Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 88 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


YENİDEN ANAYASA

Ali Nejat Ölçen

Atilla Sarp’ın internet sitesinde dolaşıma sunduğu yeni anayasa’ya ilişkin yayımına aşağıdaki yanıtı göndermiş-tim. O yanıtı kimi değişiklikleriyle okuyucularımın ilgilerine sunuyorum.Önce şunu belirtmeliyim ki, Atilla Sarp’ ın “bu Meclisin anayasa yapamaz” düşüncesine katılıyor ve CHPile MHP’nin anayasa taslağını hazırlayacağı söylenen komisyona üye vererek katılmasını da eleştir-meye gereksinim duyurur.

Ankara’da Anayasa Platformu adında bir kuruluşun düzenlediği toplantıda, Konya milletvekili Atilla Kart’ın söz konusu komisyona CHP’nin katılmasına ilişkin savunmasının yanış olduğunu belirtmekle konuya girmek istiyorum. O savunusunda: “ AKP’nin yeni bir Anayasaya gereksinimi yok, oysa CHPolarak bizim var”, demişti.

Eğer CHP’nin yeni bir anayasaya gereksinimi varsa, bu konuda hazırlık yapması gerekmez miydi? AKP’nin Türkiye Cumhuriyeti Devletine bakış açısına ilişkin CHP’de belirmiş bir kanı oluşmuş değil mi? Hukuk reformu adı altında hukukun nasıl deforme edildiğinin ayırtında değil mi Sy.Atilla Kart? Türk-Kürt-İslam sentezini temel alan Ilımlı Islam Devleti’ni kurumlaştıracak bir anayasa hazırlığıyla Türkiye’mizim karşı karşıya getirildiğini hala görmüyor mu CHP’nin yeni kadrosu ve genel başkan Kılıçtaroğlu? “Anayasa AKPiktidarının etkisinde olan bir TBMM tarafından hazırlanamaz” düşünce ve kara-rında olabilmeliydi CHP.

Aslında AKP’nin hukuku adaletten ve adaleti hukuktan koparan yasalarının tümünü yok hükmünde sayacak ve kişinin temel hak ve özgürlüklerinin özünü koruyacak bir Anayasa’ya gereksinim var. 82 Anayasasının ve sonradan çıkarılan aksak yasaların yarattığı autocratic devleti yadsıyarak, onu demokrasiyle bütünleştirecek bir anayasaya gereksinim var. Cumhuriyet karşıtı partilerin iktidar olmadığı koşullar içinde, ancak böyle bir anayasa hazırla-nabilir. AKP’nin çoğunlukta olduğu bir TBMM’de sadece "Türk-Kürt İslam sentezi"ni temel alan federatif sistemin anayasası hazırlanmaktadır. Zaten, AKPiktidarının PKKile gizlice pazarlık masasına oturduğunun kanıtları,mızrak

gibi gizlendiği çuvalı delmeye başladı bile.Hani devlet, terör örgütüyle masaya oturmazdı! Başbakan PKKile görüşmeler yapıldığını ileri sürenleri “şerefsiz” likle nasıl oldu da suçlayabilmişti! Bir gün gerçeğin ortaya çıkacağını bilemiyor muydu?

“Temel hak ve özgürlüklere devletin dokunamayacağını koşul koyan, ulusal bağımsızlığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini, o devletin coğrafyasını ulusuyla bütünleştiren, ulusal onuru ve yararı temel alan laik halkçı, cumhuriyetçi Anayasa, ancak, bir devrimle, Türk ulusunu kuşatan Kurucu Meclis tarafından hazırlanabilir. Her ne kadar bugünün aymazları, AKPyandaşları, 27 Mayıs devrimini “dar-be” olarak niteliyorlarsa da:

1.Anayasa Mahkemesi’nin kurulması;
2.Senato ile Millet Meclisinden parlamentoyu oluşturması;
3. Yasama yatkisinin Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesine olanak sağlanması;
4.Devlet Planlama Teşkilatının kurulmasıyla planlı ekonominin yaratılması;
5.11’nci maddesiyle devlet gücünün “temel hak ve özgürlüklere dokunamayacağını koşul görmesi;
6.Yasama, yargı ve yürütme erklerinin bağımsızlığını sağlarken Yürütme’nin denetim içine alınması; türündeki ilkeler,önemli devrimsel dönüşümlerin kanıtıdır. Bu niteliğiyle 27 Mayıs 1960, devrim nitelikli bir oluşumdur ve Demokrat Parti iktidarının meşruiyetini yitirmesinin sonucunda Türk ulusuna ve onun devletine yeniden sahip çıkma eylemiydi. Buna göre:

1.12 Eylül 1980 ile birlikte Türk-İslam Sentezi’ni öngö-ren ve AKPtarafından bu modelin “Türk-Kürt-İslam” sentezine dönüşümünü temel alan (BOP) stratejisini geçersizleştirecek bir yeniden Anayasa.
2.Türkiye Cumhuriyeti Devletini federatif sisteme kapalı tutan bir Anayasa.
3.Senato’yu yeniden kuran çift Meclisli bir Anayasa.
4.CUMK’da 135.maddeye getirilen Cumhuriyet savcısı ya da amirlerine başvurma olanağı sağlanamadığı takdirde kolluk kuvvetlerine tutuklama veya yakalama yetkisinin verilmesi hükmünü yok eden Anayasa,
5.Gizli tanık, bilgisayarda yer alan mesaj ve kayıtları kanıt sayan yasal değişikliklerin iptalini koşul gören Anayasa.
6.61 Anayasasında öngörülen “ kamu düzeni bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça konuta girilemeyeceği” ne ilişkin hükme yeniden yer veren Anayasa.
7.82 Anayasasının 17.maddesinde “tutuklu ya da hükümlünün kaçmasını önlemek için yaşamı yetkili merciin verdiği emirle silah kullanılarak yok edilmesi”ni hükümsüz kılan bir Anayasa.
8.İdam hükmünü yasalardan kaldıran bir hukuksal düzenin, yeniden “öldürme fiilini yürütmeye devretmesi” ni hükümsüz kılan bir anayasa.
9.Yürürlükteki Anayasanın yalnız ilk üç maddesi değil ilk 10 maddesini değiştirmeden koruyan Anayasa ve nihayet:

Siyasal Bilgiler Fakültesinin 1982 Anayasa Tasarımı

Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu Yönetim Kurulunca görevlendirilen komisyonun hazırladığı Anaysa tasarısını bugün anımsamak zorundayız. Ne yazık ki, Prof.Aldıkaçtı’nın başkanlık ettiği bir komisyon tarafından 12 Eylül 1980 sonrası TBMM’de hazırlanan Anayasa, bugünkü sorunların kaynağı olagelmiştir. Aslında Prof.Aldıkaçtı, 12 Eylül 1980 öncesi Tercüman gazetesi tarafından düzenlenerek, anayasanın nasıl olmasını görüşen seminere de başkanlık etmişti. Onun bir önemli açıklaması, Anayasa Mahkemesi’nin yasaları sadece biçim yönünden incelenmesinı koşul görmesiydi. Ona göre yasaları içeriği yönünden incelediğinde ulusal iradeye müdahele etmiş olurdu Anayasa Mahkemesi. Böylesi aksak görüşte olan Prof.Aldıkaçtı, 82 Anayasasının mimarı olarak görevlendirilmişti.

Siyasal Bilgiler Fakültesinde hazırlanan Anayasa taslağının bir maddesini son derecede önemli ve hatta gerekli gördüğümüz için burada yineliyoruz. Genel Hükümler Bölümünde söz konusu Anayasa tasarımının 10.maddesi şöyleydi:

İnsan onuruna saygı, devlet ve toplum yaşamının temel ilkesidir.

Federal Almanya Anayasasının ikinci maddesi de İnsan onuru dokunulmazdır koşuluna yer vermişti. Çağdaş ve uygar bir devletin tanımıdır bu. Devlet ile yurttaş arasındaki bağ “saygı”ya yer vermezse ne o devlete ulusu ve ne de ulus devletine güvenebilir.

Ülkemizde kolluk kuvvetleri vahşetin en ilkel görü-nümlerini sergilerken bireylerin bedeniyle onurunu ayaklar altına alabilmektedir ve onların tekmeleri aslında kişiye değil ulusa yöneliktir. Türkiye insanı bu vahşete layık değildir ve vahşeti araç olarak kullanmaya yeltenen siyasal iktidarları da sırtında taşımaya halkımız zorlanamaz.. Tarihin çöplüğü zor kullanan iktidarlarla doludur.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail