Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 81 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


HUKUK - ADALET ÇELİŞKİSİ ve YARGIYI PAKETLEYEN ANYASA PAKETİ

Ali Nejat Ölçen

Adalet nasıl tanımlanırsa tanımlansın, sübjektif nitelik-tedir. Haklı olma hakkının korunması; haksızlığın yadsın-ması, hak arama iç güdüsünün değer yargısına dönüşmüş biçimidir,diyebiliriz.. Hukuk ise, adalet kavramını sağlamayı amaçlayan kurallar bütünü olarak tanımlanabilir. Ülkemizde son yıllarda hukuk, adaleti korumaktan uzaklaşmaya onun karşısına çıkmaya, adaletten kopmaya baş-lamıştır. Bu yazımızda hukukun adaletten kopmasının öyküsünü bulacaksınız.

Eğer ülkemizde demokrasi gerçekleşecekse, hukuk ile adalet bütünleşmeli ve hukuk, adaletin güvencesi olabil-melidir. 12 Eylül 1980 sonrasında, hukuk adaletten koparılarak ayrılmasını sağlayan hukuksuzluğun yasallaştığı bir dönemi yaşamaya başladık. Bir zamanlar Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Celal Güzel, “bugün yapılanlar hukuk içindedir” diyorsa bir gerçeği açıklıyor demektir. (Hürriyet,12 Mart 2010, ilk sayfa!) Ne var ki: Yanıldığı ya da görmezden geldiği bir gerçek var ki, “bugün yapılanların hukuku, hukuk dışıdır, adaletten uzaktır ve insan haklarına saldırıdır; hukukun hukuksuzlaştırılmasının ürünüdür. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hukuksuzluğun huku-kuna dayanarak güvenlik güçleri gece yarısı konukları, iş yerlerinin basmaktadır. O kolluk güçleri, seçkin kişileri gözaltına almayı öngören savcı kararlarını uyguluyor. O kararların dayanağı yasalar, adaletle çelişiyor, adaleti yad-sıyor.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın yakındığı gibi, cezalandırmaya dönüşen gözaltı sürelerinin uzaması, insan hakları ihlaline dönüşmektedir. Demokratik açılımdan söz eden AKPiktidarı ve o iktidarın başındaki kişi, hangi demokraside, tutuklama sonrasında iddianameler hazırlanıp el arabasıyla yargıç önüne taşınmaktadır?

61 Anayasasının 11 maddesindeki “temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulamaz” hükmü, 82 Anayasasında kaldırılmış ve polis, temel hak ve özgürlüklerin özüne do-kunan yetkiyle donatılmıştır. Polis, gecikmesinde sakınca olacağı gerekçesiyle (bize göre bahanesiyle) yargı kara-rına gereksinim duyulmadan konutları ve işyerlerini ba-sarak, gece yarısı arayabiliyorsa, bu hukuksuzluğun kay-nağı, 82 Anayasasındaki 20 ve 21.maddelerdir.

O Anayasanın 1980 Eylülünden çok önce Prof.Dr.Aldıkaçtı tarafından Tercüman gazetesinin düzenlediği top-lantılarda biçimlendiğini bilmeyen var mı bilemiyoruz. Aynı Prof.Aldıkaçtı’nın 12 Eylül 1980 askeri darbesinde oluşturulan mecliste Anayasa Komisyonu başkanı olması bir rastlantı mıdır?

Hukuksuzluğun alt yapısı üzerine AKP’nin çarpık hukuk anlayışı yerleşmiş oldu, o kadar.

AKP iktidarı döneminde de (yıl 2005) 5271 sayılı yasanın 134.maddesi değiştirilerek, bilgisayar kütüklerine disket ve CD’lerine hatta bilgisayar ve eklerine kolluk kuv-vetlerince, el konulması, alıp götürülmesi yetkisi tanındı. Bu yasa değişikliği Anayasa’daki hukuksuzluğun hukuk-laştırılmasından başka bir şey değildi. Şimdi AKPo hukuksuzluğu hukuk içine çekerek, Mustafa Kemal Atatürk’ün laik Cumhuriyetini savunucularından yoksun bırakmaya çalışıyor.

Oysa Devlet Güvenlik Mahkemeleri kuruluş yasasına TBMM’nde karşı çıkarken teyp bandlarının suç kanıtı olamayacağını savunuyorduk. Oysa ne zaman kimin ta-rafından dolaşıma sürüldüğü belli olmayan internet kayıtları, artık 5271 sayılı yasada yapılan değişiklikle suç kanıtı olabilmektedir. Hukuk dışılığın hukukudur bu..

Bu satırları yazan kişi,(Ali Nejat Ölçen) Başbakan R.T. Erdoğan’ın e-mail adresini öğrendiğinde onu suçlu duru-ma düşüren bilgilerle donatabilir. Bilgisayarın hiçbir kaydı suç kanıtı olarak kullanılamaz.Kullanılmamalıdır. Çünkü internet kimileri tarafından sanal suç yaratıcısı hatta banka soyguncusu olarak ta kullanılmaktadır

Bugün nereden kimin tarafından iletildiği beli olmayan e-mail mesajlıyla TSK’nın silah ve mühimmatını taşıyan araçlar, kolluk kuvvetleri tarafından tutuklanıp kentin ortasındaki Emniyet avlusuna götürülebilmekte ve neden sonra o iletinin kasta mahsus olduğu ortaya çıkmaktadır. Hiçbir demokratik ülkede böyle “gel-git”li (med-cezir’li) hukuk(!) uygulamasına rastlanamaz.

Bu hukuksuzluğun hukukunun temeli 82 Anayasasıdır. Örneğin, haberleşme özgürlüğü kağıt üzerinde kalmakta ve bu önemli özgürlük, dinleme araçlarıyla yok edilmek-te, kötüye kullanılmaktadır. Hem de Devlet tarafından. Anayasa’nın 17 maddesinde insanın kendisini koruması, geliştirilmesi hakkı, hak olmaktan çıkıp suça dönüştürül-müştür.

Yargıyı paketleyen Anayasa Paketi.

AKP’nin öngördüğü Anayasa değişikliği paketi, 82 Anayasasıyla ve 5271 sayılı yasa değişikliğiyle hukukun adaletten koparılması, “muhkem kaziye”ye dönüştürüyor. AKP’nin buna gereksinimi var, çünkü Ergenekon ve Balyoz adlarıyla anılan operasyonların siyasal faturasını ödemek zorunda kalacaktır. O nedenle, yargı erkini yürütmenin etki alanına sokmakla sorumluluklardan kurtulacağını sanmanın hesabı içindedir. O yüzden Anayasa Mahkemesi’ni Çankaya’nın vesayetine bağlamak istemek-tedir. Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, siyasal er-kin etkisi altında oluşması da aynı amacın parçasıdır..

TBMM’inde hangi iktidar çoğunluğa sahipse, kendisinin Cumhuriyet ve laiklik karşıtı eylemlerinden ötürü kapatılma olasılığını ortadan kaldıracak ve azınlıktaki partilerin kapatılması kararını kendisinin vereceği aksak hukuku yaratacaktır. Siyasal arenada AKP’nin orta oyunu budur ve Cibali Karakolunda sonuçlanması olası bir oyundur bu; üstelik, aktörleri de tuluat içredirler.

AKP’nin kapalı kapılar arkasında hazırladığı Anayasa değişikliği paketi, aslında yargıyı paketlemektedir. İlk sırada da Anayasa Mahkemesi ile Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) gelmektedir. Örneğin,Anayasa paketi, Anayasa Mahkemesi’ni, Çankaya’nın eline teslim etmektedir.

Üst düzey yargı kurumların oluşumu, siyasal iktidarların eline geçmesi durumunda, Türkiye Cumhuriyeti Devle-tinin nerelere sürükleneceğini bu gün hiç kimse bilemez. Hatta Yargıyı siyasal iktidara bağlayan Anayasa deği-şimini amaçlayan AKP(eğer gerçekleştirirse) gün gelir, bundan en çok yakınan kendisi olur. Çünkü o paketlenen Anayasa, AKP’den daha gaddar ve gerici kadroları iktidara taşıyabilir. Örneğin, AKP,Milli Selamet, Refah, Saadet partilerinden daha geride, üstelik ABD’nin daha yakınında hatta bitişiğindedir. Oysa, ondan öncekilerin ( gerici

rici bile olsala) temel özelliği vardı, ulusalcıydılar. Anadolu Sanayi’nin gelişmesinden yanaydılar. AKP’nin “babalar gibi satarım” mantığıyla KİT’lerin “haraç-mezat” satışına karşıydılar.

Eğer 82 Anayasası gerçekten değişecekse, 61 Anaya-sasının 11.maddesindeki “temel hak ve özgürlüklerin özü-ne dokunulamaz” hükmü yeniden yer almalı, yargı kararı olmaksızın güvenlik güçleri, konuta ve işyerlerine kuşku-ya dayanarak girememeli ve teyp bandları, bilgisayar ka-yıtları suç belgesi sayılmamalı ve savcılar, İçişleri Bakanlığından ayrılmalı bağımsızlaşmalı, HSYK’da Adalet Bakanı ile Müsteşarı yer almamalı ve TBMM’inde CHPve MHPeğer Anayasa değişikliğine karşı çıkacaklarsa burada ileri sürdüğümüz ilkelere sahip çıkmalıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti devletinin sosyal hukuk devleti olması niteliğinin polis devleti olmasıyla yadsındığı ortaya konmalı ve yasalardan “şüpheli” sözcüğü kalkmalıdır. Yargıç ya da savcının hiç kimseyi “şüpheli” olarak nitelemeye hakkı olamaz. O, sadece zanlı olabilir.Her zanlı şüpheli birey değildir.

Federal Almanya Anayasasının ilk maddesi, temel hak ve özgürlükleri tanımlar. İlk tümce şöyledir: Die Würde der Menschen ist unantastbar İnsan onuru dokunulmazdır. Ve madde devam eder. Onu korumak ve kollamak her devlet erkinin görevidir.

AKP’nin Anayasa paketi, İnsan onuruyla çelişmektedir. Ergenekon ve Balyoz adlı suçlamaların tümü, yalnız hu-kuku değil insan onurunu da ayaklar altına almaktadır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail