Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 72 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


KIRILGAN EKONOMİNİN ÇIKMAZI
Ali Nejat Ölçen

1.Genel.

eri ödenmesi güçleşen dış borç yükü , o ülkenin bağımsızlığını zedeleyen sonuçları da birlikte getirir. 1800’lü yıllarda, Fransa’nın kişi başına dış borç yükü 365 Frank, İngiltere’nin 571 Frank ve buna karşın Osmanlının 123 Frank olmasına karşın, 1881 Muharrem Kararnamesine boyun eğmesi ve ekonomisini, siyasetini ve hatta hukukunu Düyunu Umumiye yönetimine teslim etmesinin nedeni, edindiği borçları geri ödeyememesinden kaynaklanmıştır. (Bakınız: A.N.Ölçen, “Kendini Yokeden Osmanlı”,Ümit Yayınları, 2006,s.254).

Bu yazımızda, planlı ekonomi siyasetinden uzaklaşmanın hangi sonuçları ortaya çıkardığı ve çıkarmayı sürdüreceği sorunu ele alınmıştır. Planlı ekonomi siyaseti, ülkemizde özel sektör girişimlerini yadsımaz, tersine o sektöre hangi alandaki yatırımların daha verimli olacağı öğretisini sunmaktaydı. Planlı ekonomi siyaseti, aslında kamu ve özel sektörlerin birlikteliğini bir başka deyimle, ekonominin kazanç koşuluyla toplumsal yarar ilkesinin bütünlüğünü sağlayan yöntemin adıydı..

1980 sonrasında planlı ekonomi siyasetinin terk edilmesi, kamusal yatırımların daralarak gelir dağılımının bölgesel adaletsizliğini de ortaya çıkarmıştır. Gerice yörelerin daha da gerilerde kalması, kırsal alandan kent-lere göç olayının artarak sürmesi, varoşlarda nüfus yığılması, alt yapı hizmetlerine yeterince kaynak ayrılamaması, giderek sağlıksız yerleşme birimlerinde güvenlik sorunlarının doğuşuna yol açmış bunu, dışardan gelecek tehditlere karşı güvenliğin sağlanmasındaki güçlükler izlemiştir.

Ülkemizde sosyal hukuk devleti kavramının gerçekleşmesine ilişkin engeller arasında, siyasal ideolojilerin farklılıkları bir yana, ekonominin savurganlık çıkmazına sürüklenmesi verimliliğini yitirmesi, yatırımların duraksaması, artan bütçe açıkları ve de kamusal kararlarda rüşvetin, kişisel kazanç sağlamanın yollarının açıl-ması, bu örtünün altında kişisel çıkarların, toplumsal yararları gerilere itmesi, yozlaşma sürecinin başlaması nedenleri arasında sayılmalıdır. 1990’lı yıllarda, Sovyet Bloku’nun dağılması, sosyalizmin çöküşü olarak algılandığından, ülkemizde demokratik sol ya da sosyal demokrasi deyimini kullanan siyasal partiler de, böylesi çarpık gelişen ve giderek gericiliğin kalıpları içine giren siyasaya karşı çıkamadılar, kendi içlerinde düşünsel ve ilkesel farklılıkların tartışmasına kapıldılar. Türkiye’nin sömürgeleşme sürecine sürüklenmesinin önündeki engeller de ortadan kalkmış oldu. Bugün eğitim, kamusal yönetim ve ekonomi sömürgeleşmeye taban oluşturan bir sacayağı gibidir.

Varoşlardaki yoksulluk ve burjuvaziye yabancılaşma, AKP iktidarını ortaya çıkarmış ve o iktidar ümmet bilinci ve biat kültürünün etkisi altında ulusal çıkar kavramını koruyacak dinamikleri etkisizleştirmeyi kendi varoluşlarının gereği saymıştır.

2.Bağımsızlığın Güvencesi: Dış Borcu Ödeyebilen Ekonomi
kararlar alması, hatta ABD’nin onayı olmaksızın kendisinin dış güvenliğine ilişkin önlemleri almakta özgür davranamamasının nedeni, edindiği dış borçları geri ödeyemez duruma düşmesi yüzündendir.. Çizelge 1’de 1985-2007 dönemine ilişkin dış ticaretin dramatik öyküsünün rakamları verilmiştir. Monetarizm tutkusu ile reel (üretken) ekonomiye sırtını dönen, blok satışlarla özelleştirme adı altında en verimli Kamu İktisadi Kuruluşlarını yok bahasına özel sektörün insafına terk eden ekonomi politikalarının sonucu bugün (2007 sonunda) Türkiye ekonomisi, ulusal gelirinin yüzde 100’u kadar iç ve dış borç yükü altına girmiştir.

İç ve dış borçlar toplamının GSYİHiçindeki ağırlığının nasıl değişime uğradığını çizelge 1’den izlemek olanaklıdır. 1960-70 arasındaki planlı ekonomi siyasetinin terk edilmesi sonucunda ve Gümrük Birliğine karşılıksız üye olmanın da etkisiyle, ekonomi hızla borçlanma sürecine sürüklenmiştir. 2000’li yıllarda, GSYİH kadar ekonominin borç yükü altına girdiği görülüyor. Böylesi borç yükü doğal olarak siyasal ve ekonomik bağımsızlığımızı da kısıtlamaktadır.

Kaynak : DPT, Temel Ekonomik Göstergeler: rakamlar milyar boyutundadır. Sütun 3’ de $ olarak verilen dış borç stoku, yıla ilişkin YTL/$ kurları kullanılarak milyar YTL’ye çevrilip sütun 4’ e işlendi.

3.Cari açıkların Kaynağı: Dışalım Savurganlığı, Gümrük Birliği
Ekonominin ikinci ve en önemli darboğazının cari açıklardan kaynaklandığını, çizelge 2 yeterince açıklamaktadır

Çizelge 2. Cari Açığın Artışı. Dışalım Savurganlığı. (milyar $)

Yıllar.......... GSYİH ........Dışalım........... Dışsatım.........Açık.......GSYİH'ya
.......................................................................................................................oranı
...(1)............. (2)................... (3).................... (4)................... (5).......... (5)/(2)

.1985 ..........49.2............... 11.3.................... 7.9................. 3.4.............. %6.9
.1990.........150.5............... 22.3 .................13.0................. 9.3.................. 6.2
.1995........ 173.4............... 35.7.................. 21.6............... 14.1.................. 8.1
.2000.........199.7............... 54.5.................. 27.8............... 26.7............... 13.4
.2001........ 145.8.............. 41.4................... 31.3............... 10.1................. 6.9
.2002........ 184.4.............. 51.6................... 36.1............... 15.5.................. 8.4
.2003........ 240.6.............. 89.3................... 47.3............... 21.7................. 9.0
.2004........ 302.6.............. 97.5................... 63.2............... 34.3............... 13.5
.2005........ 363.4.......... ..116.7................... 73.5............... 43.2............... 18.9
.2006........ 470.0........... 139.6................... 85.5............... 53.8............... 14.5

Kaynak: DPT Ekonomik Göstergeler cari fiyatlarla verilen GSYİH değerleryılın döviz kurlarıyla ABD dolarına dönüştürüldü.

Çari açık 1980-1989 döneminde yılda % 6.1 oranında artarken, 1990 sonrasında artış oranı % 20’lere tırman-mıştır. GSYİH kadar iç ve dış borç yükü altında ezilen bir ekonomiyi nasıl kurtulacağını düşünmek gerekirken, bugünkü siyasal iktidarın türban gibi ya da her ailenin üç çocuğu olması türünde, sanal konuları gündeme taşıyarak, ekonomiyi sahipsiz bırakmanın bedelini tüm ulus ağır biçimde ödeyebilir.Ekonomiyi esenliğe kavuş-turtmak, borç yükünden kurtarmak yerine toplumda yeni ve gereksiz gerginlikler yaratmak nasıl yorumlanabilir?

Bilinçsiz, aksak ve zararlı özelleştirme fırtınasının yanı sıra yatırımların duraksaması, bir gün ülkemizi kendisini besleyemez ve koruyamaz koşullara sürükleyebilir. Aşağıdaki bilgiler bu gerçeğin habercidir.

3.Yatırımların Duraksaması.
Dış ticaretteki darboğazın bir benzerini ekonominin yatırım sektöründe de görüyoruz.Son on yılda sabit sermaye yatırımlarının GSYİH içindeki ağırlığı % 30 dolayında sabit kalmıştır. Hukuksal yapısı sağlıklı bir sisteme bağlanmadan ve menkul kıymetler borsasının kapısı her tür spekülasyona açık kalırken, reel yatırım artışı bek-lenemezdi. Monetarizm tutkusunun reel ekonomiyi ge-rilere itmesinin doğal sonucudur bu. Ülkemiz ekonomisi, o yüzden her geçen gün daha da kırılganlaşmakta, üretkenliğini yitirmektedir..

.Yıllar........... GSYİH...... Sabit Sermaye......... Oran
Yatırımı
.1996.......... 104.7................. 30.6.......................% 29.2
.2000...........118.8..................33.3...........................28.0
.2003.......... 125.9................. 24.8.......................... 19.7
.2004..........136.7..................32.8...........................23.9
.2005......... 146.8..................40.7.......................... 27.7
.2006.......... 155.7............ 46.4.......................... 29.8

Kaynak: DPT,Temel Ekonomik Göstergeler. 1987 fiyat-larıyla milyar YTL

Son 10 yıl içinde yatırım eğilimi 0.29 düzeyinde sabit kalırken ve hatta 0.18’lere inerken, planlı dönemde sabit sermaye yatırımları eğilimi,yani GASYİH içindeki payı, 1962’de 0.17’den 1970’de 0.26’ya 1974’de 0.28 ve 1975’de de 0.32’ye yükselmişti. 1980 sonrasında bu olumlu koşul tersine döndü ve hiçbir zaman, 0.24’ün üzerine çıkmadı. Ekonomiye sağlamlık kazandıran dış-satım artışına temel oluşturacak üretim artışı ve onu yaratacak olanda sabit sermaye yatırımlarındaki büyü-medir..

Çizelge 3. 1980 Öncesi Kamusal Yatırımların Payı.
...............(Cari Fiyatla milyar TL)

.Yıllar...............1963......... 1964......... 1975........... 1978........... 1979........ 1980

.Top.Yatırım.... 9.5.......... 10.4 .........107.9.......... 279.6........... 441.3 ........863.6
.Kamu:.............. 5.8........... 5.6........... 54.1.......... 143.9.. .........213.8......... 378.7
.Oran:...... .....% 61............ 54.............. 50................ 51.................. 48.............. 44

1979 yılına kadar, yatırım içinde kamu sektörünün önenli ağırlığı mevcuttu. Örneğin Çizelge 3’de belirdiği gibi, kamu yatırım alanlarının toplam içindeki ağırlığı hiçbir zaman % 50’ın altına inmemiş 2000 yılı sonrasında da % 35 üzerine çıkmamış, 2005’de % 25’e inmiş, yarı yarıya azalmıştır.(Çizelge 4)

Çizelge 4. Kamusal Yatırımların Payı. (Cari fiyatla 1000 milyar YTL)

Yıllar................... 2000 ..........2001............ 2002......... 2003 .............2005

.Top.Yatırım ....28 573...... 33 470........ 47 483.....57 423 ........98 653
.Kamu................. 8 603...... 11 300........ 17 320.....17 288............24 578
.Oran......................%30................34..................36.............30....................25

Kamunun yatırım alanı dışına çekilmesinden kaynaklanan boşluğu özel sektör giderememiştir. Çizelge 4,bunu kanıtlıyor.

Çizelge 4. Özel Sektör Yatırımların Dağılımı.

.Yıllar.............1985........ 1990.......... 1995............2000 ...........2006

İmalat.........% 25............33.4............25.4.........20.6.......41.3
Enerji.....%...0.5.........1.8.............0.5...........2.4..........1.6
.Ulaşım... %.18.2......... 13.5.............. 15.8........... 16.0.......... 19.2
.Konut ....%.29.7......... 41.3 ..............43.2.......... 31.3.......... 15.3

5.Tarım Sektörünün İhmali.
Tarım, yalnız ekonominin değil, ulusun can damarıdır. Bu önemli sektörün ihmal edilmesi büyük sorumluluktur ve ulusa yönelik en ciddi kötülüktür. Ne var ki, özel sektörün yatırımları son yıllarda imalat sektörüne yönelmişse de konut yapımı birincil önceliği korumaktadır. Enerji sektöründeki payı %1.5’un üzerine çıkama mış ve tarıma ilişkin yatırımlarının payı, 1980 öncesinde % 10’un üzerindeyken bu oran % 2.8’e kadar inmiştir. Tarımın, ekonominin temel dayanağı olmasına karşın, bu sektör son yıllarda devlet desteğinden de yoksun bırakılmıştır. Çizelge 5, bu gerçeği ortaya çıkamaktadır.

Çizelge 5.Tarım Sektörünün Yatırımlardaki Ağırlığı

Yıllar................ 1965 .......1970 ............1975......... 1980.......... 1985.......... 1990

.Top.Yatırım... 15.62......29.50........... 51.31.........46.93......... 56.07........ 77.62
.Tarım Yat....... 2.43......... 3.34..............4.98........... 3.88........... 4.87.......... 5.81
.Oran............ %15.6 ........1.3................. 9.7............. 8.2.............. 8.7............ 7.5

Kaynak: DPT.Temel Ekonomik Göstergeler. 1968 Fiyatlarıyla milyar TL.

Tarım sektöründe yatırımların giderek azalışa uğramasının 1975’de başladığı görülüyor. 2000’li yıllarda bu azalış dramatik düzeylere inmiştir Ülkenin kendisini besleyemez duruma düşmesinin gelecek yılların en temel sorunlarından biri olması olasıdır. Kırsal alandan kentlere göç olayının, iklim koşullarının ve tarım sektöründe devlet desteğinin daralmasının bu olumsuz değişime neden olduğu açıktır. Bugün örneğin tarım sek-törüne toplam yatırımdan ayrılan pay % 3.5’dir. DPT’nin Temel Ekonomik Göstergeler 2006 yayımında (Sayfa 35) 2006 yılı için Kamu sektörü yatırımı 27.2 milyar YTLiçinde Tarıma ayrılan pay %6.1 oranında 1.66 milyar YTL’dir. Özel Sektör yatırımları 86.4 milyar YTL içinde, Tarıma ayrılması ön-görülen pay % 2.8 ile sadece 2.41 milyar YTLdir. Toplam yatırım 113.6 milyar YTLiçinde Tarım sektörüne ayrılan kaynağın, % 3.5 ile sadece 4.07 milyar YTL’ olduğu görülür..

Tarımın böylesi dar boğaza sürüklenmesi ülkemizin üstü örtülü ve kimsenin ilgisini çekmeyen en önemli temel sorunlardan biri olacak ve kitlesel açlık PKK terörünü aşan bunalımların kaynağını oluşturacaktır.

Çizelge 7. Buğday Üretiminin Kişi Başına Miktarındaki Azalış.(miktar ölçüsü ton, nüfus 1000)

.Yıllar............. 1985......... 1990 ...........1995.......... 2000............ 2005

.Üretim......... 18 000.... 20 000........ 18000 ........21 000....... 21. 500
.Nüfus........... 50 664.... 56 473....... 62 138........ 67 803 ........73 000
.Kişi Başına.......... .355.......... 354.............. 290 ..............310 .............294 kg/kişi

Buğday üretiminin yıllara göre değişimi bu soruna çözüm bulmak gerektiğini ortaya çıkarıyor. Çizelge bunun kanıtı.

6.Yabancı Para Saldırısı.
Makro ekonomik düzeydeki sorunların yanı sıra özelleştirme yöntemiyle temel stratejik sektörlerdeki üretim tesisleri elden çıkarıldığı, reel ekonominin temelleri ortadan kalktığı ve monetarizm çarpık uygulandığı, sermaye piyasası sağlıklı hukuksal yapı üzerine yerleşmediği için ekonomimiz kırılganlaşmaktadır. Dünyanın hiçbir ülkesinde serbest piyasa ekonomisi, Türkiye’-mizdeki kadar amacından sapmamış, haksız ve rekabetsiz kazanç kaynağına dönüşmemiştir. Serbest piyasa ekonomisine alışkın ülkelerin hiç birinde Bankaların “sırdaş hesap” açmasına izin verilemez. “mevduat garantisi” gibi bankaların içinin boşaltılmasına yol açan çarpık bir uygulama söz konusu olamaz. Bankaların pek çoğu, paravan şirketler kurmuş, o şirketlere kredi adıyla kaynaklarını aktarmış ve geri dönmeyen o krediler yüzünden sanal iflas kararı aldığında da, devletin koruyucu kanatları altına sığınmıştır. Devletin garantisindeki mevduatı geri ödeme yükünden o bankalar kendilerini kurtarmış oldular. Dünyanın neresinde devlet kendisinin soyulmasına izin vermiştir bugüne kadar. Serbest piyasa ekonomisi dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye’deki kadar serbest (başı boş) değildir.

Çizelge 8’de yabancı paranın yerli paraya saldırarak onu nasıl tutsak aldığını kanıtlamaktadır. Dolaşıma giren yabancı paranın ne kadarı sıcak paradır ve menkul kıy-metler borsasına nasıl girip nasıl çıktığına ilişkin yeterince bilgi de yoktur.. Olayın niteliği de zaten bilgi edinmeye elverişli değil. Ekonomiyi sadece menkul kıymetler borsasındaki işlem hamcına ve pay senet-lerinde ya da döviz kurlarındaki değişimlere bağlı görmenin ve buna ilişkin özel ekonomi kuralları türetme-nin, sistemin ne denli kırılgan olduğunun kanıtlarıdır. Sistem, kendisine özgü “Risk” kuramını yaratmış ve bunun uzmanları türemiştir. Günün birinde 1929’un ekonomi bunalımı tüm dünyayı etkisi altına aldığında yaratılan o kuramların tümü yıkılacak ve Türkiye bundan en çok zarar gören ülkelerden biri olacaktır.

Çizelge 8. Yerli Paranın Egemenliğini Yitirmesi.(milyar TL ve YTL)

.Yıllar .......Yerli Para ......Yerli+Yabancı..... Yabancı ...........Oran

........................M2. ..................M2y...................... My...................(4/2)
...(1)............... (2)......................(3)........................ (4).................(5)
..1986..........12 276............ 13 929................ 1 653 ...............% 13
..1990 ........75 571............ 89 195.............. 13 624.................... 18
..1995.....1270 423..........2625 517.........1335 094...................106
..2000..... ....32 812............ 57 167.............. 24 354................... 74
..2001......... 46 985.......... 104 132.............. 57 147................. 122
..2005....... 153 146.......... 229 586...............76 440................... 50

Not: DPT ile Maliye Bakanlığı Ekonomik Raporları arasında rakam farklıkları var. Örneğin, 1996 için DPT’nin Temel Eko-nomik Göstergeler yayımında 1996 için M2= 2801 675 milyar TL iken Maliye Bakanlığı raporunda 2924 894 milyardır. Çizelgede, DPT rakamları kullanıldı .2000 ve sonrası rakamları YTL’dir.

1929 Dünya Ekonomi bunalımından en az zararla çıkan ülkelerin başında geliyordu Türkiye. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk’ün oluşturduğu ve Birinci, İkinci Sanayi Planlarında uygulanan üretim tesisleri, bu üstünlüğü sağlamıştı. Bugün özelleştirme adı altında üretken tesislerimizin tümü elden çıkarılmıştır. Blok satışla el-den çıkarılan üretken tesislerin hemen hiç birinde, ka-pasite artışı, teknoloji tercihi, istihdam yaratılması, kar transferine ilişkin belirleyici kurallara yer verilmiş değildir. Özelleştirme gelirlerinin özelleştirme için yapı-lan harcamaları karşıladığı da söylenemez. Aşağıdaki bölümde kısaca bu olay incelenecektir. Ö nedenle bölüm başlığını “Özelleştirme İdaresini de Özelleştirmek Gerekiyor “, biçiminde düzenledik.

7.Özelleştirme İdaresini de Özelleştirmek Gerekiyor.
6 yılı sonuna kadar 25.9 milyar dolar gelir sağlanmıştır. Bu gelirin 17.9 milyarının yani % 66’ sinin blok satış yoluyla sağlandığı görülüyor. Özelleştirmenin kendisi sakıncalı olmakla birlikte, bunun en sakıncalı türü de üretken tesislerin geleceği belirsiz ellere blok satışla teslim edilmesidir. Başlangıçta Kamu İktisadi Kurumları (KİT’lerin) bütçeye yük oluşturduğu, görev zararından kurtulamadığı, verimli çalışmadıkları savı ile, özelleştirmenin gerekçesi oluşturmuştu. Özelleştirme ile üretim artışı, verimlilik koşulu sağlandı mı? Bu soruya olumlu yanıt veren bir araştırmaya bugüne kadar rastlamadık.

1986’da başlayıp 2003 yılı sonuna kadar 8.2 milyar dolar özelleştirme satışı gerçekleşirken, AKP iktidarı döneminde (Avrupa Birliğinden gelen öneriler doğrul-tusunda) özelleştirme rekor düzeye ulaşmış,2004-2006 dönemini kapsayan 3 yıl içinde 17.7 milyar dolar satış gerçekleştirilmiştir. İlk 13 yılda yapılan özelleştirmenin iki katından fazladır. Özelleştirme yoluyla bütçeye gelir sağlandığı sanılmamalıdır. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın web sitesinden edindiğimiz bilgiler, konuyu açıklamaktadır.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 1986-2002 dönemin-de 4.98 milyar, 2003 yılında 0.73 milyar YTLve 2004 yılında da 3.79 milyar olmak üzere toplam 9.5 milyar YTLgelir sağladığı anlaşılıyor. Ne var ki, bu düzeyde gelir sağlamak için 9.2 milyar YTLharcama yapmış, Hazineye aktarılan ise sadece 1.27 milyar YTL’dir. Bu denli verimsiz çalışan bir kamu kuruluşu KİT’ler yerine önce kendisinin özelleştirilmesine karar vermesi gerekmez mi? 18 yıl içinde sadece hazineye 1.27 milyar YTLgelir sağlamak için mi bunca üretken kamu tesisleri özelleştirme adı altında, yok bahasına elden çıkarıldı?

Türkiye Sorunları kitap dizisinin 23. sayısında (Mart 1998) 1986-1996 dönemi içinde 10 yılda 109.8 Trilyon satış karşılığı 108.0 Trilyon TL. harcama yapıldığı ve ancak Hazineye 51.7 Trilyon TL kaynak aktarıldığına değinmiştik. Bütün sakıncasına karşın o dönemde satış gelirinin % 50’si kadar Hazineye kaynak aktarılmıştı. Şimdi Hazineye kaynak aktarımının % 13’e indiğini gö-rüyoruz. Ekonominin KİT’lerden yoksun bırakılmasının bedelini Türkiye’miz çok ağı ödeyecektir.

8.Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ye Eleştiri.
DPT’yi Temel Ekonomik Göstergeler Yayımları için kut-lamak gerekirken o yayımlarda iki önemli eksikliğe değinmeye gereksinim duyuyoruz: 1962’yılından başlayarak bu güne kadar makro ekonomik büyüklükleri sürekli bir dizi (seri) olarak elde etmek, olanak dışıdır.Bu sakınca iki nedenden kaynaklanıyor: İlki, hangi yılda nasıl ne tür bir yöntemle ulusal gelirin hesabı değiştirildi, belli değil. Örneğin, 1991 yılına ait Temel Ekonomik Göstergeler kitabında cari fiyatlarla 1987’nin GSYİH‘sı 52 928.milyar TL iken, (s.5), 2001 yılının Temel Ekonomik Göstergeler yayımında (s.13) aynı yıla ilişkin GSYİH, 74 722 milyar TL’dir, hangisi doğru? Bu farkı açıklayacak bilgi sunulmuyor.

İkincisi, makro ekonomik büyüklüklere ilişkin değerler bir süre 1968 yılı fiyatlarıyla verilirken,. daha sonra 1987 sabit fiyatlarıyla verilmiş olduğu görülüyor. Örneğin 1991 yılı yayımında 1968 sabit fiyatlarıyla verilen GSYİHdeğerleri daha sonraki yıllarda 1987 fiyatlarıyla verilmekte. O nedenle bir araştırmacı, ulusal gelir rakamlarına ilişkin aynı tabana dayalı uzun vadeli bir seri elde edemez.

Bir üçüncü paradoks ta şuradan kaynaklanıyor. Örneğin Temel Ekonomik Göstergeler yayımında (2006 Ekim) 2000 yılının 1987 fiyatlarıyla GSYİH’sı 118..8 milyar YTL olarak verilmiştir. 1987’de 1$="855.69" TL yani 0.00085567 YTL’ olduğundan 2000’nin GSYİH’sı,138.8 milyar $ olarak bulunur. Aynı yayımda 2000’in YİH’sı cari fiyatlarla 124.6 milyar YTL olarak verildiğine ve o yıl, 1$="0.623749" YTL olduğuna göre, bu kez 2000’ın GSYİH’sı: 124.6 / 0.624="199.7" milyar dolar bulunur. 2000 yılında GSYİH’nin iki farklı değeriyle karşılaşıyoruz. Bir 138.8 milyar $, diğeri 199.7 milyar. Hangisi doğru.: DPT’nin yetkili uzmanları bu soruya açıklık getirmeli ve ulusal gelir hesaplarının sabit fiyatla hesaplanmasını gözden geçirmelidirler.

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) DPT’nin kuruluş yasası henüz kesinleşmeden, DPT’ye uzman olarak atanan altı kişiden biriydi. O nedenle 1962 yılından 2007 yılına kadar tüm makro ekonomik büyüklüklerin arada farklılık olmaksızın düzenli bir seri halinde ortaya konmasını DPT’den beklemeye kendisini haklı görmektedir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail