Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 80 - YAZAR : Dr.Hüseyin Pekin. Geri Tavsiye Et Yazdır


İNSAF’IN O YERDE NAM’I YOKMU?

Dr.Hüseyin Pekin ,Zurich.

Sözlüklerde “insaf” “merhamete, vicdana ya da mantığa dayanan adalet” olarak tanımlanmaktadır. Benzer biçimde, “vicdan” sözcüğü de bireyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kendi ahlaki değerleri üzerinde dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç1olarak betimlenir. İnsaf ve vicdan kavramları birlikte algılanmaz ise, ortak paydaların hukuktaki “hak ve nesafet” ilkesi yani bireysel kararlarda adaletli yumuşaklık olduğu sonucuna varılamaz. Tarihin sayfalarını gerilere doğru karıştıracak olursak, büyük Yunan bilgesi Aristo’nun (M.Ö, 384-322) hukuk düşüncesine yaptığı önemli katkılardan birinin “nefaset” ile “adalet” kavramları arasında şu ilgiyi saptamış olduğunu görürüz: “Adalet kuralları genel ve soyut ilkelerdir. Genel ve soyut ilkelerin bireysel ve özel durumlara uygulanması bazı hallerde büyük zararlara ve haksızlıklara neden olabilir. Böyle durumlarda, yargıçların ayrıntıları bir yana bırakıp “nefaset ilkesi” ni gözden uzak tutmamaları ve bireyin durumunu ağırlaştırmamaya titizlik göstermeleri gerekir.2

Türk Medeni Yasası’nın 4.maddesinde de “Yargıca yasanın takdir yetkisini tanıdığı veya halin icabına ya da haklı nedenlere göre karar vermekle yükümlü kılındığı hususlara” hakkaniyet ve nefasetle karar vereceği belirtildiğinden, bu ilkenin Türk hukuk sistemine de girmiş olduğu görülmektedir.

Bu açıklamalardan sonra, neden yazımızın başlığı olarak Şeyh Galip’in “İnsafın o yerde nam’ı yok mu” dizesini seçtiğimize gelelim. Bizi böyle bir başlığı seçmeye iten güncel durum, ülkemizde “hukuksuzluğu, yanlışlığı, insafsızlığı mübah sayan bir anlayışın yaygınlaştığını ve hatta pekiştirildiğini görmenin dayanılmaz üzüntüsüdür. Acımızı doğrulayan somut örnekler gittikçe artmaktadır. Sadece bunlardan bir ikisini saymak dahi konunun ciddiliğini, dayanılmazlığını gözler önüne sermeye yetiyor. “İyi insan, iyi yurttaş” ölçütüne tereddütsüz uyan bireylerine “insafın o yerde nam’ı yok mu”sorusunu sorduruyor ister istemez.

İnsanlar yargıya saygı duymasına duysunlar da, örneğin siroz tanımı konmuş bir bilim adamının üniversite rektörünün tahliyesinin reddolunması karşısında vicdanların isyanı nasıl önlenebilir. Benzer biçimde hakkında ne gibi bir suçlama yapılıp yapılmadığını bilmeyen bir kişinin bir yıl tutuklu kalmasında “adalet sınırı” nın aşıldığı düşünülemez mi? Bu gibi durumlarda, yargıcın adaletli karar verebilmesi için yardımına yetişen “hak ve nefaset” ilkesi olacaktır, olmalıdır.3 ak ve nefaset ilkesinden yoksunlaşan hukuk, adil olabilir mi?

Ünlü Fransız bilgesi Victor Hugo, “ Vicdanın sesi yaradanın sesidir” demişti. Bundan daha az etkili olmayan bizim atasözümüz var:” Bir saatlık adalet 70 yıllık ibadetten daha değerlidir”.Hiç kuşkusuz buradaki adalet sözcüğü “hak ve nefaset” içeriklidir.

Bütün bu yazdıklarımızdan sonra diyebilirsiniz ki, hiçbir değişme olmazsa ne olur? Bunun yanıtını ünlü şairimiz Mehmet Akif Ersoy, şu dizelerle vermişti:

Bükülmüş beller, incelmiş boyunlar, kaynamaz kanlar
Düşünmez başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar

Dip Notlar:

1.Türkçe Sözlük 1 ve 2, Dil Derneği ayını s.664,1403)
2.Hukuk Felsefesi, Prof.Dr. Adnan Güriz s.357. Ayrıca: Aristo, Nicomachean Ethics; Ross, D. 1931, s.132-134)
3.Günümüz Orta Avrupa hukukunun en etkin kaynağı olan Alman hukukunun temelinde “hak ve nefaset”in (Almancası: Gerechtigkeit und Billigkeit) rolünün büyük öneminin şöyle bir öyküsü var:Prusya’nın uygulamalarıyla ün edinen Büyük Frederick (1722-1786) iktidarı döneminde, Berlin’de bir değirmen sahibine öfke-lenir ve değirmenini yıktıracağını söyler. Değirmen sahibinin verdiği yanıt şu olur: “Değirmenimi yıktıramazsınız, çünkü Berlin’de yargıçlar var”. Gerçekten de Kral değirmeni yıktıramaz. Değirmen sahibinin yargıç kararlarına bu denli güvenmesi, yargıçların kararlarında “hak ve nefaset” ilkesine göre davranmalarıydı.

***

Elektrik Y.Mühendisi ve aynı zamanda Hukuk Doktoru olan Sy.Hüseyin Pekin’in bu analizini ülkemizde Erge-nekon savcı ve yargıçlarının okumaları gerekir. Mustafa Kemal’in hukuk ve adalet anlayışını özetleyen 1930 İkti-sat Programının 3. maddesini bir kez daha anımsatmaya gereksinim duyuyoruz. O madde hukuk ile iktisat arasında olması gereken bağı da açıklıyor.Şöyle:

Adalet, devletin bütün hayat ve faaliyet şubelerinde olduğu kadar bilhassa iktisadi hayat ve faaliyetin de temelidir. En iyi kanunlar ve adil hakimler, iktisadi teşebbüs ve inkişafın da muhafızı ve müşevvikidirler.

Şimdi sormak gerekiyor, yasalarımızın hangisi en iyisidir ve yargıçlarımız arasında adil olanların oranı var olanların yüzde kaçı kadardır? Ve adalet, sadece mülkün temeli midir? Gerekli olan bu ilke yeterli değil. Çünkü, devlet te adaletin temeli olmalıdır. Oysa, devletimiz her geçen gün, adaletin temeli değil, engeli olmaya başlamıştır.

Milli Eğitim Bakanı olan kişi (Hüseyin Çelik) 9.Cumhur-başkanı Süleyman Demirel’in Başkent Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Haberal’ı hava alanına kadar giderek yolcu etmesine bakınız ne denli önyargılı ,hukuk ve nefaset dışı kötüleme ilkelliğine kendisini kaptırabilmiştir. Söy-le-diği şuydu:” Demirel’in havaalanına gidişi siyasi hayatında kara lekedir”.(Hürriyet, 17Nisan 2009) Uluslar arası ünlü bilim adamlarından biri olan, Prof.Haberal, henüz yargılanmadan, sorgulaması tamamlanmadan, Milli Eğitim Bakanı olacak kişi onu, kendi zihninin dar çemberi içinde mahkum edebilmektedir.

Ülkemiz hukukunda hak ve nefaset ilkesinin zerresine bile rastlandığı ileri sürülemez. Prof. Haberal’ın babası yaşama gözlerini yummuş ve fakat Sy.Haberal’a son görevini yerine getirmesi izni esirgenmiştir. Dr.Hüseyin Pekin’in yazısına başlık olarak aldığı özdeyişe yanıtımız şu olmalıdır: İnsafın Nam’ı Yok mu Ülkemizde?

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail