Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 75 - YAZAR : Dr.Hüseyin Pekin. Geri Tavsiye Et Yazdır

TÜRKİYE'Yİ DIŞLAMAK AKILSIZLIKTIR
Prof.Mark Almond
Çeviri:Dr.Hüseyin Pekin
Kaynak:Tages Anzeiger,10.6.2009

TÜRKİYE’Yİ DIŞLAMAK AKILSIZLIKTIR

Prof.Mark Almond,
Oxford Un.i Oriel Koleji Tarih Öğretim Üyesi.

Çeviri:Dr. Hüseyin Pekin
Kaynak:Tages Anzeiger, 10.6.2008
Orijinel adı: Die Türkei zu vernachlaessigen, ist törlich.

Türkiye uzun bir süreden bu yana, jeopolitik istikrarın adeta bir tür vaha’sıydı. Bununla birlikte, 2003’den bu yana Irak savaşı nedeniyle, ABDile ortaklık, yeniden değerlendirme konusu oldu. Uzun süreden beri Türki-ye’nin Avrupa Birliğine adaylığı AB’nin kıvırtma-larıyla sürüncemede kaldı. Oysa, istikrarsız Kafkasya bölgelerinde ve Orta Doğu’da barış arayışlarına Türki-ye’nin merkezi rolü göz önüne alındığında, bu ülkenin ABD ve ABtarafından göz ardı edilmesi sadece akılsızlık değil, aynı zamanda çok ta sakıncalıdır.

Her ne kadar, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve onun laik karşıtı partiler, Resmen ABüyeliğini savunuyor görünseler de, aralarında güvenizlik ortamı oluştuğu da kesin. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkosy’nin Türkiye’nin AB üyeliğini referanduma götürmesi konusundaki israrı, Türkie’nin ABnormlarına uygunluk için yıllardan beri güçlükler içinde sürdürdüğü uğraşların küçümsendiği gözle görülür kanıtlardır.

ABDve AB, yüzde yüz, Türkiye’nin başka hiçbir seçeneği olmadığı inancındadırlar. Onlar, Türklerin her tür aşağılayıcı muameleyi sinelerine çekeceklerinden emin görünüyorlar. Ne var ki, onlar Türkiye’nin duru-munda tektonik kayma olduğunu göremeyecek kadar rahatlık içindedir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Türkiye, doğruca pan-türkist güdüyle, yeni bağımsızlıklarını kazanmış Orta Asya Devletlerine yöneldi. Atalarının Anayurduna olan özlem, belirli bir çekim gücü yarattı. Ayrıca, pek çok iş olanaklarının açılması, enerji kay-akları vb. pratik nedenler bu duyguyu perçinledi. Artık tüm yollar, bir tür gevşek “Türk Dünyası “Commonwealt’ine çıkıyor.

Konunun en ilginç yanı, yeni bağımsızlıklarına kavuşan devletler ile kurdukları ilişkilerde, zarar vermeden Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini yenilemesidir. Bir ara, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, eski Türk-Rus düşmanlığı yeniden alevlenir gibi olmuştu., (Rus Birliklerinin Çeçenistan’a girmensin intikama dönüşmesi beklentisi gibi)

Rusya ve İran ile Sinerjiler (Görevdeşlikler)

Rusya ve İran önceleri Türkiye’nin karşıtlarıydı. Bu gerçektir. Bugün ise, dışsatım olanaklarının açılması ve enerji piyasasının oluşması çok şeyi değiştirdi.. Enerji, Türkiye’nin yeni jeopolitik durumu niçin bir anahtar niteliğinde. Türkiye’de sanayi ve nüfus, dinamik olarak büyüyor. Bundan ötürü Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılaması, Rusya ve İran ile jeopolitik sinerjiler yaratmasını gerektirmiştir. Zira, petrol ve doğal gaz musluklarının kapatılması, Türkiye’nin dayanamayacağı iç bunalımlara yol açalabilir..

Türkiye’nin komşuları ile durumu değişirken, yönetici seçkinler, istikrarsız piyasa ekonomileri ve de çok kısa demokratik gelenekleri ile, bir zamanların komünist ülkelerinin nasıl oluyor da AB’ne üye olabildiklerine uzun,uzun düşünmek zorunda kalıyorlar. Bu düşünceyi bir Türk generali şöyle dile getiriyor:Nato yerine Varşova Pakt’ına üye olsaymışız, şimdi kuşkusuz AB üyesiydik.

Başbakan R.T.Erdoğan’ın yeniden seçilmiş olması, Abdullah Gül’ün Türkiye’nin eşi türbanlı ilk Cumhurbaşkanı yapılması, İslam karşıtı Avrupa’nın korkularını kabarttı. Her ne kadar pek çok AKPmilitanı ve seçmeni, dindar Müslüman olsalar da, Erdoğan ve Gül, Avrup ile Entegrasyona isteklidirler Buna karşın, yakın gelecekte, AB’ne girebilecekleri konusunda taraftarlarını inandırabilmek ve eleştirileri sustura-bilmek için zaman da uçup gidiyor.

Güncel sorun şu:Erdoğan ve Gül’ün ABDdestekli başarısı, Türkiye’nin sekular , etkin ve Batı yanlısı seçkinlerinde yön krizine yol açmaktadır. Eğer AKP,milyonlarca seçmemden yeni üyelerde güven yitirirse, Türk kurumlarında, üniversitelerde, Medya’da ve ekonomide laikler kök salacaktır.

Bununla birlikte, normal AKPyandaşları olduğu kadar laikler de ABD’nin bölgedeki eylemlerinden düş kırıklığına uğramışlardır. Mart 2003’de ABD’nin Irak saldırısını yüksek rütbeli askerlerin suskun kalarak protesto etmiş olmaları ve parlamento kararını, aralarında düşmanlığa varan ayrılığa rağmen, laiklerle birlikte bir kısım anti laiklerin de desteklemiş olması, Türk ulusalcılarının gerektiğinde birleşebildiklerini göstermiştir. Türkiye’nin ABüyeliği açıkça ıskalanırsa veya ABD, kuzey Irak’taki Kürt sorununu hafife alırsa, her iki kanadın büyük çoğunluğu, aralarında birleşe-bilecektir..

İsrail’le Sıkıntılı İlişki

Türk-İsrail ilişkileri, Kürdistan’daki İsrail yatırımları nedeniyle sıkıntı vermektedir. İsrail’in iki geleneksel düşmanı olan İran ve Suriye konusunda, Türkiye’nin tutumu farklıdır. Bu iki ülke, Türkiye’nin Kürt soru-unda destekleyicileridir. Amerika’nın Irak’ı işgali Türkiye’nin batılılaşmasını zayıflatmıştır. Türklerin çoğu, ülkelerini Batı’ya bağlı görmek istememektedir. Sonuç olarak, Türkiye yeni bir jeopolitik kursa girebilir.

ABD ve AB, Türkiye’yi biraz daha kışkırtırsa, o da yüzünü başkalarına çevirebilir..

***

Türkiye Sorunları kitap dizisinin yorumu.

Dr.Hüseyin Pekin’in İsviçre’den ilettiği bu çevirisi nedeniyle kendisine teşekkürü borç biliyoruz. Ülkenin dışında Türkiye’yi yaşayan Dr. Pekin’lerin çoğalması en içtenlikli dileğimizdir.O hiçbir zaman, ülkesine yabancılaşmamış ve tertemiz yüreği daima bizlerle birlikte yaşamaktadır.

Prof.Mark Almond’un ABkonusundaki uyarısı, birkaç gün önce, Milli Güvenlik Kurulu eski genel sekreteri Orgeneral Tuncer Kılıç’ın Satar TV ekranında Uğur Dündar ile yapılan söyleşisindeki bir düşüncesini anımsattı. Haklı olarak General Kılıç, NATO’dan ayrı-larak, AB‘ye girme ısrarından vaz geçmeyi, İran’ı da kapsamına Almak üzere Rusya ile ilişki içinde yeni bir seçeneğin hatta gereğinden söz etmişti.

Türkiye’nin gelişmesi ve Orta Doğu’da bağımsız ve kişilikli bir politika uygulamasının önemli engelinin ABD-ABkıskacındaki bağlardan kaynaklandığı artık Türk Kamu oyunda su yüzüne çıkmaya başlamıştır.

Bu soruna AKPiktidarı gibi dinsel ya da etnik çerçeveden bakmamak gerekiyor. Bu tür sınırlı bir çerçeve, Türkiye’nin dış politikadaki manevra alanını ve güvenilirliğini de kısıtlar.

İsrail’in Aralık 2008 sonlarında başlayan ve 21 gün süren gaddar saldırısına Hamas’ın gereksiz roket saldırısından kaynaklandığı gibi yapay bir gerekçeye dayandırmasına ilişkin konuyu işlemek gerekirken, her zaman olduğu gibi Başbakan R.T.Erdoğan’ın Hamas gibi bir terör örgütüne sahip çıkması, onun bu dar zihinsel yapısının ya da dinsel özdeşliğin ürünü olsa gerek.

ABD’de, B’nai B’rith kuruluşunun başkan yardımcısı Daniel Marischim, haklı olarak “Erdoğan Hamas’ı kucakladı” demiş ve :”Erdoğan ve Türk yetkililerini son haftalarda yaşanan Yahudi aleyhtarlığı gösteri-lerinin yarattığı derin acıyı onarmaya çağırmıştı. (Hürriyet 25.1.2009). Belirli bir yanıt alamadı. AKP’nin “Hamas” ile ideolojik ortaklığı mı olduğu kuşku-sunu akla getirmektedir. ABD’de Ermeni Soykırım kararına Yahudi lobisinin karşı çıkmasını bu koşullar atında beklemek olanaklı mı? Bu nasıl dış politika ki, Hamas’ı uluslararası terör örgütü ilan eden batı dünyasına karşı, ABüyeliği için kapı aşındırırken o örgütün lideri Çankaya köşkünde ağırlanabilir? Böy-lesi tutarsız, güven zedeleyici dış politika bırakınız devleti, kabile yönetiminde bile görülemez.

Bir gerçek ortadadır. Filistin’de El Fetih ve Hamas, İslam dininin savunucuları olarak bir birlerinin kanlı bıçaklı düşmanlarıdır. Türkiye’nin Filistin’e yönelik dış politikası Hamas’dan yana mı, El-Fetih’ten yana mı, yoksa her iki örgütten bağımsız. Filistin halkından, yani hümanizmadan mı, bu belli değil.

Prof. Mark Almond’un AB-Türkiye ilişkilerine bakış açısın dış politikamızdaki boşluğu ve kararsızlığı hatta tutarsızlı da açığa çıkarıyor.

İsrail’in Gazze’deki soykırım sınırlarını bile aşan vahşetini “Yahudi” karşıtlığına dönüştürerek ele almak ta son derecede yanlıştı.

Prof. Almond, incelikli bir üslup kullandığı için, AKPiktidar’nın dış politikadaki tutarsızlıklarını, AB’ye girmekten yana görünüp girmeyi önleyecek davranış-ları sergilemesi iki yüzlüğünü görmezden geliyor. AKP iktidarı, yalnız ABD-AB çaprazı içinde değil, Batı ile İslam dünyası çaprazında da, ülkeyi kımıldayamaz duruma soktuğunu acaba fark ediyor mu. Dışişleri Bakanı olduğunu zanneden bay Babacan, kendisin her zaman dışlayan Başbakan’a istifasını ne zaman verecek bilemiyoruz. Kişiliksiz kişiliği bunun engeli, olsa gerek...

Özetle, Prof. Almond’un yazısından bir sonuca ulaşıyoruz. Türkiye’nin dış politikası, ABD-AB ekseninde seçenekleri daraltılmış bir sığlığın içine hap-sedil-miştir.

Dr.Hüseyin Pekin’in gerçeklerin çarpıtılmasına karşıt duyarlılığının bir başka örneğini ardaşık sayfalarda okuyacaksınız.

Bir Başbakan’ın yönetime gelir gelmez alt kimlik- üst kimlik sözüyle toplumsal yapıyı alt üst etmesinin yanı sıra, bir zamanlar İçişleri Bakanlığı yapmış olan, Korkut Özal’ın Show TV’de Ali Kırca ile yaptığı söyle-şide, Korkut Özal’a Dr. Pekin, İsviçre’den bakınız nasıl karşı çıkıyor:

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail