Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 88 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


HUKUKSUZLUĞUN HUKUKU

Ali Nejat Ölçen

Hukuk, hangi ülkede siyasal iktidarın egemenliği altına çekilirse o ülkede hukuksuzluğun hukuku oluşmaya başlar. Türkiye’mizde, 82 Anayasası, toplumun gereksinimi olan adaleti ancak devletin biçimlendireceğini öngör-müştü.. Hangi ülkede siyasal iktidar, hukuku biçimlendiriyorsa, o ülkede günün birinde toplum, hukuksuzluğun hukukunu yaşamaya başlar. Bugün ülkemiz, adaletin hu-kuktan, hukukun adaletten koparıldığı koşulları yaşamaya başlamıştır. Hukuk, o nedenle bütünselliğini ve adaletle olan bağını yitirerek, devletin biçim ve özünü yeniden tanımlayacak ideolojik araca dönüştürüldü..

Eğer bu yorum biçimi doğru ise, şunu ileri sürebiliriz: Bugün ülkemizde hukuksuzluğun hukuku, Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusalcı ulus devletinin özünü ve biçimini değiştirecek araç durumuna dönüştürülmektedir. Adaleti amaç alması gereken hukuk, hukuksuzlaşarak devleti bi-çimlendirecek araç durumuna sokulmuştur. Adaletten koparılan AKPhukukunun nasıl hukuksuzlaştırıldığını açıklamaya çalışacağım bu yazımızda. Böylesi bir sürecin ilk aşamada, 82 Anayasası ile 61 Anayasasının 11,14 ve 16’nci maddelerinin değişmesi, tersine çevrilmesi gerekiyordu. Şöyle:

1.61 Anayasasının 11.maddesinde yer alan “yasaların temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunamayacağı” hükmü ortadan kaldırılmalıydı, kaldırıldı.Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunabilen bir devlet modelinin ilk dayanağı böyle oluşturuldu. 61 Anayasasında “Yargı ka-rarı olmaksızın kişi dokunulmazlığı ve özgürlüğünün kayıtlanamazlığı”nı koşul gören 14.maddesi değişmeliydi, değiştirildi.

82 Anayasasının 17.maddesiyle: “Kişi dokunulmazlığı bir yana; tutuklu veya hükümlünün kaçmasını önlemek amacıya yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında kolluk kuvvetlerine öldürme yetkisi” tanındı.

2.61 Anayasasının 16.maddesi, doğal olarak “yargı kararı olmadıkça, milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan haller dışında konuta girilemeyeceğini ve eşyalara el konulamayacağını” koşul görmüştü. Bu madde de değişmeliydi, değiştirildi.

82 Anayasası, 21’nci maddesiyle: “Milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından gecikme” koşulu genişletilmiş “gecikmesinde sakında bulunan haller” türü bir genellemeye yer vermiştir. Öylelikle, siyasal iktidarın buyru-ğundaki kolluk kuvveti “gecikmedeki sakıncayı” sapta-yacak yetkiyle donatılmış oldu.

3.82 Anayasası bununla yetinmeyecek, 61 Anayasasının öngördüğü objektif hukuka ters düşen bir kavrama yer verecekti elbet. Bu kavramın ilerde nasıl kullanılacağını ne tür sanal suçlar yaratacağını o yıllarda hiç bir hukukçumuz görebilmiş değildi. 82 Anayasasının 23.maddesi, “suç işleme olasılığını” önlemek yetkisini devlete verdi. Kişinin ne tür suç işleyeceğini kim nasıl tahmin edecekti? Siyasal iktidarın buyruğundaki kolluk kuvveti elbette. Bir siyasal iktidar, kişinin suç işleyeceğini tahmin ederek bunu engelleme yetkisiyle donatılırsa, bu yetkiyi,ne zaman, nasıl kullanacağını artık kimse bilemez ve kimi za-man devletin kendisi de bilemez. Bu bilemezlik, bir ikinci devleti ortaya çıkarır, şimdi ona “derin devlet” adını veriyorlar.

82 Anayasası bir bakıma “polis devleti” nin alt yapısını oluşturdu.

4.Ne var ki, kişinin suç işleme olasılığını sezme yetkisinin yürütme erkine yani polise verilmesi de yeterli görülmemiş, 5271 sayılı yasada “şüpheli” kavramı yaratılmıştır. Şüphe ile suç yaratma aşamasına böyle gelindi.

5.82 Anayasası, devletin yeni biçimini ve özünü tanım-layan sadece bir ara aşamaydı: Turgut Özal Başbakan olduğunda, kardeşi Yusuf Bozkurt Özal’ı Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı olarak atayacak ve iki kardeş, DPT’de “Türk İslam Sentezini temel alan “Milli Kültür Raporu”nu hazırlayacaklardı 1983 yılında. Bu raporun 545.sayfasında:

Vakit geçirmeden Türkiye’nin din haritasının çıkarılması için devlete düşen her türlü tedbirin alınması,

öngörülecekti elbet.

Amacı ve görevi uzun vadeli kalkınma planları ve yıllık yatırım programları hazırlamak ve uygulama sonuçlarını izlemek olan DPT, Özal biraderler tarafından 12 Eylül 1980’in koruyucu kanatları altında:

Birinci Cihan Harbi’nin sonunda yıkılarak artık kesinlikle ortadan kalktığı sanılan Osmanlı Devleti, dinin bütünleştirici ve dağılmayı önleyici rolü sayesinde, İstiklal savaşını kazanarak yeni bir devletin Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna imkan verdiğini,

yazacak (Sayfa 519) kamu kuruluşlarına “yönerge” olarak iletecektir. Ilımlı Islam Devleti tasarımı 1980’li yıllarda kurumlaşmaya böyle başlamıştı.

6.Bir süre sonra Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun (CMUK’un) 135. maddesi 18.11.1992 günü değişikliğe uğrayacak:

Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tara-fndan ifade alınması öngörülerek,

hukukun deformasyonu tamamlanacak;“zabıta amiri ve memuruna da ifade alma yetkisi” tanınacaktır. Bununla yetinileceği sanılmamalı. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) yerine geçen Ceza Muhakemesi Yasası’nın (CMK’nın) 90.maddesi ile:

Kolluk görevlileri…Cumhuriyet savcısına veya amirine derhal başvurma olanağı bulunmadığı takdirde yakalama yetkisine sahip,kılınacaktı, kılındı.

Ordumuzun bir subayı,hangi rütbede olursa olsun, konutları basılarak tutuklanıyorsa bu, AKPiktidarının 4 Aralık 2004

yılında,TBMM’nden ivediyle çıkardığı 5271 sayılı yasa değişikliğinin ürünüdür.

Cumhuriyet Savcısına gece yarısı elbette başvurma olanağı (!) bulamayan polis, hangi evi basarak kimi tutuklayacağını İçişleri Bakanının buyruğundaki Emniyet Amirinden öğrenecektir. Gece yarısı konutu basılarak eşyalarına el konulan ve de tutuklanan kişi, şüpheli olduğu için, onun kaçmasını önlemek amacıyla Silivri’ye götürülmesi ve orada neyle suçlandığını bilemeden aylarca hücrede kalması gerekecektir. Hukuksuzluğun hukukunun gereği-dir bu. Hiç kimsenin yargıç ya da savcıyı suçlayarak kendini kandırmaması gerekir. Asıl suçlanması gerekenler, hukuksuzluğun hukuku yaratılırken susan hukuk bilgin-lerimiz ve onların siyasal partideki uzantılarıdır.

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) yayımlamakta olduğu Türkiye Sorunları kitap dizisinin 1 ve 2.sayılarında, yer verdiği bir söyleşide 18 yıl önce (Şubat 1994) eski Senatör Sy.Hayri Öner’in “zabıta amir ve memurlarına tahkikat yapma yetkisi”nin verilmesini hukuk cinayeti olarak niteleyen görüşünü açıklamıştı,hukuk bilginlerimiz susarken. Neden?Suçun tanımını yargı değil, yürütme üstlenmiş olduğu, erkler ayrımını ortadan kaldırdığı için.

7.AKPiktidarının bununla yetineceğini mi sanıyordunuz? Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin görevini sonlandıracak fakat;16 Haziran 2004 tarihinde 5190 sayılı yasa ile “Özel Yetkili Mahkemeler”in kurulmasını sağlayacaktı. Şimdi özel yetkili mahkemede savcı ve yargıçlar DGM’yi aratır duruma geldiler. Örneğin, 5271 sayılı yasanın 134.maddesiyle “Zabıta amir ve memurlarının bilgisayar programlarına el koyması ve kimi yapışık mesajları delil” saymasıyla dijital suç kavramı yaratıldı. Tüm bunlar ABve ABDtarafından hukuk reformu olarak nitelenecekti. Neden? Türkiye’nin biçim ve öz değiştiren autocratic yapısıyla Ortadoğu’daki jandarmalık görevini yerine getirebilmesi için.

Bugün tüm savcı ve yargıçlarımız hukuksuzluğun hukuklaşmasının görevlileri durumundadırlar. Uygulayacakları hukuk,artık hukukun kendisi değildir. Çünkü bugünkü hukuk gelecekteki federatif sistemin hukukudur. Türk-Kürt-İslam sentezini gerçekleştirecek federatif düzeni yapılandıracak hukuktur bugünlerin hukuku.

8.Büyük Orta Doğu Projesi’nin (BOP’un) engeli, 61 Anayasası, Mustafa Kemal’in laik ulusalcı ulus devletiydi, o devletin çökertilmesi ve koruyucularının tutuklanıp hapse tıkılmaları gerekiyordu. BOP’un eş başkanı bundan dört yıl önce “bize bir görev verildi” demişti. Şimdi işte o görevin gerekleri hukuksuzluğun hukukuyla yerine getiriliyor olmalı. Adı yenı olacak Anayasa, hukuksuzluğun hukukunu pekiştirirken ve Anadolu’muzu bölünmesine meye yol açacaksa, o zaman neler olacağını bugünden hiç kimse bilemez. AKP iktidarı aklını başına almalıdır.

ÖNERİ:

Tarihin diyalektiğine ilişkin bir temel yasadan söz etme-nin sırası gelmiştir. Zıtların birleşmesi yasası. Bir gün tez ve antitez karşı karşıya gelecek ve hukuksuzluğun huku-kunu yaratanlar bunun bedelini ödeyecektir. Anado-lu’muzun tarihi bedel ödemelerin tarihidir. Bugünün hukuksuzluğunu yaratanların yazgısı da tarihin diyalek-tiği tarafından çizilecektir elbet.

AKPiktidarı için bir tek kurtuluş yolu vardır. 61 Anayasasına geri dönmek, Misak-ı Milli sınırlarını ulusun devletiyle bütünlüğünü korumaktır bunu sağlayarak tarihin karanlığına gömülmekten kendisini kurtarabilir. Devletin, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmaya yetkisi olmadığını koşul koyan bir anayasa. Türkiye İşçi Partisinin Anayasa Mahkemesi tarafında kapatılması kararına (1971) o mahkemenin başkanı Muhittin Taylan karşı oy yazısında bu ilkeyi dile getirmişti.: Devlet kendi güvenliği bahanesiyle temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunamaz. Bir ülkede demokrasi, eşitlik ve insanca yaşama hakkı ancak bu ilkeyle sağlanabilir. Devletin ulusa, ulusun devletine güvenmesinin temel koşuludur bu.

Bu, aynı zamanda, Mustafa Kemal’in Cumhuriyetine misak-ı milli sınırlarıyla birlikte sahip çıkmanın da koşulu

dur.Bizden söylemesi.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail