, sendika, oda, dernek ve birliğin tek tek adlarını vererek AB’den sözde hangi projeler karşılığı ne kadar hibe almış olduklarını yazdım. Bugüne kadar bu kuruluşların hiçbirinden, ‘hayır, biz AB’den para almadık’ diyen çıkamadı!

Kitabımın 433-462 sayfalarında AB’den sözde projeler karşılığı milyonlarca Avro hibe alan belediyeleri yazdım. Bugüne kadar onlardan da ‘hayır biz AB’den hibe almadık’ diyen çıkamadı!

Kitabımın 463-478 sayfalarında AB’den hibe alan T.C. Bakanlıklarının adlarını, yaptıkları projeleri ve bu bakanlık yetkilileriyle telefonda yapmış olduğum konuşmaları ayrıntılarıyla yazdım. Bugüne kadar bu resmi kurumlardan da hiç kimse, ‘hayır, biz AB’den hibe almadık’ diyemedi! Yukarıda saydığım bu kurum ve kuruluşlar niçin AB’den hibe almış olduklarını inkar edemediler, biliyor musunuz? Çünkü vermiş olduğum bilgilerin tamamı doğruydu. Çünkü vermiş olduğum bilgilerin tamamı, Avrupa Komisyonu kaynaklıydı! Eğer kitabımı okuduysanız bilmeniz gerekir, Avrupa Komisyonu, AB’nin hükümeti konumundadır. İşte böylesine sağlam bir kaynaktan aldığım bilgilere dayanarak AB’den hibe almış olanları ortaya çıkardım. Dolayısıyla, sizin önce inkar edip sonra kutlamalarla kabullendiğiniz gibi, kurucu üyelerinden olduğunuz ZİÇEVde AB’den hibe almıştır.

2.Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen,
‘Kamu Oyuna’ yazdığınız söz konusu duyurunuzun 2. maddesinde aynen şöyle bir itirafta daha bulunmuşsunuz:

Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı, keşke bir yerlerden 40 bin Avro alabilseydi de, zihinsel yetersiz çocuklarımızın beslenme ve eğitim gereksinmelerini karşılamaktaki sıkıntıları biraz olsun hafifleyebilseydi.”

Yani sizce, parayı verenin kim olduğu hiç önemli değil, birileri versin de hangi amaçla verirse versin, öyle mi! Şimdi sizin bu görüş ve söyleminizin Atatürkçülükle, ulusalcılıkla, bağımsızcılıkla yakından uzaktan bir ilgisi olmadığını Gazi Mustafa Kemal’den bir anı aktararak göstereceğim.

Birinci Dünya Savaşı çıktığında Osmanlı ordusunun üst düzey yönetimi, ne yazık ki, Alman generalleri ve subaylarının elindeydi. Mustafa Kemal buna açıkça karşı çıkanlardandı. İşte şimdi aktaracağım olayın baş aktörü Alman Mareşal Falkenhein, kendilerine karşı olanları itirazlarından vazgeçirmek için çeşitli yollar deniyordu.

Olayı, Mustafa Kemal şöyle anlatıyor:1

Yıldırım Ordusu Kumandanlığını alıp İstanbul’dan Halep’e hareket edeceğim günün gecesi idi. Falkenhein karargahında bulunan bir Türk subayı ile birlikte bir genç Alman subayı Akaretler’deki 76 numaralı evime geldi, ufak ve zarif sandıklar içinde Falkenhein tarafından bana bazı şeyler getirdiğini söyledi. O şeylerin kendilerini kabul ettiğim oda-ya getirilmesini söyledim. Salon kapısının yanına ufak sandıklar istif edildi. Bunlar nedir, dedim.

Alman subay dedi ki:
-İstanbul’dan ayrılıyorsunuz. Size Mareşal Falkenhein tarafından bir miktar altın gönderilmiştir.”

Oysa Mutsa Kemal hiç kimseye hiçbir ihtiya-cından söz etmemiştir. Bu nedenle, paranın ordunun ihtiyacını karşılamak üzere gönderilmiş olduğunu sanmıştır, tercümanlık yapan Türk subayına şöyle der:

Bu sandıklar bana yanlış geldi. Ordunun Levazım Reisi’ne gönderilmesi gerekirdi. Benim için fazla yüktür.”

Mustafa Kemal’in bu sözleri Alman subayına tercüme edilir. Sonrasını yine Mustafa Kemal’in ağzından dinleyelim.

Alman subay hemen:
-Efendim o başka, dedi. Bizim subayımıza:
- Paranın miktarını bu subaydan iyi sor soruştur, huzurunda alındığına dair bir senet yaz, ver, imza edeyim, dedim

Bu subay emrimi yaptı, fakat Alman subay imzalı senedi kabul etmek istemedi, tekrar:
-Bu subay bilmiyor, dedim, senedi alsın ve mareşale versin siz de bu paraları gelip alması için Levazım Reisi’ne haber gönderiniz.”

Elbette Mustafa Kemal’in dediği olur. Altın para dolu sandıklar levazım reisliğine, Mustafa Kemal’in imzaladığı senet de Falkenheim’e iletilir. Bir süre sonra Mustafa Kemal Yedinci Ordu Kumandanlığı’ndan ayrılır, yerine vekil olarak bıraktığı Ali Rıza Paşa’ya içi altın para dolu sandıkları teslim eder. Ve kendisinden aldığı senedi o sıralar yaverleri olan Cevat Abbas ve Salih Bozok’ verir. Gerisini yine Mustafa Kemal’den dinleyelim:

-Hemen Falkenhein’ın karargahına gideceksiniz, bizzat kendisini görüp bu senedi vereceksiniz ve benim kendisinde bulunan senedimi alacaksınız, dedim.
Yaverlerim bizzat Falkenhein’ı görmek için biraz güçlükle karşılaşmakla beraber emrimi yapmışlar. Biraz sonra yanıma gelerek dediler ki:
MareşalFalkenhein size böyle bir para vermiş olduğunu hatırlamıyor ve bu para hakkında sizin imzanızla hiçbir belgenin kendisinde bulunduğunu bilmiyor. Onun için Ali Rıza Paşa imzalı senedi de kabul etmiyor.”

Bu tavır Mustafa Kemal’in canını sıkar.

Tekrar yaverlerime dedim ki:
-Şimdi size emir veriyorum. İkiniz, tekrar Falkenheim’ın odasına girecekseniz ve diyeceksiniz ki, verdiğiniz altınlar olduğu gibi durmaktadır. Buna karşı size senet verilmiştir. Senet olmadığını iddia etmek, altınların varlığını ortadan kaldıran. Belgeyi kaybetmiş olabilirsiniz, o halde verdiğiniz altınları size iade edeceğiz, aldığınıza dair siz bize bir belge veriniz ve diyeceksiniz ki bizi buraya gönderen kumandanın altın karşılığı memleket çıkarları üzerinde hoş görülü davranıp göz yumacak insanlardan olmadığını çoktan öğrenmeli idiniz. Hala bunda kararsızlık gösterecek olursanız, kumandanımızbunu size ve kamuoyuna daha başka türlü de kanıtlayabilir. Paralarınız duruyor fakat bu paralardan daha çok kıymetli olan ‘Mustafa Kemal’ imzası sizde kalamaz ve olumlu bir sonuç almadıkça karşıma gelmeyeceksiniz.

Emir verdiğim arkadaşlar grup kumandanı Falkenhein’ı tanıyan adamlar değildi. Fakat beni çok iyi tanıyorlardı. Onun için bir saat sonra Falkenhein’ın elinden benim imzam bulunan kağıt parçasını alıp dönmüşlerdi. Kolayca tahmin etmek mümkündür ki, Mareşal Falken-heim beni, belki benden başka birçoklarını böyle sandıklarla altın vererek iğfal etmek zorunda idi…”

Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen,
Yukarıdaki olay, yabancılardan alınacak karşılıksız paralar hakkında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere verdiği çok büyük bir derstir! Buradan çıkardığımız ders, çok yalındır:

.Emperyalistlerden karşılıksız para alanlar, kendlerinin iğfal edilmesini kabul edenlerdir!
.Avrupa Birliği (AB) emperyalist siyasi bir kurumdur.
.AB’den karşılıksız hibe alanlar, AB tarafından iğfal edilmeyi kabullenmişlerdir!
.Para karşılığı iğfal edilmeyi kabul etmekten daha büyük alçaklık olabilir mi?

3.Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen,
AB’den 40.743,74 Avro hibe alan ZİÇEV’in kurucularından biri olarak, sorumluluktan kaçamazsınız! “Hiç kimse alçaklığı göze almadıkça Ali Nejat Ölçen’i AB’den para almakla suçlayamaz” diye babalanarak bu durumdan kurtulamazsınız! Kitabımızda, dört yüzü aşkın kurum ve kuruluşun AB’den ne kadar hibe aldıkları yazılıdır, tek tek kişilerin para aldığı yazılı değildir! Ama şu da değişmez bir gerçektir: Bir kurum ya da kuruluşun kurucuları, yönetim kurulu üyeleri, denetçileri ve danışmanları, o kurum ya da kuruluşta olanların hepsinden sorumludurlar! İşte bu bağlamda, siz de bir kurucu üye olarak ZİÇEV’in AB’den almış olduğu hibeden sorumlusunuz! Eğer AB’den hibe alan vakfınız Manisa Şubesi’ni kutlamamış olsaydınız, keşke bir yerlerden 40 bin Avro alabilseydi diye hayıflanmasaydınız, size aşağıdaki onurlu davranışı örnek olarak sunacaktım:

AB’den hibe alanlar arasında TEMA, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı da bulunmaktadır.2Ben bu bilgiyi kitabıma koymadan önce, internet ortamında yaymıştım. İşte bu yolla bilgiye ulaşan TEMA kurucu üyelerinden Sayın Hayrettin Karaca beni telefonla aradı. Yapmış olduğum çalışmadan dolayı beni kutladı. Şaşırmıştım, çükü kendisinin kurucusu olduğu ve halen Mütevelli Heyeti üyesi bulunduğu vakfı da AB’den hibe alan kuruluşlar arasında sayıyor ve hepsini Anadolu’nun bağrına sokulmuş birer Truva Atı olarak niteliyordum. Saygıdeğer Hayrettin Karaca, şaşkınlığımı şu sözleriyle giderdi:

Ben AB’den hibe alınmasına karşıydım. Ancak Yönetim Kurulunda benim bir oyum var, benim karşı çıkışım kararı etkilemedi!”

Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen,
Ne yazık ki siz, Sayın Hayrettin Karaca’nın sergilediği dürüstlüğü gösteremediniz! Gösteremezdiniz çünkü, Sayın Hayrettin Karca, AB’den hibe alınmasına karşı olduğunu mertçe açıklıyordu oysa siz, hiç sıkılmadan AB’den hibe alınmasını destekliyor, alanları da kutluyorsunuz! Eğer kitabımı dikkatle okumuş olsaydınız, şu bilgilere de erişecektiniz:

- ABD ve AB; Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da halkı mevcut iktidarlara karşı ayaklandırıp, bu ülkelerde sömürgecilerden yana hükümetler kurulması amacıyla, ‘Sivil Toplum Örgütleri’ aracılığıyla paralar dağıtmıştır. İngiliz casusların Moskova’da Sivil Toplum Örgütlerine gizlice paralar verdiğinin ortaya çıkmasından sonra, Rusya Meclisi, sivil toplum örgütlerinin yabancılardan para almasını yasaklamıştır.

- Venezüella’da da, ‘Amerikan Demokrasi Vakfı’, halkın oylarıyla başa geçen anti-emperyalist Hugo Chevaz’ı devirmek amacıyla halkı kışkırtan sivil toplum örgütlerine dolarlar akıtmıştır.

Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen,
Halkımız çok iyi biliyor, ama anlaşılıyor ki sizin şu deyişten haberiniz yok: ‘Gavurun ekmeğini yiyen, gavurun kılıcını sallar!’. AB’den karşılıksız para alanlar da, AB’nin borazanlığını yapar! Ne söylerseniz söyleyin, ‘Kamu Oyunu’ bunu tersine inandırmanız asla mümkün değildir!

4.Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen,
‘Kamu Oyuna’ başlıklı yazınızın 6. maddesinde şunları yazmışsınız:

“Sn. Yılmaz Dikbaş’ın kitabının daha sonraki baskısı söz konusu olursa, ya bu yazıma yer vermesi ya da giriştiği yanlışı düzeltmesi vaz geçemeyeceğim talebimdir.”

Kitabım kısa sürede 4. baskısını yapmıştır. Yayınevi, baskı sayısının daha da artacağını söylemektedir. Ancak, kitabımın bundan sonraki baskılarında, bir yanlışın düzeltilmesi söz konusu olmayacaktır, çünkü burada sizin kendi ifadelerinizi ve itiraflarınızı göstererek bir kez daha kanıtladık ki, vakfınız ZİÇEV, AB’den 40.743,74 Avro hibe almıştır ve siz bundan mutluluk duymaktasınız! Ancak şu sözü şimdiden verebilirim. Bir bakıma ‘Avrupa Birliği-Tabuta Çakılan Son Çivi’ kitabımın devamı sayılacak bir kitap hazırlamaktayım. Adı, ‘AB Mandacıları’ olacak kitabımın bir bölümünde, ünlü AB Mandacılarına yazdığım mektuplara ve onlardan gelen cevaplara yer vereceğim. İşte o bölümde, sizin ‘Kamu Oyuna Duyuru’ başlıklı yazınıza ve o yazınıza verdiğim bu cevabı da koyacağım. Bunları okuyacak olanlar, kendi kararlarını vereceklerdir.

5.Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen,
AB’den hibe alanlar ve AB’den hibe alanları kutlayanlar AB karşıtı olamazlar!
AB’den hibe alanlar ve alanları kutlayanlar, AB Mandacısıdırlar. Hem AB Mandacısı, hem de Ulusalcı olunamaz!

Hem AB Mandacısı, hem de antiemperyalist olunamaz!
Anti-emperyalistler, hiçbir ad altında, hiçbir biçimde, Emperyalistlerden hibe kabul edemezler!

Sayın Dr. Ali Nejat Ölçen,
Son olarak size bir öneride bulunuyorum.
AB’den hibe alan bir vakfın kurucu üyelerinden biri olarak sessiz kalışınızdan, AB’den karşılıksız hibe alan vakfınız Manisa Şubesi’ni kutlamak gafletinde bulunduğunuzdan dolayı çok büyük bir yanlış yapmış olduğunuzu mertçe itiraf eden bir ‘Kamu Oyu’ duyurusu hazırlayınız ve tüm ulusalcılardan af dileyerek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün anti-emperyalist çizgisine geldiğinizi duyurunuz. Korkmayınız, yüreği sevgi dolu ulusalcı halkımız, bağışlayıcıdır!

Size sağlıklar diliyorum, Yılmaz Dikbaş
18 Mart 2007, Antalya
------------------------------------------------
1Ahmet Almaz, “Büyük Gazi’nin Hatırat Sayfaları, Atatürk’ün Hatıraları”, Oku Yayınları, Mayıs 2003, sayfa 25’i kaynak gösteren, Turgut Gürer, “Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer-Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 Yıl”, Ekim 2006, İstanbul
2Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği-Tabuta Çakılan Son Çivi”, AsyaŞafak Yayınları, Kasım 2006, İstanbul, sayfa: 367-368

**************

YILMAZ DİKBAŞ’IN YANITINA YANIT.

Ali Nejat Ölçen
alinejat@olcen.net

Sy.Yılmaz Dikbaş, Avrupa Birliği-Tabuta Çakılan Son Çivi adlı kitabında, Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı Genel Merkezi ZİÇEV’in kurucu üyeler listesine yer verip, listenin altına da “AB’den aldığı: 40743 Avro” kaydını eklemekle, göze aldığı haksızlığı ve düştüğü yanılgıyı kabul etmemekte; üstelik saldırgan üslubuyla haksız suçlanmalarını sürdürmektedir. Kendisine yanıt verdiğim bu ileti nedeniyle sizlerden özür diliyorum. Buna beni kendisi mecbur etti. Vakfımızın kurucu üyelerini ve özveriyle çalışanlarını savunmak benim görevimdir. Vakfımıza yönelik suçlamasındaki yanılgıları ve çelişkileri açıklıyorum:

1.Vakfımıza ilişkin bilgileri, “Avrupa Komisyonu gibi sağlam bir kaynaktan edindiğini” söylüyor. Ona göre Ankara 9.Noter’in 1982 yılında Vakfın kurucularını onayladığı ve Türkiye Cumhuriyeti Yargısının hükme bağladığı kurucular listesi geçerli değil ve fakat karşı çıktığı AB’nin Komisyonundan edindiği liste geçerli! Kendisini haklı göstermek için karşı çıktığı AB’ye sığınıyor.

Vakfımız 1982 yılında 27 üye tarafından kurulmuştur.Sy.Dikbaş bu sayıyı 45’e çıkarıyor, buna karşın ve ne yazık ki, Vakıf Resmi Senedinde adı yazılı, kurucu üyelerimizden Vehibe Toçsoy, Makine Yüksek Mühendisi Hakkı Zarakol, Dr.Demir Tan, Dr.Orhan Tan ve en yaşlı üyemiz Ahmet Martı’yı kurucu üye kabul etmiyor, kitabındaki çizelgenin dışına itiyor. Buna karşın, daha sonraki yıllarda, Vakfımıza genel kurul tarafından üye kaydedilen bireyleri (ki onlar 1982’deki ilk kurucu üyelerden farklı statüdedirler) kurucu üye olarak kitabındaki çizelgeye ekliyor ve sayıyı 45’ çıkarıyor. Başka yanlışlıklar da yapıyor. Üye olanı üyelikten çıkarıyor Yönetim Kuruluna yerleştiriyor. Kimini üye olmadığı halde üye gibi gösteriyor. Her halde 45 sayısına öteki sayılardan daha fazla ilgisi var.

2.Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı Genel Merkezini 45 üyeye çıkardığı kurucular çizelgesinin altına :

AB’den aldığı para: 40 743,74 Avro

eklentisini yerleştirerek, kimileri yaşamını yitirmiş, kimi kurucu olmayan üyeleri, ayırım gözetmeksizin AB’den hibe almanın suçlaması içine sokuyor. İçine düştüğü bu yanlışlığı düzeltmesi gerekirken, 1982 yılındaki kurucu üyeleri, yönetim kurullarını ve hatta danışma kurulunun üç üyesini de hesaba katarak, AB’den hibe almakla suçluyor.2005 yılından önceki Vakıf üyeleri nasıl suçlanabilir anlamak olanaksız.. Fakat o, kendisine suçlama yetkisi vermiş olmalı ki, bir de “yargı hükmü” geliştiriyor.

3.Hukukumuzda yeri olmayan ve fakat kendisinin geliştirdiği “yargı hükmü” şöyle:

Bir kurum ya da kuruluşun kurucuları, yönetim kurulu üyeleri, denetçileri ve danışmanları (iyi ki odacıları ya da vakfın kapısının önünden geçenleri katmıyor) o kurum ve kuruluşta olanların hepsinden sorumludur.

Yetki, sorumluluk ve daha da önemlisi zaman farkını göz ardı ederek, kendi kendine geliştirdiği bu “yargı hükmü” ile, madem ki, Manisa Şubesi yapım için AB’nin yardımını kabul etti, bu bir hibedir, Vakfın Genel Merkezinin 1982’deki kurucuları da (o yıllarda AB yoktu, sadece topluluktan ibaretti) dahil tüm üyeleri, AB’den hibe almış sayılır, gibi geçersiz mantık dışı bir sonuca ulaşarak, “kitabımda yanlışlık yoktur” demek istiyor.

Her halde 1930’ların İtalya’sında Mussolini de böyle düşünüyordu. Doğal olarak Hitler de.. Ve 12 Eylül 1980 sonrası General Kenan Evren-Turgut Özal döneminde Türkiye’de de. Aslında sy.Dikbaş’ın zihnine yerleşmiş böyle bir kural, faşizim için geçerlidir. Suçlu bulunamazsa onun kardeşini ya da bir yakınını hatta komşusunu suçlamak olanaklıydı. 21.yüzyılda böylesi sanal suçlamalar artık geçerli değil. Demek ki, sy.Dikbaş için geçerli!

4.Manisa Şubemizin, AB yardımıyla zihinsel yetersiz çocukların eğitim kapasitesini arttıran girişimini bu kez kişiliğime karşı silah olarak kullanıyor ve “Engelli Çocuklar İçin Mesleki Eğitim ve Sosyal Uyum Kursları” adlı proje karşılığı AB’den 40 743.Avro almıştır savında direniyor. Kendisi şunu bilmemekte ya da bilmezden gelmektedir. Vakfımız ve şubeleri, proje üretmek, hazırlamak amacıyla kurulmamıştır, enstitü de değildir. Doğrudan doğruya eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinin uygulayıcısıdır. AB ise yalnız proje amaçlı girişimleri finanse eder. Ne var ki, Manisa Şubemizin eğitim ve rehabilitasyon kapasitesini arttırmaya yarayan tesis, araç, gereç gibi nesnel harcamaları finanse edemeyeceği için, AB uzmanları, yetkili organlardan yatırımı “proje” kılığına sokarak karar almıştır. “. Bu işlem, AB’nin kendisini ilgilendirir. Gerçekte Manisa Şubesinin “Engelli Çocuklar İçin Mesleki Eğitim ve Kurs Açma “gibi bir girişimi söz konusu değildir. AB yardımı, eğitim kapasitesini arttırmaya yönelik ek tesis ve araç gereç teminini sağlamaya yöneliktir. Sy.Dikbaş’ın konuyu saptırarak proje karşılığı hibe alınmıştır biçiminde yorumlamaktadır ki yanlıştır.

5.Sy.Dikbaş’a bu gerçeği kabul ettirmek olanaksız. Zaten, bununla yetinmiyor, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Mareşal Falkenhayn’ın (doğru yazılışı böyledir)sunduğu parayı almayıp, Levazım Birliği’ne göndermesini örnek gösteriyor. O konuda da çok açık çelişkiye düşmektedir: Manisa Şubemiz de, AB’nin yardımıyla tesisin yapımını sağlamış, yani ek bina tesisine aktardığı için, Mustafa Kemal gibi davranmıştır. Sy.Dikbaş, Manisa Şubesini AB’den yardım aldı diye suçlarken, benzer durumda, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Alman generalinden parayı almayıp ta, Orduya ilettiği için sy.Dikbaş’ın mantığına göre parayı almış sayılmaz mı! O’nun bu davranışını örnek olarak gösteriyor. Manisa Şubemiz de AB yardımını zihinsel çocukların eğitimi için bina yapımına aktararak Mustafa Kemal gibi hareket etmiştir. Öyle ise Manisa Şubemizin davranışını da örnek olarak göstermek gerekir. Tersine, Manisa Şubesini suçlayan mantık, Mustafa Kemali de suçlamış olur ya da, Mustafa Kemali suçlamayan mantık, Manisa Şubesini de suçlayamaz. Oysa, Mustafa Kemal gibi davranan Manisa Şubesini suçluyor. Görüyorsunuz ki, sy.Dikbaş’ın bu konudaki mantığında çifte standart vardır, çıkmaz sokağa girmiştir, çelişki içindedir.

6.Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan olarak, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması için paraya gereksinim olduğunu görüyor ve para bulmaksızın savaşın kazanılamayacağını biliyordu. Zaten TBMM’nin 26 Aralık 1337 (1921) günlü gizli celsesinde umutsuzluk içinde görüşülen sorun buydu.. Askerimizin üstünde giysi, ayağında postal, tüfeğinde mermi yoktu. Savaş nasıl kazanılacaktı? Mustafa Kemal’in söz alıp şunları söylediğini görüyoruz:

Parayı yani masrafı temin için, behemahal hariçten temin etmek mecburiyetindeyiz. Ve bu mecburiyeti temin için de Fransızlarla bir şey yapmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan Rus dostumuzdan bazı ihtiyacı temine çalışıyoruz,demişti.

14 yıldır iki ayda bir, yayımını sürdürdüğüm Türkiye Sorunları kitap dizisinin 50.sayısında (Haziran 2003) yer verdiğimiz bu alıntı, okuyucumuz sy.Dikbaş’ın gözünden kaçmış olmalı, belki de tabuta çivi çakanların peşine düştüğü için okumaya vakit bulamamış olabilir.

Mustafa Kemal’in o konuşmasından alınacak ders şudur. Ulusal yarar ön yargıyla, dogmalarla korunamaz. Önemli olan alınan yardımın amacı, ne için kullanıldığı, içeriğini oluşturan koşullarıdır. Sy.Dikbaş’ın kavramakta güçlük çektiği bu olsa gerek. Çünkü yanıtında AB’den para alanlar AB tarafından iğfal edilmeyi kabullenmişlerdir, diyor. Saçma. Sovyet Rusya’dan ilk büyükelçi Aralof’un getirdiği parayı kabul eden Mustafa Kemal, Rusya tarafından iğfal mi edildi? Haşa.Yoksa, günün birinde Yılmaz Dikbaş adında birinin mandacı olarak suçlamaması için parayı geri mi çevirdi? Geri çevirdi de komutundaki orduya ödenmesine izin vermedi mi?Dikbaş’ın Vakfımız için ileri sürdüğü mantığa göre, yabancıdan para almış mı sayılacak?

Mustafa Kemal, savaşı kazanmak için para bulmak zorundaydı. Savaştığı Fransa ile ilişki kurmayı bile göze almıştı. Buna özdeş bir ata sözümüz var: Denize düşen yılana sarılır. Manisa şubemiz de zihinsel yetersiz çocukları kapı dışında bırakmak yerine denize düştüğü için yılana sarılmak zorunda kalmıştır ve bu, özürlü çocuklarımızı göz ardı eden devletimizin ayıbıdır

Hibe ya da yardım alışında bireyin ya da bir kurumun davranış biçimindeki erdemi yok saymaktadır sy.Dikbaş. Ona göre kim ki yardım alıyor, kendisini satıyor demektir. Umarız bir gün yanlışlığını anlayacak insanı insan yapan değerleri yok saymayacak olgunluğa ulaşacaktır.

Sy.Dikbaş böylesi mantık çelişkilerine nasıl düşmektedir? Bunun nedeni, ancak onu anlamakla olanaklıdır. Çünkü:

1. Bir kişi için o “mandacı” ya da “truva atı” diyorsa onun bu hükmüne karşı çıkanlar da “mandacı”dır, ya da “truva atı”

2.Ulusalcı ve yurtsever olabilmek, ancak onun oluruyla olanaklıdır. Kimin yurtsever kimin ulusalcı olduğunu ya da olmadığını (kimya mühendisi olduğu için) elindeki turnusol kağıdıyla ancak o saptayabilir

3.Bir demokratik kitle örgütü, onun yanlış diye verdiği hükümden 20 yıl önceki kurucuların tümü sorumludur. Yasalar böyle bir sorumluluğu tanımasa bile.Sy.Dikbaş edebilir,onun yetkisi içindedir!

4.Sy.Dikbaş’ın dünyasında iki renk vardır. Ak ve kara.

Kendisine öneriyorum:
Ankara Gölbaşında bulunan Genel Merkezimizin kayıtlarını incelemesi için her türlü olanak kendisine sağlanacaktır. Kanıtladığı taktirde kendisinden özür dileyecek ve kendimi mandacı(!) olarak ilan edeceğim. Kanıtlayamazsa kendisini nasıl suçlayacağımı bilemi-yorum

Şimdi e-mail aracıyla dağıttığı “Dr.Ali Nejat Ölçen’e Açık Mektup” yazısındaki ilkesel yanılgılarına da yanıtımı veriyorum:

1.Yurtseverliğin gereğine titizlikle uyan ve ulusal yararın zedelenmesine neden olmayan koşullarda, yabancı kurum ve kuruluşlara, bedeli karşılığında rapor ya da proje hazırlamayı, mandacılık olarak yorumlamak yanlıştır, sakıncalıdır ve çağ dışılıktır.

2.Avrupa Birliğine bedeli karılığında proje hazırlayan öğretim üyelerinin büyük çoğunluğu en az Yılmaz Dikbaş kadar yurtseverdir. Onları gözden düşürücü suçlama, sayıları gittikçe azalan aydın, demokrat, ilerici kadrolara karşı ihanettir, Cumhuriyet karşıtı kadrolara dolaylı yoldan hizmettir. Türkiye’nin o güçler sayesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyeti ve kazanımlarını korumayı sürdüre-bilmekteyiz. Ne var ki, sy.Dikbaş, ülkemizin yararını, onurunu ve çıkarını korumakta titiz davranarak yurt dışındaki kurum ve kuruluşlara bedeli karşılığında proje hazırlamayı “mandacılık “olarak suçlamışsa, bunun yanlış olduğunu ileri sürenler de yukarıda belirttiğimiz 1.madde gereğince mandacıdır.

Oysa dış dünya ile ulusal yarar korunarak ilişki kurmak gereklidir, yadsınması ve hele suçlanması bağnazlık, geriliktir ve gericiliktir.

3.”AB’den hibe alanlar ve de alanları kutlayanlar mandacıdır, diyor, sy.Dikbaş. Mantığını betimlediğimiz madde 1.gereğince haklıdır! Kendisi uyuklarken, Ali Nejat Ölçen, Gümrük Birliği’ne girilmesine karşı ilk kampanyayı başlatan kişidir. Gümrük Birliğine karşı çıktığımız yazıya Cumhuriyet gazetesi yer vermedi, sadece iki tümceyle haber olarak geçiştirdiği için, Ali Nejat Ölçen iki ayda bir çıkardığı Türkiye Sorunları kitap dizisinin 12.sayısında (Aralık 1995) yeniden imzaya açmıştır.. Kitap dizimizin okuyucusu olan sy.Dikbaş, kampanyayı başlattığımızda, o tarihten iki ay sonra Türkiye Sorunları kitap dizisinin 13.sayısına (Şubat 1996) kampanyaya katıldığını bildiren yazı göndermek zahmetine katlanmadı? AB’ye karşı çıkmak, ulusalcı olmak, şimdi mi aklına geldi?

Sy.Cumhurbaşkanını, AB’ye katılma yanlısı olduğunu düşünerek, ağır bir dille eleştiren makalesine Türkiye Sorunları kitap dizisinin 58.sayısında (Mart 2005) Ali Nejat Ölçen’in yer verdiğini unutmuş görünüyor. Ali Nejat 58.sayıyı “Sömürgeleşme Sürecinde Türkiye” özel baskısı olarak yayımlanmış ve AB-ABD kıskacında nasıl sömürgeleşme sürecine sürüklenmekte olduğu-muzu, kanıtlarıyla sergilemişti. sy.Dikbaş’ın kalkıp ta Ali Nejat Ölçen’e AB karşıtlığı dersi vermeye yeltenmesini o nedenle tersine çeviriyorum.

O ve ona benzeyenler gibi, Ali Nejat, AB’ye karşı olmak için karşı değildir. Emperyalizmin babası, iki yüzlü Avrupa’ya karşı olduğu için onun birliğine karşıdır. Karşıtlık, AB’ye değil onu yaratan Avrupa’ya yönelik olmalıdır. Çünkü AB bugün vardır fakat, yarın ne olacağını kimse bilemez. Avrupa’ya karşı olmak ta emperyalizme karşı olmaktan kaynaklanmalıdır. Neden? Çünkü Avrupa’nın yoksullaşan katmanlarına karşı olamayız, onlarla birlikteliğin yollarını aramaktan uzaklara düşmemeliyiz. Yani, karşıtlık, bir kültür sorunudur ve tarihin diyalektiği kavranmadıkça karşıtlık olgusu sanal kalmaya mahkum olur.

“AB’den hibe alanlar ve de AB’den hibe alanları kutlayanlar, AB karşıtı olamazlar diyor. Saçma. Her halde AB’ye karşı olabilmek için sy. Dikbaş’ın (mantığını betimlediğimiz 2.madde gereğince) onayını almak gerekiyor. Öyle anlaşılıyor ki, kimin AB karşıtı kimin AB yanlısı olduğuna karar verme hakkı kendisinin tekelindedir. Bununla da yetinmiyor, AB’den hibe alanlar ve hibe alanları kutlayanlar “mandacı” dır, diyor. Mandacı olmamak için herhalde sy.Dikbaş’dan icazet almamız gerekecek!

Ali Nejat Ölçen, TBMM’nin kıyak emeklilik olarak anılan ek ödemeyi, Anayasa’nın önceki iptal kararını temel alarak, bütçesine katmayan, 14 yıldan bu yana Türkiye Sorunları kitap dizisini yayınlayıp ücretsiz dağıtan ve o parayı kabul etmeyi vicdanıyla bağdaştırmadığı içindir ki, kitap dizisi yoluyla topluma geri ödeyen biridir.

Son olarak şunu belirtmek zorundayım: Kitabın adının “Tabuta Çakılan Son Çivi” deyimi çok yanlıştır: Çünkü, Mustafa Kemal Atatürk’ün yarattığı Cumhuriyete saygısızlıktır ve emperyalizme teslimiyettir. Hiçbir ülke, Türkiye’mizi tabuta sığdıramaz, bunu ifade etmeye cesaret edemez, eğer yeltenirse kendisini tabut içinde bulur!

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail