Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 86 Geri Tavsiye Et Yazdır


SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM:SON DÖNEMEÇ

Ahmet Saltık
Prof.Dr.
Ankara Üni. Tıp Fak.

Kamu Hastane Birlikler Yasa Tasarısı (KHBYT) sağlık hizmetlerinin tümüyle özelleştirilmesini amaçlamaktadır. Oysa, Devlet Planlama Teşkilatı DPT’nin 9’uncu Kalkınma Planı 2010 Yılı Programı tedbir No.189’a göre;

Hastane yönetimlerinin idari ve mali açıdan özerk bir yapıya kavuşturulması için kamu hastanelerin oluşturulmasını öngören tasarının yasallaşmasını takiben 3 ilde pilot çalışması başlatılacaktır.

9. Plan’da yer alan bu koşula rağmen, yasa tasarısı maalesef, Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş olan tüm hastanelerin satışıyla elden çıkartılmasını öngörmektedir. Yasa tasarısı Parlamento’da 2 Komisyondan geçmiş olmasına karşın TBMM Genel Kurulu’nda (2007’yılından beri) görüşülmeyi bekle-mektedir. 7 yıl önce 2003 Haziranında başlatılan, AB-ABDdayatması sonucu “Sağlıkta Dönüşüm” Programı bu yıl ta-mamlanmak isteniyor.

Aile Hekimliği ile başlayan süreç, SSK’nın 500’ü aşan tüm sağlık kurumlarına Sağlık Bakanlığınca bedelsiz el konmasından ve SSK ilaç fabrikasının kapatılmasından sonra 1 Ekim 2008’de yürürlüğe giren Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası ile yol aldı. Ocak 2010’da Tam Gün Yasası ile sürdürüldü ve KHBYTile de noktalanmak istenmektedir.
KHBYT,Sağlık Bakanlığı mülkiyetinde ve yönetimindeki 800 hastanenin 40 “Birlik” çatısında toplanarak hem yönetiminin ve hem de mülkiyetinin satışıyla devrini öngörmektedir.. KHBYT,incelendiğinde; 3-d ve 6-ç maddelerinde bunu çok a-çık biçimde görüyoruz. 3-d maddesi, Kamu Hastane Birlikleri (KHB)Yönetim Kurulu’nun görev yetki ve sorumluluklarını sayarken, açıkça ve aynen şöyle belirtiyor:

“Birliğin her türlü araç, gereç, malzeme, taşınırları ile tapuda Birlik adına kayıtlı taşınmazları üzerindeki yapı ve te-sisler ile birlikte satmak, kiralamak, kiraya vermek devir
ve takas işlemlerini yürütmek.

6-ç maddesinde ise Birliğin gelirleri kapsamında satış gelirleri öngörülüyor :

“Tapuda Birlik adına kayıtlı olan taşınmazların üzerindeki yapı ve tesisler ile birlikte satışı, kiralanması, işletilmesi veya işlettirilmesinden elde edilecek gelirler ile Hazine’ye ait ve Birliğe tahsisli taşınmazların üzerindeki yapı ve tesisler ile birlikte tahsis amacı doğrultusunda kiralanması, işletilmesi veya işlettirilmesinden elde edilecek gelirler,”

Soru: Bu tasarı yasalaşırsa halkı, hekimleri ve sağlık çalışan-

larını nasıl etkileyecek?

1.Bir örnekle açıklarsak, Hakkari ve yöresindeki Kamu Has-tane Birlikleri satılarak şirketlere devredildikten sonra diyelim ki mali bakımdan zora girdiler. İflaslarını ilan ettiler. Ne ola-cak? Bu bölgede sağlık hizmetlerini kim nasıl sunacak?
KHBYT, kâr etmeyen Birlik’lerin “işletme” statüsünün kaldırılacağını belirtiyor. Yeniden kamulaştırılacak mı? Ülkenin doğu ve güneydoğusunda piyasa koşulları çalışmıyor ve de insanlarımız yoksul, sağlık hizmeti gereksinimleri yoğun. Öte yandan, bütün hastaneler A, B, C, D, Ediye 5 sınıfa ayrılıyor. Hastanelerin sınıflandırılması “herkese eşit sağlık hizmeti” evrensel ilkesine aykırı! Anayasa’mızın 10. maddesi herkesin yasa önünde eşitliğini öngörür. Tasarı, dolayısı ile Anayasa’ya da aykırı. Anayasamızın 56.maddesi,”herkese sağlıklı ve den-geli bir çevrede yaşam hakkı” öngörüyor. 6. maddesine göre herkes sosyal güvenlik hakkına sahip olacaktır 128’nci. mad-desi de Devletin asli hizmetlerini kamu görevlileri eliyle yürü-tülmesini koşul görmüştür. Ayrıca uluslararası hükümlere uyma zorunluluğu da göz ardı edilemez. Örneğin, İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), ABTemel Haklar Şartı,Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi, ILOsözleş-meleri gibi.

Nitelikli sağlık hizmetlerine sürekli ve yaygın olarak eşitlikçi biçimde erişmek en temel insan haklarından biri iken, (İHEB md. 25.) yurttaşımız açıkça piyasacı sağlık hizmetlerinin müş-terisi olmaya zorlanmaktadır!

2.Sağlık çalışanları açısından değerlendirirsek; KHByasa ta-sarısı gerçekleştiğinde, yönetsel kadrodaki başhekim, hastane müdürü, hemşirelik hizmetleri müdür ve yardımcıları ko-numlarını yitirecek, yerlerine sözleşmeli yöneticiler alınacaktır. Başhekim artık yöneten başhekim olmayacak. 7 kişilik Birlik Yönetim Kurulu bir tür “Sağlık Holdingi”nin başında olacak. İl Sağlık Müdürü ve Sağlık Bakanlığı’nın atadığı bir hekim, bu 7 kişinin içinde. Tasarıda; örneğin yönetim kurulu başkanının gündem konusunda mutlak egemenliği var. Yöne-tim Kurulu Başkanı’nın kabul etmediği hiçbir madde gündeme alınamıyor; bir kez bu antidemokratik. Bu 7 kişilik kurulda demokrasi diye bir şey yok. KHB, tipik olarak birer iş-letme olarak tanımlanıyor. Yönetim Kurulunda Ticaret ve Sanayi Odalarının temsilcisi var fakat, Türk Tabipleri Birliği’nin temsilcisi yok. Taslakta merkezi yönetimin vesaye-tine ilişkin hemen hemen hiç düzenleme yok. Denetim hizme-ti bile satın alınacak! Dolayısıyla ulusal ölçekte sağlık insan gücü planlamasını kimler ve DPT,nasıl yapacak ?

3.En önemlisi sağlık çalışanları için iş güvencesi bitiyor! Her yıl sözleşmeleri yenilenecek ya da yenilenmeyecek. Tekel işçilerinin reddettiği 4-c maddesine kaydırılmış olacak. Dolayı-sıyla pek çok sağlık çalışanı, bir anda kendilerini -Tekel İşçileri gibi sokakta bulabilir ya da 657 sayılı yasanın 4-c kapsamında güvence sağlamayan esnek istihdama, sözleşmeli çalışmaya yahut iş güvencesizliğine razı olacaklar veya işsiz kalacaklar.

4.Bir başka sakınca: Sözleşmeli eleman alınacağı için, 7 kişi-lik KHB yönetim kurulunun yandaş seçim yapması olasılığı. Ayrıca bölgesel eleman alma eğilimi, ulusal kaynaşma, ulus-laşma sürecine de ciddi sakınca oluşturabilir.

Sağlık personeli ne denli çalışırsa çalışsın, gerçek anlamda geliri artmayacaktır, Nitekim 1 Şubat 2011’de uygulama Üniversite hastanelerinde de başlatılmış, çalışanların döner ser-maye ödemeleri yarıya indirilmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), sağlık kurumlarına, ürettikleri sağlık hizmetlerinin gerçek karşılığını ödememektedir. Bu durum, 22 tıp fakültesi döner sermaye işletmesini iflas sınırına getirmiştir. Tam da bu sırada, Maliye Bakanlığı parasal yardım önererek bu hastaneleri Sağlık Bakanlığı denetimine almaktadır. Uygulama, Anayasanın üniversite özerkliği ile ilgili maddelerine aykırıdır. Halkın ayırtında olmadığı çok sakıncalı sonuç ise, SGK’nın düşük geri ödemeleri nedeniyle gerçek nitelikli,yeterli sağlık hizmeti sunulamayışıdır. Bu kabul edilemez! Ülkemize, ABD“afiliye hastane” (mülkiyeti ve yönetimi üniversitede olmayan hastane) modeli getirilerek üniversite hastanelerinin de özelleştirilmesi amaç olarak görünüyor.

Öte yandan, “Sağlık kentleri” uygulaması ile de kent içinde arazisi, binası değerli hastanelerin taşınmazları satılarak muazzam rantlar birilerine aktarılırken, ABD-AB-Arap sermayeli sağlık kompleksleri kent dışında kurulacaktır. Buralarda yabancı personel de çalıştırılabilecektir. Söz konusu dev sağlık holdingleri rakip istememektedirler, bu yüzden, ülkenin köklü tıp fakülteleri ve hastaneleri teslim alınmalı, çalışanların emeği ucuzlatılarak, sağlık holdinglerine kaymaları sağlanmak isteniyor.

13 Mart 2011 günü Türk Tabipleri Birliği öncülüğünde pek çok sağlık meslek birliği, dernekler, sendikalar.. Ankara’da bir “Beyaz Eylem” gerçekleştirdiler.. Niçin binlerce sağlık çalışanı sokağa dökülmektedir? Niçin yüz binlerce sağlık çalışanı 19-20 Nisan 2011’de 2 gün grev yapmış, iş bırakmışlardır? AB-ABD destekli, IMF-DB üzerinden dayatma “Sağlıkta Dönüşüm” sürecinin 2003 Haziranından bu yana 8 yılda ülkemizi sürüklediği ortam bir çıkmazdır. Maliye Bakanı’nın itirafı çok düşündürücüdür; Türkiye 2010’da sosyal güvenlik açıkları için 30 milyar $ dış borç yükümlenmiştir. Bu rakam, aynı yıl cari açığının 2/3’ü düzeyindedir. Dileriz yetkililer bu yürüyüş ve mitingde, 2 günlük grevde dile getirilen yakınma, istek ve uyarılara duyarlıkla eğilsinler ve çıkmaz yoldan bir an önce geri dönülsün..

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail