Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 85 Geri Tavsiye Et Yazdır


VETLUGA IRMAĞI(*)

Adil Bozkurt

Yeni yapıtların izlenmesi, son yıllarda giderek çoğu durumda olanaklı değil. Bu nedenle ilgi duyabileceğiniz yeni basılmış yapıtlara gecikmeden ulaşabilmeniz kolay olmuyor. Görsel ve yazılı basınımızdan çok azı yazınsal yapıtlara, yer veriyor. Böyle olunca, yeni çıkan yayınları izlememiz için, geriye bazı yazın dergilerinin yapıt ekleriyle tanıtı sayfaları kalmaktadır. Dergilerin tanıtım ekleri de seçkinciliklerinin kime ya da neye göre olduğu göz önüne alındığında, okumak isteyeceğimiz yapıtlardan her zaman haberli olamıyoruz. O yüzden; içeriği ve kurgusu ile güzel mi güzel bir yapıttan ancak ikinci baskısından sonra haberim oldu. Geç bile olsa edinebildiğim Vetluga Irmağı’ını okur okumaz da böyle bir yazı yazmaktan kendimi alamadım.

Vetluga Irmağı’nı Ali Nejat Ölçen yayına hazırlamış. Yapıtın türünü “Çarlık Rusya’sında Bir Türk Subayının Tutsaklık Anıları” olarak belirlemiştir. Bizim yazınımızda, doğu cephesindeki savaşların öncesi ve sırasındaki yaşanmışlıklar, tarihsel irdelenmeleri bir yana, yazınsal üretimlerde de gerektiği ölçekte ele alınmamıştır. Benim bildiğim, Şemsettin Ünlü’ nün “Toprak Kurşun Geçirmez” i ile Zuhal Kuyaş’ ın “Aşelası, doğu illerimizin belirttiğimiz dönemine değgin iki özlü romandır. Bunların ötesinde, ne öykü yazarlarımızın, ne romancılarımızın ne de ozanlarımızın, karşılaştırmak gerekirse söz gelimi batı cephesi ölçeğinde üretim yaptıklarını söylemek olanaklı değil. Oysa, doğu cephemizin göz ardı edemeyeceğimiz yönleri var: İşgal gören köylerimiz, kentlerimiz onlarca yıl bu durumdan kurtulamadılar. İmparatorluğun dağılma dönemini kapsayan süreçte çok tutsak verildi. Er ya da subay olmak üzere yüzlerce yurttaşımız Rusya-Sibirya içlerine sürgün edildi. Savaş tutsağı olarak yıllarca ülkelerinden, özgürlüklerinden yoksun bırakıldılar. Yurtlarından alınıp götürülen bir grup subay ile erin üç yıla varan tutsaklık serüvenini konu eden bir yapıttır Vetluga Irmağı. İletisi zengin; köylü-kentli; sivil-asker demeden insanı ele almada; değişik kültürden toplumları irdelemede örnek yapıtı geç bile olsa, okumuş olmamdan kıvandım: Bu romanda; ulusları düşmanlaştırmak isteyen, daha kesinlemeli demeyle, var olmalarını savaşlarda gören yönetimlerin onca çabalarına karşın, sanatın tükenmez iletisine kavuşmuş halkların, bireylerin, insanca davranışlarıyla savaş yanlısı yönetimleri ne kadar acınacak duruma düşürdüklerini gördüm.

Vetluga Irmağı’nın 1. basımı, on beş yıl önce, kasım 1994 yılında yapılmış. Benim okuduğum ikinci basımının tarihi de Haziran 2006.Gary Leiser, İngilizce’ ye çevirmiş. İngiliz der-

gilerinde yapıt üzerine değerleme yazıları da yazılmış. Bütün bunları ikinci baskısına eklenen kısa bilgilerden öğreniyorum: J.Magnarella Middle, “E.Journal adlı dergideki yazısında:

Vetluga Irmağı, 1.Dünya savaşı süresince bir Osmanlı subayının doğu cephesindeki koşullarını ve Rusya’daki tutsaklığını anlatan eşsiz bir tarihi belgedir, değerlemesini yapmış.

Yapıtı yayına hazırlayan Ali Nejat Ölçen, babası Mehmet Arif (Ölçen)’ in el yazması notlarını “yetmiş yıl kayıptan sonra” Türk abece’sinde; arı olduğu kadar akıcı bir dille Türkçe’ye kazandırmıştır. Ali Nejat Ölçen, romanın yayına hazırlanması evresinde başka bir özlü çalışma daha yapmış; ‘Birinci Dünya Savaşında Kafkas Cephesi Olayları’ adı altında yirmi yedi sayfada topladığı tarihsel bilgileri de, ilgilenen okurları için, yapıtın başında sunmuş: “Meşrutiyetin Meşrutiyeti Yıkışı” “Osmanlı Devletinde Alman Etkisi ve Panislamizm” “Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşına Sürüklenişi” “Dondurucu Soğuklara Karşı Yapılan Savaş” “Köprüköy Savaşı” “Sarıkamış Savaşı” “Erzurum’ un Düşüşü” bölümlerindeki açıklamalar yapıtın daha bilinçle ve de donanımlı okunmasını sağlamaktadır.

Romanın Olaylar Öyküsü

Romanda, Kafkas cephesinde tutsak düşen Mehmet Arif (Ölçen) in Rusya içlerinde, Vetluga ırmağının hemen yanındaki Varnavin kasabasında geçen yılları ile İstanbul’a dönüşü anlatılmaktadır. Olay örgüsü Sarıkamış dağlarında ölüm kusan yoğun kar tipisinin içinde başlayan tutsaklık ile sonrasındaki yaşanmışlıklar zaman dizinseli olarak verilmiştir. Bu yönü ile Vetluga Irmağı, tarihi belgeseli niteliği de kazanmaktadır. Yazarın başından geçenler ile tutsakların aralarındaki yaşan-mışlıklar; Rus halkının; kentlisinin-köylüsünün; çarlık döne-minden komünizme geçiş sürecindeki yönetim ile askerlerinin eylemleri gözlemlere dayandırılarak, olay örgüsünün kah-ramanları boyutunda ele alınmıştır.

“1893 Yılında Tokat’ın Niksar ilçesinde doğan üsteğmen Mehmet Arif (Ölçen)1913’ te İstanbul’da harp okulunu bitiri-yor ve Kafkas cephesinde Köprüköy savaşına katılıyor. Köprüköy savaşı, Osmanlı “aristokrasisinin” temsilcisi olan Tophane Müşirinin oğlu ile kırsal alanın temsilcisi Niksarlı Mehmet Ali’ nin oğlunu yan yana getiriyor…Üsteğmen Meh-met Arif (Ölçen), 1515 yılının sonlarında Erzurum’ u savunmakla görevlendirilen birliklerde yerini alır. Mehmet Arif 3050 rakımlı tepeden kendi alayına katılmak buyruğunu aldığı zaman komuta ettiği bölüğü ile birlikte Üçkilise köyünden geçecek ve alayına katılacaktır. Kuzeydoğudan gelen Rus saldırısında alay tümüyle yok olur; kalan asker ve subay tutsak düşer.” (s.8) Yaşananların baş kişisi ve anlatanı Mehmet Arif (Ölçen) ile öteki subayların üç yıl sürecek tutsaklı serüveni başlar. “Mehmet Arif’in. 23 yaşında tutsak düştüğü Varnavin kasabasında Rus halkının yaşam biçimini, duygu ve düşüncelerini; Türk tutsaklar ile kurdukları dostluk ilişkilerini anlatırken gözlemci yanı da ortaya çıkıyor.”(s.10). Vetluga Irmağı,yalnız tutsaklık anıları değil, bu niteliğiyle aynı za-manda roman türünün seçkin bir örneğidir.

Roman, yazarın “Bozgun” adını verdiği bölümle başlıyor. Daha başlar başlamaz da dilsel duruluğu ile akıcı anlatım kendini belli ediyor: “1916 Şubatın 13’ ü. Kar ve tipi bütün hızıyla sürüyor. Güneş doğmuş olmalı, ama on adım ilerisini görmemiz olanaksız..Yüzümüze kamçı gibi çarpıyor kar taneleri. Ve her adım atışımızda bizi geri iten rüzgâra rağmen göğsümüze kadar gömüldüğümüz karların içerisinde ilerlemeye çalışıyoruz. İki gün iki gece çok kötü koşullar içinde çarpışarak ayrılalı iki saati geçtiği halde, kar ve tipi bir an olsun durmuyor… Üç gün önce bir subay ve otuz yedi erden oluşan tutsak Rus kafilesine rastlamıştık. Sırtlarında sağlam kalın kaputlar, kulaklarını ve suratlarını koruyan astragan kül rengi kalpakları vardı, hepsi de çizme giymişlerdi. Hiç birinin ayağında bizdeki gibi çarık ya da ayakkabı yoktu. Kim bilir Rusya’nın hangi uzak yöresinden gelmişlerdi bizimle savaşmak için?” (s.41) ,

Vetluga Irmağı’nda bir subayın salt tutsaklık dönemine ilişkin yaşanmışlıklar yer almıyor. Olaylar; yer, zaman ve kişiler ölçeğinde irdeleniyor. Rus köylülerinin, kentlilerinin çeşitli mes -leklerden insanlarının gözlemlere, yaşanmışlıklara dayalı eği-limlerini roman türüne özgü yaklaşımlar içinde görüyoruz: “Rus köylü ve kentli giyimleri biri birlerinin aynı. Yirmi yaşında olan gençler bıyık ve sakal bırakıyor. Rusya’da ilgimizi çeken bir şey vardı: Bu yoksul, cömert, konuksever insanlar iki şeyden korkuyordu: Biri Çar Nikola’ dan biri de yeryüzünde Tanrının vekili olan papaz efendiden” (s.78)

“Uzakta bir köy göründü. Arabalarımız tozlu yoldan ağır ağır ilerleyerek köye yaklaşınca allı, yeşilli, beyaz giysileriyle bizi bekleyen kalabalığın köyün yakınında toplandığını fark ettik. Balkan savaşında, Yunanlıların yaptığı gibi bizi taşa mı tutacaklar, üzerimize çürük yumurta, domates mi atacaklardı? Köye daha da yaklaştığımızda kalabalığın bize doğru koştuğunu gördük ve arabaların içine sindik. Kadın-erkek, çocuk arabaların etrafını çevirdi, ellerindeki ekmek ve çörekleri bize uzattılar. Arabalarımız yiyeceklerle doldu. “Artık vermeyin bu bize yeter dedikçe, “Hayır yolunuz uzak. Biz size verelim ki Tanrı da analarınıza babalarınıza bizim sizdeki tutsak evlatlarımıza verdirsin.” (s.77) diyorlardı.

Varnavin kentinin yanı başındadır Vetluga. Sibirya steplerinin hemen kıyısındadır. Ordularını, başka kültürlerin insanları üzerine, topraklarına gönderen devlet adamlarına inat, tutsak subaylarla tutsak olarak yaşadıkları toprakların insanları arasında kalıcı değerde ilişkiler yaşanır. Böylesine oluşumlarda daha çok öne çıkan sanatın evrensel gücüdür. Tutsak Türk subayı Mehmet Arif’ (Ölçen)’ in sanatçı özelliği savaşlar çıkaran yönetimlere inat, halkların tanış biliş olmalarına, yakınlaşmalarına öncülük etmiştir. Mehmet Arif, tutsaklık günlerinde bir ud yapar, kendi yaptığı ve çalmaya durduğu uduyla ilgi odağı olur. Tutsak subaylar yerli ailelerin konukları olurlar. Giderek ud, keman, flüt dinletileri yerlileri tutsakları bir araya getirir. Derken resim sanatı girer araya; karakalem, suluboya resim çalışmalarıyla sanatın önlenemez gücü yerli halkı da tutsakları da sarmalına alır, dostluklar oluşturur

Kişiler Kadrosu.

Vetluga Irmağı’nın ülkelere bölünmüş geniş bir coğrafyanın insanlarından oluşan kişiler kadrosu vardır. Romanın kahra-manı birinci ağızdan anlatıcısı, Kafkas cephesinde tutsak edilen Mehmet Arif (Ölçen) dir. O’nun hemen ardından öteki tutsaklar gelmektedir. Bunun dışında tutsak Mehmet Arif (Ölçen) ile arkadaşlarının tutsak olarak yaşadıkları Rus köylülerinden kentlilerinden, asker sivil yöneticilerinden kadın erkek genç kız onlarca kişi romanın kadrosunda yer almıştır:

“1 Şubat 1918, dilediğimiz yere gözetimsiz gidebiliyoruz.Kız,
suluboya takımını bana vermek istiyordu.”
“Buradan bazen piyano sesi duyuyorum. Hanginiz çalıyor-sunuz?”
“Bu binada piyano yoktur. Ud var.”
Dinleyebilir miyim?”(s.148)

Yalnız tutuklu olarak yaşadıkları Varnavin’ de, Vetluga ırmağının oralarda değil, kaçış sürecinde de, kıta Avrupa’sında yaşanılan kentlerin insanlarından da olayın örgüsüne uygun ölçekte, karşımıza çıkıyor. Bütün bunlardan başka İstanbul’ a dönüşte karşılaşılan bilinçsizlerin sergiledikleri davranışlar, yıllarca süren tutsaklık ile kaçış sürecindeki sıkıntılarını bile unutturabilecek çirkinliktedir…

Romanın Dili ve Kurgusu

Vetluga Irmağı’nı okurken romanın dil örgüsü, yapıtı elden bırakılmaz ediyor. Kimi bölümleri, kimi anlatımları baştan alıp yeniden okumaktan kendinizi alamıyorsunuz. Okumam evresinde yapıtın dil gücünün kaynağını saptamaya çalıştım: Vetluga Irmağı, güzel Türkçe ile kurulmuş. Türkçe’ nin arı kullanılmasıyla ne denli güçlü olduğunu görüyorum. Roman, akıcı bir anlatımla yazılmış.Türkçe’nin yazın dili olarak katışıksız, zorlamasız değerini özümsüyorum. Kimi yazarlarımızın kısa tümce yanlısı anlatımlarıyla okuru dur kalk dur kalk ettikleri düşünüldüğünde, Vetluga Irmağı’nı kuran tümcelerin okuru anlam ya da ileti kaybına düşürmez uygunluktadır. Rus olsun başka uluslardan olsun romanın kişiler kadrosunda yer alanların kendi dilleriyle söyledikleri, olduğu gibi yazılmış hemen yanına da karşılıkları Türkçe olarak verilmiş. Ayrıntılara girilmeden, betimlemeler, çözümlemeler (tahlil) okuru yetkin bir yapıt okuduğuna inandırıyor: Doğa olsun, insan olsun tüm betimlemeler, bir tutsağın içine düştüğü tinsel çöküntünün bakış açısından yapılmıştır. Yapıtın anlatı değerini öne çeken bir başka seçkinliği de biçemidir: Bu türden serüven romanlarında olayların daha çok öne çıkarılması kaçınılmazdır. Gene de yerinde ve küçük oylumlu değiniler halinde yapılmış betimlemeler çok başarılıdır

Özgürlüğe Doğru.

Tutsak Mehmet Arif Ölçen ile altı arkadaşı uzun hazırlık ve kılı kırk yaran planlamalardan sonra Rusya’ da ki düzen değişikliğinin de getirilerini değerlendirerek kurtuluşu kaçmakta bulurlar. Gorky, Moskova, Minsk, Varşova, Budapeşte, Belgrad, Sofya üzerinden İstanbul… Askerlik sanatının kazanımları nedeniyledir ki geçilmesi zorunlu yerlerin insan özellikleri de göz önünde bulundurulmuştur,-kimi istenmedik durumlarla karşılaşılsa da- mutlu sona ulaşırlar. “Günler o denli u-zundu ki bitmek bilmiyordu. Gece karanlık da olmadığından nasıl kaçacağımızı bilmiyorduk. Kemanı geri vermiş udumu da bir arkadaşıma bırakmıştım. Sabah uyanınca bütün arkadaşlar dağılıyor, bir kısmı köylere gidiyor bir kısmı da serin ve yeşil ağaç altı arıyordu. Varnavin deresinin Vetluga ırmağına karıştığı yerde yüksek bir düzlükte, dört bir yanı çiçek tarlaları ve ağaçlarla çevrili yazlık bir sinema vardı.… Vetluga ırmağı gümüş bir şerit gibi uzanıyor, yoğun ormanların içinde kayboluyordu.”(s.191) “Bugün bir tutsak arkadaşımızı daha toprağa verdik. Adı Teğmen Ali Sami… Bu Varnavin’ deki üçüncü kurbanımızdı. (s.180) “1918 temmuzunun ilk günü. Varnavin kasabasını terk edeceğiz. Haziranın yirmi do-

kuzunda haki renk ceketimi siyaha boyatmak üzere gönderdim. Kilot pantolonumu sökerek onu ‘kilot’ların dan arın-dırdım. Siyaha boyattığım ceketimin yakasını bozarak sivil bir giysi yakasına dönüşürdüm” (s.195)

Budapeşte’de;“..Ellerimizi yıkamak için yanda kapı arkasın-daki lavaboya yanaştık. Türk bayrağı musluğun üzerindeydi. Ellerini yıkayanlar, orada musluğa asılı Türk bayrağına ellerini kuruluyorlardı. Bunun hesabını sormanın zamanı gelmişti.”..Türk ulusunun Türk bayrağının yeri burası mı?” “Özür dileriz.” dediler bayrağımızı hemen oradan alıp öteki bayrakların yanındaki yerine astılar. Ama bizim ayrılmamızdan sonra gene aynı yere götürecekleri belliydi. Bayrağı saygıyla aldık. Trene öyle bindik”.(s.258)

“Gece sabaha karşı Sirkeci istasyonuna geldik. Sabahın hafif aydınlığı yayılmak üzereydi. Ben trenden inmiş bir yana çökmüştüm. Yanımda bir arkadaşım daha vardı. O da hastalanmış. O’nun da kımıldayacak gücü kalmamıştı. İstasyondaki bir hekim bizi hastaneye göndermeye karar vermişti. Bunu elime tutuşturulan kağıttan anladım. Köprü de bitkin yürümemi sürdürürken Varnavin’ den daha önce kaçan bir arkadaşımla karşılaştım.

“Arif nereden çıktın?” diye bağırdı.
“Kendimi tutamadım. Ağlıyordum..”
“Kuledibi hastanesine gidiyorum, hastayım.”
İkinci katta bir odaya yatırdılar. 1918 Ağustosunu 21’ inci günüydü. Varnavin’ den kaçalı 51 gün olmuştu”..
“Kolordudan maşımızın ve ekmek paramızın verilmesi kararı çıktı. 20 gün de yorgunluk izini verdiler. Öteki tutsak arkadaşlar daha çok güçlükle karşılaşmışlardı.”
“Kardeşim” diyordu birisi “yeni tutsaklıktan kurtulup geldim. İzinim de bitmek üzere. Günler geçiyor. İşlemler daha fazla uzamasın istiyorum.”
“Masa başındaki memur yanıt veriyordu:
“Kırmızı götlü balmumu ile davet etmedik. Gelmeseyiniz-(s.263)

Yapıtın Türü:Roman

Mustafa Nihat Özön; Yazınsal tür olarak roman için kabul gören tanımını yaptıktan sonra “ Yüzyıllar boyunca o kadar çeşitli romanlar meydana getirilmiş ki bunları tek bir tanımda toplamanın güç”1 olduğunu belirtir. Aynı sözlük ile öteki kaynak özellikli yapıtlar da romanların; aksiyon romanları, sergüzeşt, polisiye, psikoloji romanları, hatıra defteri anlatımlı yazılmış romanların bulunduğunu belirtirler. Öte yandan, Yazın Terimleri Sözlüğünde2 roman: “Genellikle insanların serüvenlerini , ıralarını, düşünce ve duygularını, imgesel ya da gerçek olaylara dayanarak- ayrıntılarıyla kendine özgü bir biçimde öyküleyen, açıklayan uzun düz yazı sanatıdır.” Nurullah Ataç ise, roman türünün yazarların bir kalıba kurala bağlı kalmadan olabildiğince özgür ve de bağlantısız kalarak üreteceklerini öne sürer, dahası romanın bu nedenle bir tür özelliği taşıdığını benimser. Roman yazarları öykülemenin bir türünü seçecekleri gibi daha başka anlatım biçimlerini de uygulayabilirler. Anılar biçiminde yazılmış romanlar da vardır mektup türlü yazılmış romanlar da… Çok kısa olarak ve de anımsatma ölçeğinde değinilen açıklamalarımız göz önüne alındığında; Mehmet Arif Ölçen’ in başından geçen olayları kimi durumlarda iç çözümlemelere de yer vererek yazılmış anı anlatılı bir serüven romandır diye nitelendirilmesini yerinde bulmuyorum. Kurgulanması, sürükleyici serüveni, kahramanlarının, kişiler kadrosunun salt tutsaklarla sınırlı kalmayarak birden çok ekinsel ve dinsel özellikleriyle köylülerin, kentlilerin, iş adamlarının bulunması; doğa betimlemelerinin, olayların geçtiği yerlerdeki toplumsal çalkantıların irdelenmesi nedenleriyle Vetluga Irmağı, romandır. Turgut Özakman

ın, yakın tarihimiz için bir başucu değerindeki Çılgın Türkler yapıtını roman olarak benimsememiz bu nedenledir. Çok kısaca değindiğimiz yazınsal gerekler nedeniyle; Mehmet Arif Ölçen’ in yapıtının “Çarlık Rusya’sında Bir Türk Suba-yının Tutsaklık Anıları” diye belirtilmesi, alçakgönüllü bir yaklaşımın sonucu olarak değerlendirilmelidir. Vetluga Irmağı Arif Ölçen ile oğlu Ali Nejat Ölçen’ in okur karşısına çıkardıkları iki yazarlı bir romandır. Hangi konuların, hangi yaşantı ya da gözlemlerin öne çekileceği baba Mehmet Arif Ölçen’ indir. Ama, o belirlemelerin, saptamaların günümüz dilinde yazılması, biçemi “yayına hazırlanması, oğul Ali Nejat ölçen’ indir. Ali Nejat Ölçen’in, “Bir sandık içindeydi. 1986 yılında elime geçti, Arap harfleriyle el yazmasıydı.” diye belirlediği, altmış sekiz yıl önce, yazılmış notları Arap harfleri el yazmasını öğrenerek yazı dilimize çevirmiştir. Bu uğraş, anıları sadece “yayına hazırama” değil, dil bilinci ve dili kullanmadaki yeteneği ile yapıtın yazılmasına ortak olmaktır. O nedenle, Vetluga Irmağı’nın bir başka özelliği daha ortaya çıkmaktadır. Bizde ve öteki dillerde bir örneği var mıdır bilemiyorum. Bu roman, baba ile oğul olan iki yazarlı bir yapıttır.

Sonuç:

Şunu belirtmekten kendimi alamıyorum: İkinci kez basılmış, İngilizce’ ye çevrilmiş; dil, biçem ve de içerik yönlerinden bir başyapıt olan “Vetluga Irmağı”nın yazın çevremizde tanı-tılamamasının, ele alınıp değerlendirilememesinin, belki de salt bu nedenle geniş okur kitlelerine ulaşamamış olmasının, yazınımız bağlamında, akılcı bir açıklaması olamaz. Akşit Göktürk, anlatının tamlığını “Bir metni oluşturan yazınsal, toplumsal, tarihsel, kültürel gereçlerin tümü” olarak belirler.3 Vetluga Irmağı’nı bu öğelerin ölçütleri içinde ele alıp değerlendirdiğimizde yetkin bir yapıt olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dip not:

(*) Vetluga Irmağı, Mehmet Arif Ölçen, Yayına Hazırlayan : Ali Nejat Ölçen, 2.basım, 2006,Ümit Yayınevi.
1.Edebiyat ve Tenkit Sözlüğü, Mustafa Nihat Özön, Duygu Matbaası 1954, İnkılap Kitabevi .
2.Yazın Terimleri Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları No: 404.
3.Okuma Uğraşı, Akşit Göktürk, Çağdaş yayınları İstanbul 1979 / s.191

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail