Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 70 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


...

TERÖR MÜ BU?

Ali Nejat Ölçen

Ülkemize musallat olan kanlı eylemleri, terör olarak nitelemek gerekli olsa bile, bunun yetersiz kaldığını kabul etmemiz gerekir.Çünkü, PKK’nın ülkemize karşı sürdürdüğü kanlı eylemler, aslında ABD-AB çaprazında Türkiye’nin haritasına yönelik yeni bir çizimin uygulamasından bağımsız düşünülmemelidir. Güney Doğu Anadolu’muzu içine alan bir Kürt Devletinin kurulması ABD-AB işbirliğinin projesi ise (ki öyle olduğu anlaşılıyor) uygulamamız gereken strateji bugünkü tasa-rımlarımızdan çok farklı olmak zorundadır.

PKK’nin ülkemize yönelik kanlı eylemlerinin uygulayıcısı olması ne Barzani’nin ne de Talabani’nin tek başlarına göze alabileceği girişimler olamaz. Onlar, ABD-AB ikileminin desteği olmaksızın Türkiye’ye karşı bu denli pervasızca sırtaramazlar. Bunun dışsal nedeni yanı sıra uzunca bir süredir siyasal iktidarlarımızın akıl almaz yanılgılarının da payı vardır elbet. Bir başbakan, Avrupa Birliği Diyarbakır’dan geçer diyorsa, bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) eski milletvekili olmasına karşın Düisburg Üniversitesinin davetlisi olarak uzun uğraş sonucunda ancak mavi pasaport alırken, Talabani’ye kırmızı pasaport verilebiliyorsa, ülkemizin yönetsel haritası, eyalet sistemine göre tasarımlanıyor ve AB’nin gelişme raporuna ek koşul belgesinde açıkça hangi illerin eyalet merkezi olacağı belirtiliyor buna AKP iktidarından tepki gelmiyorsa, bugün Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül, imza ettiği 9 maddelik güvence protokolunda ABD’nin izni alınmaksızın sınırdışı operasyona gidilmeyeceğini garanti etmişse ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay, sınırdışı harekata girişilmeyeceğini kabul ettiği anlaşmayı imzalamışsa hemen ertesi gün PKK’nın başlattığı kanlı eylemlerden kimin yakınmaya hakkı olabilir?

Teskere olağanüstü çoğunlukla TBMM tarafından sınır dışı harekat için Hükümete yetki vermesine karşın üç gün sonra Başbakan, “Kuzey Irak’taki kampların dağıtılması, terörün kökünün kazınması ve buralardaki terörist başlarının teslimi Türkiye’yi tatmin eder” diyorsa, Tala-bani denilen yabaniden “kedi bile teslim etmeyiz” türün-de yanıt geliyorsa TBMM’nin verdiği yetkiyi kullanmaya yüreğinizin yetmediği sonucuna ulaşılmaz mı? Teröre karşı ulusun gösterdiği kitlesel tepki ile siyasal İktidarın aczi bugünkü Türkiye’nin en önemli çelişkisidir ve bu çelişkinin kaynağı siyasal iktidarın kendisidir.

Başbakan “kimseden izin alacak değiliz, kimin ne söylediği bizi ilgilendirmez” dedikten 24 sat sonra İngiltere’ye gidiyorsa ve ABD’ye gideceği anlaşılıyorsa, oralardan icazet alacak sorusu zihinleri kurcalamaz mı?

Bunca askerimiz hunharca şehit edilirken bir başbakan TBMM’nin verdiği yetkiyi kullanmak için “askeri gerekçe oluşmamıştır” diyebilir mi? Bunu söyleyen bir başbaka-nın sınır ötesi harekat iznini kullanacağına ilişkin güven duygusu toplumda uyanabilir mi? Askeri gerekçe nasıl oluşacak? Bunu biliyor mu başbakan, daha nasıl oluşsun.

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın Iraktaki Güvenlik anlaşmasına imza attığını öğrendiği gün şu dizeleri yazmıştı:

Ey Atalay Beşir

İhanet belgesine imza atarken

elinde tebeşir ,

bir Bakan

böyle köleleşir

ancak..

Şehitlerimizin üzerinde

kanlanırken ay yıldızlı Sancak.

İmza atmadan önce prof. Beşir

elinde tebeşir,

kalemini kırsaydın

haykırsaydın,

mertçe.

ve biraz da sertçe

Barzanı ve Talabani

sinerdi

yani

atan inip

binerdi

merkebe

İhanet bulaşmazdı

kalemindeki mürekkebe.

İçişleri Bakanı Beşir’in imzasından sonradır ki, Barzani ve Talabani’nin şımarıklığına paralel PKK’nın haince ey-lemleri olağanüstü tırmanışa geçti. Türkiye, durup dururken, Irak’ta sözüm ona güvenlik anlaşmasına imza koyarak,sınır ötesi harekata geçmeyeceğine ilişkin kararı, kimin güvencesi için vermişti? PKK’nın mı, ülkemizin mi? Ülkemizin güvencesini sınır ötesi operasyonda görü-yorsa (ki TBMM’ye sunduğu teskerede görüyor demektir) o halde neden İçişleri Bakanı Beşir, öylesi bir belgeye imza atabildi? Cumhurbaşkanı seçilmeden önce Dışişleri Bakanı iken Abdullah Gül, nasıl oluyor da ABD’den izin almaksızın hiçbir eylemde bulunulmayacağı güvencesini vermek gibi bir yetkiyi kullanabiliyor? İşin acı yanı kendisi bunu inkar ederken, ABD’nin İnternet sitelerinde o belge dolaşıma girmişti.

Böylesi akıl almaz yanlışlıklar karşı taraflarca kullanıl-masa bile, siyasal iktidarın acz içinde yöntemsiz ve ilkesiz olduğu kanısını uyandırmaz mı? Kimsenin ne dediği AKP iktidarı ilgilendirmiyor ve TBMM’den aldığı yetkiyi kullanmaya kararlıysa, kişiye sormazlar mı, İngiltere’de işin ne?

MEDYA’da kimi sözcüler, Kuzey Irak’ta PKK terörünü yok edecek girişimi sakıncalı bulmakta, barışçı yolların denenmesini önermektedir. Ekonominin böylesi bir hare-katı kaldıramayacağını ileri sürenlere de rastlamaktayız. Çankaya’da yapılan zirve toplantısında, böylesi bir harekatın bedelini ödemeye hazır olduğumuz belirtilirken, ABD Dışişleri Bakanı Bayan kimler için devreye giriyor ve neden dört gün süre isteminde bulunuyor. ABD, kimden yana kime karşı? Sonra da ABD ile ortaklaşa bir harekat planı gündeme giriyor. Bir gerçek artık, apaçık ortadadır. PKK’nın varlığı, ABD-AB ikilisi tarafından desteklenmektedir. O halde cephe belirmiştir. ABD ile AB’yi karşımıza alacak stratejiyi oluşturmadan PKK terörünü ortadan kaldırmaya olanak ya yoktur ya da çok sınırlıdır. Teşhisi doğru koyamadı Türkiye. Tüm siyasal iktidarlar 1995’den sonra aynı yanılgının içinde yuvarlanıp durdular. ABD ile iyi geçinmek, AB’ye üye olmak için oradan gelen baskılara boyun eğmek. Türkiye’nin sırtındaki kamburdur ve şimdi bunun bedelini ödemekteyiz.

Türkiye er geç, ABD’yi karşısına alacak ve Irak’ta kan gölüne batmış olan ABD, Türkiye karşısında dik durama-yacaktır. Sınır çizgisine egemen olacak teknolojik dona-nımı yaratmak zorundayız. Türkiye bu donanımı yarata-bilir ve sınırdan sineğin bile girmesini önleme olanağına kısa sürede sağlayabilir. Bugün sınırımızın yol geçen hanı oluşundaki sakıncalar ortadan kaldırılmadan, sınır ötesinde gerilla savaşına girmemiz sakıncalı olacaktır.

Hava gücümüzü bu denli etkisiz bırakmaya Genelkurmay’ımızın da hakkı olmamalıdır. Sınıra uzun menzilli top tüfek göndermeyle başlatılacak bir harekatın Türkiye’ye (her ne kadar Çankaya’dan bedel ödemeye hazır olduğumuz kararı çıkmışsa da) kısa sürede bedel öde-meye hazır olmadığımız sonucuna ulaşabiliriz. Harekatın planlaması kadar, harekat öncesini planlamak ta çok önemlidir. Bunun önemli nedenleri söz konusu:

1.Böyle bir harekat, Menkul Kıymetler Borsası’nı tatil etmeden göze alınamaz. O halde Merkez Bankası ile Devlet Planlama Teşkilatı, birlikte, para piyasasını denetim altına almanın koşullarını planlamalıdırlar. Neden? Çünkü, ülkemizde para piyasası, örneğin Menkul Kıymetler Borsası, spekülasyona ardına kadar açıktır. Birkaç uluslararası parasal gücün etkisi altındadır.

Bir iki bilgisayar tuşuna dokunulunca, sekiz-on milyar doların uçup gitmesine kimse engel olamaz ve YTL’nin hangi badireye sürükleneceğini kimse bilemez. ABD bile çift kulenin tahribinde ilk önlen olarak para borsasını denetime almak zorunda kalmıştı.

Harekatın askeri planlaması, para piyasasını denetim altına alacak planlamaya dayanmalı, güvenmelidir. Böylesi plan hazırlanır ve fakat; nasıl, ne zaman yürürlüğe konulup konulmayacağı sonradan gündeme girebilir.

2.Anımsayanlar bilir ki, 9 Aralık 1999 günü IMF’nin yürürlüğe koyduğu koşul, sabit kur sistemiydi. Bundan sonraları vaz geçildi, dalgalı kur sistemine geçildi. Sınır öteki askeri operasyon, dalgalı kur sistemi içinde başarılı olmayabilir. O nedenle, yukarıda sözünü ettiğimiz sabit kur sistemine nasıl ne koşulda girileceği de ince leme konusu olmalıdır.

3.Haberleşme ağımız bugün özelleştirme adı altında blok satışla devletin elinden çıkarıldı ve uluslararası sermayeye armağan edildi. Sınır ötesi bir harekatta, tüm banka işlemleri, uçak seferleri hata Ordumuzun hava harekatı bloke edilebilir. Bu konuda güven sağlamanın koşul olduğu unutulmamalı.

4.Sınır ötesi harekatın gerekli psikolojik alt yapı oluşmuş ve toplumun dinamiklerinin onayı alınmıştır, fakat; bu yeterli olmayabilir. Açık konuşmak gerekirse, sıkı yönetim ya da olağanüstü hal gibi kararlara gereksinim duyulmadan üstlenilecek bir girişim, kimi ilimizde karşı eylemlerin doğuşuna yol açabilir ve bu da aşırı gergin olan toplumda iç çatışmaları gündeme getirebilir. Sınır ötesi bir harekatın, “sivil iktidar ile askeri iktidar”ın kenetlenmesi olgusuna gereksinim duyacaktır. Acaba bu kenetlenmeyi Türkiye’miz başarabilir mi? Militarizm kavramı, ordu karşıtlığı olarak kullanıldıkça böylesi sorunun yanıtı belirmeyebilir.

5.Aslında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ordusu militarist değildir. Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) şunu iddia edebilir ki, Ordu üst kademesindeki kültür ve bilgi düzeyine pek çok üniversitemizin öğretim kadroları ulaşabilmiş değildir. Bugün ordu üst kade-mesinin dünya görüşü, teorik analiz yetisi ve prog-ramlama gücüne komşularımızın hiç biri (buna Fransa ve Almanya dahil) ulaşamamıştır. Neden? Çünkü onların orduları savunma stratejisine göre gelişmiştir. Oya bizim ordumuz savunma ve savaş stratejilerinin sentezine sahiptir. ABD’nin Irak’ a gönderdiği ordunun en ileri teknolojilerle donatılmış olmasına karşın başarılı olama-yışının birincil nedeni, “savunma ve saldırı” yetisinin sentezine göre eğitilmemiş olmasıdır.

Bugün Kuzey Irak’ta ABD, Ordumuzu karşısına alamaz. Karşısına aldığı zaman ne durumlara düşeceğini bilir. Dünya tarihinde paralı askerin, şehit olmayı kutsal görev sayan Türk Ordusunun karşısında durabildiğine tanık olmamıştır.

Türkiye’mizin bugünkü temel çelişkisi PKK terörü karşısında “ulus-ordu-siyasal iktidar” üçlüsünde en çürük halkanın iktidar olduğu gerçeğinden kaynaklanıyor.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail