Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 82 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


EMPERYALİZMİN KUCAĞINDA
TÜRK-KÜRT-İSLAM SENTEZİNİN MİLİS GÜCÜ: PKK

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal Atatürk’ün sekular, ulusalcı tam bağımsız ulus devleti’nin yerine Misak-ı Milli sınırlarımız içinde, federatif sistemi ikame etmeyi öngören Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP’un) yarattığı sorunları yaşamaktayız. Amaç şudur: Misak-ı Milli sınırlarımız içinde, “Türk-Kürt-İslam” sentezini öngören ideolojiye dayalı, Ortadoğu jandarması olmalıdır, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti. Emper-yalizmin temel amacı budur. O halde,PKK’nın önlemekte güçlük çekilen kanlı eylemlerinin kaynağındaki başarısızlığın nedenlerinden en önemlisi sadece içsel değil, dışsal olmasıdır.

Osmanlı Devleti de, Britanya Krallığının Akdeniz’deki 300 yıl ticaretini koruyan jandarması olduğunun ayırtına varmayan sultanlar tarafından yönetilmiş ve sonunda Sevr antlaşmasına boyun eğmek zorunda kalmıştı. 1881 Muharrem Kararnamesiyle, 9 Aralık 1999’da IMFile imzalan Standby anlaşması arasında hiçbir fark yoktur. Osmanlı da geri ödeyemediği ağır dış borç yükü altında Batı’nın iç işlerine karışmasını boyun eğiyordu. 1980 sonrasında Cumhuriyet Türkiyesi de AB-ABDekseninden gelen buyruklara boyun eğmeğe başlamıştır. Bu dönüşüm, Turgut Özal’ın 12 Eylül 1980 sonrası Başbakan, ve kardeşi Yusuf Bozkurt Özal’ın Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı olarak atanmasıyla 1983 yılında hazırlanan Milli Kültür Raporundaki “Türk-İslam Sentezi modeli ile yürülüğe girdi. O model bugünkü iktidarı ortaya çıkarmıştır.ı. Kürt açılımı, o modele AKPiktidarı ile sisteme eklenmiş oldu, çünkü “Türkler ve Irak Kürtleri Arasında Güven Tesisi Projesi”nin mimarı Davit L. Phillips, Beyaz Saray’a sunduğu raporunda bunun böyle olmasını öneriyor bununla da yetinmeyerek, Abdullah Öcalan’ın da içinde bulunduğu genel affın gereğinden söz ediyordu. ABD Başkanı Obama’nın TB-MM’ndeki konuşması üstü kapalı o projenin önermesinden ibaretti. Kürt açılımı, o konuşma sonrası gündeme iğreti de olsa sokuldu.

Temel çözüm için, o tür buyrukları ger i çevirecek siyasayı, yönetimi ve ekonomik özerkliği yaratmak gerekir. Ülkenin bu üç boyutuna egemen olamayan iktidarlar (Hükümetler) ülkemizin toprak bütünlüğünü bir gün koruyamaz duruma düşerler..

Adı Barış ve Demokrasi Partisi olan PKK’nın TBMM’indeki üyelerinden “yağ tulumu”na benzeyen bir kadın milletvekili PKK’nın kanlı eylemlerini ve ona karşı yürütülen operasyonları “savaş” olarak nitelemedi mi? Eğer bu bir savaş ise, Abdullah Öcalan, savaş tutsağı değil midir? ABD, savaş tutsaklarına ne yapıyorsa, ona da aynı işlemi yapmak Devletimizin hakkı ve görevi olamaz mı?

Gene aynı siyasal partinin yağ tulumuna benzeyen bir başka milletvekili kadın üyesi, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Genelkurmay Başkanlığı, MİT, direnişimiz karşısında avu-cunu yalayacaktır” demedi mi? Bir yıl önce, Türkiye’ye kedi bile vermem diyen Barzani, Dışişleri Bakanı Davutoğlu tara-fından devlet konuğumuz olarak, izzeti ikram ile kabule mazhar olmadı mı? Başbakan R.T.Erdoğan BOP’un eşbaşkanı, Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül, Dışişleri Bakanıyken 9 maddelik gizli belgeyi ABD’ye imzalayarak, sunduğuna göre, bu Hükümet ile birlikte Çankaya, terör adını verdikleri eylemlerin önüne geçecek önlemleri alabilirler mi? Kürt açılımı ile başlayan, adı demokratik açılıma dönüştürülen söylemin ne olduğunu öğrecek bir kişiye bugün rastlamak olanaklı mı? Ve AKPiktidarı, açılımın ne olduğunu bugüne kadar açıklayabildi mi? Terör denilen olaylara karşı savaşım veren generaller suçlanır, göz altına alınır, tutuklanırken, Başbakan R.T.Erdoğan, muhalefet partilerin genel başkanlarıyla neyi görüşecek? Güneydoğu’da fabrika yapılmasını öneren CHPgenel başkanı Kılıçdaroğlu, Güneydoğunun yatırımlardan en büyük payı aldığını ve oralarda, elektrik, su gibi temel hizmetlere kimsenin ödeme yapmadığını, inek ahırlarının bile elektrik sobalarıyla ısıtıldığını bilmiyor mu? Güneydoğu’da servet sahibi olan Kürt kökenli girişimcilerin Batı’ya göç eden komprotorlar olduğunun ayıtında değil mi? Barış ve Demokrasi Partisi üyelerinin tümünün feodal ağaların temsilcisi ya da kendisi olduğunu anlayamadı mı? Kürt kökenli yurttaş-larımızın köylerini kendileriyle birlikte satışa çıkaranların oralarda devletimiz değil, Kürt kökenli toprak ağaları olduğunu bilmiyor mu Kılıçdaroğlu?

Demokratik Toplum Partisi eski genel başkanı Ahmet Türk’ün anasını, yakındığı Jandarma mı öldürdü, yoksa kendi kardeşi mi? Kendisine sormak gerekir, üyesi olduğu aşiret, 30 yıl jandarma ile mi yoksa rakip saydığı öteki aşiret ile mi savaş tı? CHP milletvekili iken bir kez sadece bir kez kürsüye çıkan Mardin Milletvekili Ahmet Türk Güneydoğu’nun bir tek sorununa değindi mi? Demokratik Toplum Partisinin (DTP) hangi üyesi genel başkanı Ahmet Türk dahil, Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik ve sosyal gelişme programına ilişkin görüş ileri sürebildi? Eli kanlı Abdullah Öcalan’dan buyruk aldığını açıklayan Ahmet Türk’ün kendisi değil miydi? Bugün PKK, aslında kendi sınıfının ihaneti içinde Güneydoğu feodalitesi ile ABD’nin silahlı uşaklığını yap-maktadır. Güneydoğu’nun yoksul, bilinçsiz, mazlum ve ma-sum halkını sömüren emperyalizmin kuklasıdır PKK. ABD’nin kucağında kendi kendisinin ihaneti içindedir.

Ayırımcı kanlı eylemleri sergileyen AB-ABD’nin taşeronu olduğu belirgin PKK’yı ortadan kaldırmak, AB-ABDeksenine bitişikken olanaklı değildir. Onları ortak ulusal bilince ulaştırmak ta olanak dışı. Bir gün gelecek kendi kendilerini yok edecekler. Tarihin diyalektiği Ortadoğu’da hep bu senaryoyu yazmıştır. Ortadoğu kendisinin düşmanı olmaktan nasıl kurtulacak, temel sorun budur.

Siyasal iktidarlarımız, ABD’yi stratejik ortak kabul ettiği sürece, ülkemiz, ne bağımsız olabilir ne de esenliğe kavuşabilir. Geri ödenmesi olanaksızlaşan dış borç yükü altında, toplumumuz ürettiğinden daha çoğunu tüketmeye özendirildikçe, PKK’nın kanlı eylemlerinden kurtulmanın olanakları gündeme giremeyecektir.. Üstelik, Ordumuzun etkinliğini zedeleyen söylem ve kararlar sürdükçe, toplumu diri tutan seçkin Kemalist kadrolar dahil, Ergenekon, Balyoz gibi sanal suçlamalarla tutukevlerinde susturuldukça..

AB-ABD’nin amacı, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetini açıkça belirttikleri gibi “Ilımlı Islam Cumhuriyeti’ ne dönüştürmektir. Bunu sağlamak için Kemalist aydınlar susturulmalı, ulusalcılık yadsınmalı, Ordu hedef durumuna getirilerek suçlanmalı ve sonunda:

Hukuk, siyasal erkin etki alanı içine sokulmalıdır. Açıkçası, bu ölümcül tasarımın bir boyutu eksik kalmıştı, o da şimdi AKPtarafından Anayasa Paketiyle gerçekleştirilmek isteniyor: Hukukun siyasal erk’e bağımlı duruma getirilmesi. Bu son aşama gerçekleşince, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetinin yerini “Türk-Kürt-İslam sentezi”ne dayalı federatif sistemi oluşturmanın hukuksal engelleri de ortadan kalkmış olacak. PKK, aslında AB-ABDtarafından desteklenen, lojistik katkılarla diri tutulan, BOP’un milis gücüdür ve o nedenle de terör örgütü değil, tam anlamıyla Türkiye Cumhuriyeti Devletine açılan savaşın ABDsilahlarıyla donatılmış kanlı, gayri resmi milis gücüdür.

Bu senaryoyu, SEVR ile Osmanlı Devleti, 1919’da yaşamaya başlamıştı. Britanya Krallığı, o yıllarda bugünkü PKKyerine silahla donattığı Yunanistan’ı kullanmıştı. Bir Mustafa Kemal vardı, bu meş’um oyunu tersine çeviren.

Şimdi bir başka Mustafa Kemal var mı? Bilemiyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail