Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 84 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


YENİ BİR ÇAĞIN DOĞUŞU MU?

Ali Nejat Ölçen

Türkiye Sorunları kitap dizisinin bu sayısında, iki değerli düşünür İhsan Çetin ve Atila Sarp’ın yazılarının bir bütün olarak küresel kapitalizmin doğa ve uygarlık üzerine kara bulut gibi çökmekte olduğunu açıklayıcı niteliktedir. Bu kaygıyı ülkemizde pek az kişi önemserken ve incir çekirdeğini doldurmayan içi boş kıvır zıvırla uğraşırken, ilk kez, değerli arkadaşım Prof.Dr.Erdinç Tokgöz, İhsan Çetin ve Atila Sarp ülkenin geleceğini evrensel sorunların türevi olarak irdelemeye giriştiler.

Onların ülkemiz sorunlarının dış dünyamızdaki oluşumların etkisi altında incelenmesine ilişkin düşüncelerinin bir benzerine Frierich Ebert Vakfı’nın yayımladığı “Intenatonale Politik und Gesellschaft” adlı periodikte de rastladık 2009 Mart tarihli yayımı, “ Sosyal Demokrasinin Geleceği (Die Zukunft der Sozial Demokratie” sorununa ayrılmıştı. Yayında, eski federal devlet bakanı Erhard Eppler’in ilginç bir makalesi var. O makalenin bir bölümünü dilimize çevirerek.okuyu-cularımıza tanıtma gereksinimi duydum:

Erhard Eper, makalesine,YENİ BİR ÇAĞIN DOĞUŞU.AVRUPA’ DA SOSYAL DEMOKRASİNİN YAPILANMASINA GEREKSİNİM, başlığını koymuş.(Dawning of a New Era.On the Need to Cons-truct Social Democracy in Europe.)

Makale ilginç bir başlıkla sorunu irdeliyor:

Neo Liberal Çağın Sonu.

“Büyük bankalar arasındaki güven (devletin koruyuculuğu sözkonusu olmadığı zaman)azalışa uğradığında, piyasaların kendi kendisini düzenleyeceğine ilişkin inancı, hafife alınsa da, yadsımak kolay değildi. Finansal kriz, pek çok devlette önceki yıllardakinden daha da büyük olsa da, sosyal hasılanın dramatik biçimde azalışa uğramasına neden olduğunda piyasalardaki dizginleri tutmakla gönencin artacağına ilişkin umudun, yok oluşu kaçınılmazdı. Serbest piyasa yapımcılarının kendi bankalarını ve ekonomilerini kurtarmak amacıyla baskılarıyla vergilerin indirilmesi de ciddi sonuçlar vermedi. Devletin -o nedenle politikaların- giderek daha az etkin ve daha az devlet, daha çok Pazar’ı öngören çağın artık sonu gelmiştir. Açıktır ki, devlet kendisini soyutlayamaz. Bir başka nokta ise, piyasaların çatısını yeniden yapılandırarak; firmalar arası rekabetin, neye izin verip vermeyeceğinin yasal koşulları oluşturulmalı ve anayasa tarafından güvenceye alınmalı,nihayet bir kuşağın, daha sonraki kuşakların çevresini tahrip etmesini önleyen yasal çatı ile sağlanmalıdır”.

Bu satırları okurken, ülkemizde siyasal iktidarlar ve yerel yönetimler, doğayı gelecek kuşaklara tahrip etmeden bırakmanın kaygısını taşıyorlar mı bir soru zihnimizi kurcalamaktadır.Erhard Eppler, makalesinin ikinci bölümünde Sosyal Demokrasi Üzerinde Neoliberal Hegemonya başlığı altında şunları yazıyor:

Zamanında pek çok sosyal demokrat, Avrupa’da bu kanı-dadır. Tüm Avrupa aynı konumda değilse de, yeni liberal akım yer küresini tümüyle işgal ediyor, iktidara geldiklerinde sosyal demokratları ele geçirecekler. Bugün için onları ayıplamak olanaklıdır. Fakat, Medya’da her yayın organı ve politik yazarların yüzde 90’ı gelecek seçimleri kaybetmeyi göze alarak daha sonrakini kazanmayı umduğu sürece belli bir doktrine bağlı kalır.

Yeni yüzyılın ilk on yılıyla serbest piyasa yanlıları nihayet reform kavramını yeniden betimleye yöneldiler. Anide ortaya çıkan reform, dar anlamda sosyal eşitliğe yönelikti. Her ne kadar piyasa kısıtlamalarını ortadan kaldırıyorsa da, özellikle sosyal güvenliğe ilişkin devlet harcamalarından ekonomiyi, kurtarmayı amaçlıyordu. Oysa, bir zamanlar emekçileri işten çıkarmaya karşı önemli olan reformu, şimdi ortadan yadsımaktaydılar...Tüm gazetelerde okunduğu gibi bir hükümet ne yapıyor da ülkesinde büyüme yüzde 1’in altına iniyor ve işsizlik o nedenle artıyorsa, bu yararlı olan reformları dışlamasındandır .

Hiç kimse Hollanda İşçi Partisinin eski lideri Wouter Bos’dan önce sosyal demokrasi üzerinde neo liberal hegemonyanın derinliğine etkili olduğunu düşünmemişti. Görevden ayrılışından kısa bir süre önce, 25 Ocak 2010 günü Amsterdam’da yaptığı konuşmada, Tony Blair’in “her han-gi bir eklemeden uygulamaya koyacağız” dediği “Üçüncü Yol”dan, ondan önce daha önce sözünü ederek Hollanda’da sahip Wouter Bos, daha evvel söz etmişti.. Onu yineliyor ve “Üçüncü Yol”’un Hollanda sosyal demokratları harekete geçirmesi bir yana, halkı refah devletine bağımlı yapacağını” açıklıyordu.. Etkinleşen refah devleti o yolda gelişecek. (Bos,2010) çocukların (kendi çucuklarının da) refahdan nasiplerini almasını engellemenin çarelerini araştıran refah devleti, Jan Ponk gibi sol kanat polikacıların sosyal demokrasi için tasarladıkları “refah” deyimini kullanmaktadır.. Ne var ki Kapitalizmin başı boş kalacağını hesaba katmıyorlar. Üçüncü Yol, makul ölçüde kontrolünü de sonlandırırken, serbest kalan canavarı uyandırmış oldular.. “Bos, serbest piyasaya ilişkin eleştirisinde genel durum nedir diye sorar”. Hiç kimse, canavara karşı temel oluşturacak durumda değildir. Emekçiler yönetimde hükümet te çok uluslu şirketlere karşı gücünü yitirecekler. (Bos,2010).

Küreselleşme hakkında ne söylenirse söylensin, hiç kimse onun işlevindeki acımasızlığı yavaşlatamaz. Bos’a göre: “neoliberaller, ötedenberi küreselleşmenin önlenemez, ondan kaçınamayacağımız akım olduğuna bizi inandırmaya çalıştılar.(Bos 2010). Serbest piyasa yanlılarının her zaman planladığı bir olgudur bu. Bos’un söyledikleri her sosyal demokrat için öylesine değerlidir ki, onun öğretisine katılmamızı gerektirir. Bu, onun şu önerisini de kapsıyor: “Şuna ikna oldum ki”,diyor: “Kimi zaman toplum yararını korumak piyasayı ehlileştirmek, zararsız duruma getirmekten daha kolay daha iyidir. Bos, neoliberallerin, başarı ve başarısızlıklarının moral yanları olduğunu unutmamıştı. “İnsanın değeri, bireysel yarar ve coşkusu da, birincil gereksinmemiz olmasına karşın, şimdilerde ticaretçilik tarafından sürekli olarak mahvedilmektedir. Sonunda ayrışan toplum halkı karşı karşıya getirecektir.”

Dikkat ediyor musunuz, İhsan Çetin ve Atila Sarp da, yazılarında bu noktaya bilgelikle değinmektedir. AKPiktidarı ülkemizde böylesi bir tehlikenin yaratıcısı olduğu kanısına yol açmakta Ne var ki, AKP'nin fasulya, bulgur gibi nesnel dağıtımını, CHP'nin "aile sigortası" adı altında paraya dönüştürmesi, toplumu daha çok siyasal iktidarların hegemonyasına bağımlı duruma getirecektir. Asalak toplum ancak böyle yaratılabilir ve öylesi toplumlar tembelleşir, girişimcilik ruhu dumura uğrar ve emperyalizme direnme gücünü yitirir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail