Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 87 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


ÜLKEMİZDE MADENCİLİĞİN DRAMI

Ali Nejat Ölçen

1960 yılının Eylül ayının ortalarında, yeni yapımı sonuçlanan TBMM’nin sonraları Senato Meclisi olan bölümündeki kendimi görkemli toplantı salonunda buldum. Henüz yasası çıkmamış Devlet Planlama Teşkilatına yedek subay iken “uzman olarak atanmıştım.Uzun masanın çevresinde lacivert giysili kişiler, ilgiyle birinin konuşmasını diniyordu. Masanın başında oturan ak saçlı kişinin DPTmüsteşarı Albay Şinasi Orel olduğunu sonradan öğrendim. O da sivil giysiler içindeydi.Gözlü-ğünü çıkarıp dosya yığının üzerine bırakan adam

-Taşa toprağa döviz, döviz efendim ,diyordu.
-Taş, toprak ithal edeceğiz, öyle mi, diye sordu, Şinasi Orel.
-Evet, dedi Genel Müdür olduğunu sandığım kişi.
Gözlerini kırpıştırdı. Kalın camlı gözlüğünü aldı, kar gibi beyaz mendiliyle sildi. Arkasına yaslanarak,

-Bu gidişle maden işlerini yüz yıldan önce düzeltemeyiz. Kadromuz yetersiz. Binlerce dilekçe dosyalarda bekliyor. Arama izni bile veremiyoruz.1
-Kaç kişisiniz diye sordu DPTMüsteşarı Şinasi Orel.
-Ben, yardımcı arkadaşım. Bir sekreter, odacı ve bir de aylıklarımızı ödeyen muhasebe müdürümüz. Bakanlığın bodrum katında üç odaya sıkışmış durumdayız.

Demokrat Parti’nin 1950’den 1960’a kadar 10 yıl süren iktidarında, Türkiye’ye bıraktığı madencilik sektörünün acıklı durumu böyleydi. Fakat acaba durum değişti mi? Ülkemiz kendi doğal kaynaklarına sahip çıkmanın bilincine kavuşabildi mi? Ya da o bilinci taşıyan siyasal iktidarlara görev vermeyi halkımız becerebiliyor mu?

.Perlit Soygunu

1970’lerin sonuna doğru ayırtına varıldı ki, İstanbul li-manlarında yabancı gemilerin yüklerini boşalttıktan sonra dalgalı denize açıldığı zaman taş toprak alarak batma tehlikesinden kurtulmasını sağlamak masum Türkiye’ mizin görevi idi. Depolarına yükledikleri taş toprak yığın-larının yabancı gemilerin açık denizlerde dengesini sağ-lamaya yaradığını sanıyordu liman muhafızları. Yıllar sonra anlaşıldı ki, o taş toprak yığınları, perlit denilen noylon üretiminin önemli ham maddesiymiş. Yabancı gemiler beş para ödemeden alıp götürüyorlardı.

.Şimdi sıra Hulusium’da.

Değerli arkadaşım Erdoğan Bakkalbaşı bir “e-mail” iletisiyle yurtseverliğin en güzel örneğini sergilemiş ve ülkemizde “hulusium” denilen mineralin yer yüzünde en büyük rezervine sahip olduğunu açıklayarak şu bilgileri ka-muoyuna sunmuştu:

Konuya girmeden Erdoğan Bakkalbaşı’nın bir önemli özelliğini ardaşık bölümde okuyucularımıza anımsata-cağız.

Erdoğan Bakkalbaşı’nın hulusium adlı minerali tanıtan e-mail iletisindeki bilgilerden öğreniyoruz ki, yer yüzünün en yoğun ve ağır minerali. 1 santimetre küp’ün ağırlığı 22.4 gram. Yani 1 litre hulusium 22.4 kilo ağırlığında. Erime noktası 10 bin cantigrad derece. 1803 yılında Wal-ter Cleavant tarafından keşfedilmiş. Son yıllarda enerji üretiminde ve özellikle roket yakıtında kullanılmakta. Üstelik üretim maliyeti de son derece az. Uygar dünyamızın en önemli doğal kaynaklarından biri olmaya aday. Ülkemizde tahmin edilen rezevr 421 000 ton. İkinci sırayı Yemen almakta rezervi sadece 2500 ton.

Acaba yer yüzünde birinci sırayı alan Türkiye’mizde bu kaynağın parasal değeri ne kadar? Erdoğan Bakkal-başı’nın ARGE Mühendislik dergisini kaynak göstererek verdiği rakam 28 Trilyon $. Şu an iç ve dış borç tutarı olan 398 milyon $’ın 70 katı. Türkiye’mizin yazgısını kö-tüye kullanmakta uzman olan siyasal iktidarlarımız bu doğal kaynağımızı da mı, ağyara bağışlayacaklar?

Madencilik sektörünün, ekonomi içindeki önemi hala anlaşılmış değil. Yer altı kaynaklarımızın envanteri hala DPT’nin var oluşuna rağmen hazırlanmadı. Örneğin Gaysi Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) içindeki madencilik sektörünün ağırlığı 1970’li yıllarda % 2 dolayındayken (bu bile çok önemsiz bir düzey idi) giderek azalmış ve 2000 yılında % 1.6’ya, 2009 yılında da %1.3’e inmiştir.

Madencilik sektörünün kendi içindeki büyümesi de yeter-siz. Örneğin, 1980 yılında bu sektörde yaratılan katma değer % 4 oranında küçülürken, bu oran 2009’da, -%18 olarak daralışını sürdürmüştür. Hiçbir sektör bu ölçüde daralmamış, küçülüşe uğramamıştı.

Bunun doğal sonucu olarak madencilik sektörü daha çok dışalıma bağımlı duruma geldi. Açık deyimiyle, maden-cilik sektöründeki gereksinim döviz kaybımızın nedeni olmaya başlamıştı. Örneğin, 1980’li yıllarda madencilik sektöründeki dışalım, toplamın % 12’si kadardı. Bu oran 2000 yılında %13’e 2008’de %18’e yükseldi.. Yani, 201 milyar dolar toplam dışalımın 35.8 milyar doları, ma-dencilik sektöründeki dışalım harcamasıyla 2008 yılında

Yurt dışına aktarılmış oldu.

Madencilik sektörünün önemli özelliği sanayinin temel girdilerini karşılamasıdır. Kendi doğal kaynaklarını tanı-mayan bir ülke olduğumuz yadsınamaz. Ve ne yazık ki, bu sektörü yeterince tanıyor, üretimdeki önemini kavrıyor ve kamu sektörünün kaynak kullanımındaki verimliliğini ölçebiliyor muyuz?

Oysa, devletin olan madenlerimizin devletleştirilmesi gibi yanlış uygulama 1978 yılında Bülent Ecevit’in kurduğu üçüncü hükümetinde gündeme girdi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Deniz Baykal 61 Anayasasının 130. maddesine göre devletin hüküm ve inhisarında olan ma-denlerimizi devletleştiren yasa tasarısı hazırlatmıştı.Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) Ecevit Çemberinde Politika, Politika Çemberinde Ecevit” adlı kitabında “devletin madenlerinin devletleştirilmesi” başlığı altında bu sorunu dile getirmişti. O yayının ilgili bölümü şöy-leydi:

Başbakan Yardımcısı Eyüboğlu, ağır ağır yürüyordu Bir şeyler düşünürken böyle yürür. Yanıma gelip ko-lumu tuttu. “Biraz konuşalım hocam” dedi. Belki önemliydi söyleyecekleri. Kolumu sıkı sıkıya tutuşudan belliydi bu. Kuliste yan yana yürürken, uzaktan bize bakıyorlardı. “Sorun şu” dedi.”Madenlerin dev-letçe işletilmesi hakkında ne düşünüyor sunuz?”.

“Madenler zaten devletin, isterse verdiği ruhsatı iptal edip kendisi işletebilir. İşletme hakkını kime verdiyse ondan geri almak hakkına sahiptir” dedim. “Ne gerek var yasa çıkarmaya”.

-Deniz Baykal, Bakanlar Kuruluna ivediyle konu-şulması kaydıyla bir tasarı verdi. Yarın görüşülecek. Tasarıyı size versem inceler misiniz? Çok önemli.

-İncelerim, dedim.

On dakika sonra özel kalem müdürü tasarıyı Genel Kurul salonuna kadar gelip teslim etti. Tasarı ma-denleri devletleştirmiyor,. (devletleştiriliyor biçiminde bir görünüm sergiliyordu) 1’ nci maddesiyle devletleştirme kararını almak ya da almamak yetkisi Bakanlar Kuruluna bırakılıyordu. Siyasal iktidar de-ğiştiğinde, bu yasa rafa kaldırılabilirdi.Devletin elin-de madenleri işletecek araç ve gerek yoktu belki de devletleştirdiği madenleri, kimlerin elinden bedelini ödeyerek aldıysa, yine onlara bedel ödeyerek işlettirmek zorunda kalacaktı. Eleştiri notumu 29 Şu-bat günü kendisine verdim. Ne var ki, o gün tasarı Bakanlar Kurulunda görüşülüp Meclise sunulmuştu. Yapılacak bir tek iş kalmıştı. Tasarıya Plan-Bütçe Komisyonun’da karşı çıkmak.2

O yıllara birlikte geri dönelim. Üçüncü Ecevit Hükümeti görevi bıraktığı zaman madenleri devletleştirmenin neden olduğu zararları inceleme olanağı buldum. Şırnak’taki kömür ocağı devletleştirilmişti ama, işletilmesi ihale yoluyla aynı şirkete verilmişti. Çimento Sanayi Genel Müdür Yardımcısı, Bartın’ daki fabrikanın kömür gereksiniminin, Amasya ya da Armutlu’dan değil, Soma’dan karşılandığını söylüyordu. Armutlu’nun kömürü 1135 km. uzaktaki Aşkale çimento fabrikasına taşınmaktaydı. Nusaybin kömürünün (külde wolfram olmasına ve bunun değerlendirilmesi olanağına rağmen) 1250 km. Çayeli’ndeki Çay fabrikasına taşınması zorunluluğu doğmuştu. Balıkesir çimento fabrikası, Ege Madencilik firmasının işlettiği kömür ocakları devletleştirdiği için üretimini durdurmuştu..Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) karşı oy yazısıyla tasarıya karşı çıkmasına karşın, tasarı 21 Eylül 1978 gece yarısı 226 oyla yasalaşmış oldu. 25 Eylül 1978 günü Deniz Baykal’ın mesajını okuyacaktık:

Maden vurguncuları meydanı boş bulamayacak.. CHP’nin demokratik sol doğrultudaki programı önemli bir alanda uygulamaya geçirilmiştir
----------
1.Ali Nejat Ölçen. Devlet Yokuşu, Doruk yayınları,1996, s.3.
2.Ali Nejat Ölçen. Ecevit Çemberinde Politika, Ümit yayın-cılık,1995, s.188

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail