Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 90 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


YAKIN TARİHİMİZDEN HABERSİZ HABERCİ ve BENZERLERİ’NE YANIT

Ali Nejat Ölçen

Yakın Tarihimizden habersiz haberci’ye bu son yanıtımdır. Adını açıklamadığı ve de saygı sınırını aşan e-mail iletileri söz konusu olduğu sürece kendisini muhatab kabul etmeyeceğim. Beklediği anlaşılan yanıtlar şimdilik aşağıdadır:

YANIT 1.

Karabük Demir- Çelik Tesislerine ilişkin yanılgısı.

İletisinde Karabük Demir-Çelik tesislerinin üretime 1939 yılında geçtiğine ilişkin bilgiye bakınız nasıl tepki veriyor:

Hoop usta!
İŞTE BUNA YALANIN DANISKASI DENİR!
KARABÜK-DEMİR ÇELİK 1939’DA ÜRETİME GEÇMİŞ!

Bu tümcedeki “hoop” sözcüğünü ben iki adet “o” ile yazdım. Onun “hop” unda 30 adet “o” var! Şimdilerde İnönü dönemini karalamayı amaç ya da görev edinen kimileri, cehaletin verdiği pervasızlıkla, gerçekleri görmezden ve de çarpıtmaktan geri kalmıyorlar. Bu, onların amaçları mı görevleri mi bilemiyorum. Söz konusu tesise ilişkin gerçekler aşağıdaki gibidir. Öğren-meleri gerekir: Ülkemizde “ağır demir sanayi” kurulmasına ilişkin çalışmalar 1926 yılında başlamıştır.İlk kez 17 Mart 1926 günü böylesi önemli sektörün oluşumuna Millet Meclisi karar vermiş ve yasası 29 Mart 1926 günlü 334 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır.

10 Kasım 1936’da İngiliz Hükümeti ile 2.5 milyon Sterling kredi anlaşması imza edilerek (Türkiye’miz İngiltere mandasını mı kabul etmiş oldu?) H.A.Brasset firmasına Karabük’te Demir-Çelik tesisinin yapımı ihale edilmiş ve dört ay 27 gün sonra 3 Nisan 1937 günü Başbakan İsmet İnönü tarafından temeli atılmıştır. 6 Haziran 1939 günü de tesis işletmeye açılmış üretime geçmiştir.

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen)1945 yılında Yüksek Mühendis Mektebi’nin 5’nci sınıfında iken, okul üniversiteye dönüştürülmüş ve bir iş kolunda staj yöntemi uygulamaya girmişti. O yıl Suavi Karaali adındaki en yakın sınıf arkadaşıyla birlikte stajını Karabük-Demir Çelik tesislerinde yapmış oldu. O yıllar demir-çelik üretiminin Yüksek Fırında nasıl gerçekleşeceğine ilişkin ülkemizde bu yeni teknolojiyi uygulayacak yetişmiş uzman kadrosu yoktu. Osmanlı devleti “bilim-teknik-teknoloji” üçgeni dışında kalmış, 1881 Muharrem Kararnamesiyle Kapitülasyonlara teslim olmuş, para basma yetkisi elinden alınmış, borç batağında, bütçesinin gider kalemleri Düyunu Umumiye Yönetimine geçmiş, oksijen çadırında çan çekişiyordu. Ülke işgal edildiğinde Padişah’da yurt dışına kaçacaktı elbet. Ve de kaçtı da.

Yüksek Fırın biriminde gözlemci olarak 1945’te bile bir Polonyalı mühendis çalışmaktaydı. Çünkü ham cevher, kömür ve hurda demir tabakalarının üst üste dizilmesi ve ısının 1200 dereceye çıkarılması, sıvı demir kitlesinin potalara nasıl ve ne zaman akıtılacağı, had-dehanede işlenmesi türündeki teknikler, o yıllarda Polonyalı mühendisin gözetiminde yapılmaktaydı.

Bu bilgilerden sonra Demir-Çelik Tesisinde Sülfürik Asit birimi yapımı işte o 1945 yılında Karabük’te Ali Nejat ve Suavi Karaali’nin gözetiminde gerçekleştirildi. O Polonyalı mühendis bir yıl sonra da ülkesine geri döndü. İnanmayacağınız bir bilgiyi de sunmalıyım: Sy. Şahab Kocatopçu’nun genel müdür olduğu İstanbul Paşabahçe Cam sanayinde, silis’in erime kıvamını pota içinde gözlemleyerek cam’ dönüşümüne karar veren o şişman uzman da bir Polonyalı idi. Yıl 1965.

İkinci Dünya Savaşının en bunalımlı döneminde Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun en yakın arkadaşı Başbakan İsmet İnönü ile sanayinin temel girdisi demir-çeliğin ülkemizde üretilmesini sağladılar. Demir-Çelik dışalımıyla bir ülke sa-nayileşebilir miydi? Ne yazık ki bu önemli tarihsel mirasımız bile korunmadı, 13 Mayıs 1955 gün 6559 sa-yılı yasa “Kamu İktisadi Kuruluşu” (KİT) olarak özerk bir yapıya kavuşmuşken 30 Nisan 1995 günü elden çıkarıldı özelleştirme adı altında satıldı.

YANIT 2:

”İsmet İnönü’yü değil O’nun devletini savunuyorum” sözüme akıl ile zor bağdaşır tepkisi de şöyle:

Sömürgeleşmiş devleti mi savunuyorsunuz?

İsmet İnönü’nün döneminde Mustafa Kemal Atatürk’ün yarattığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ulusun ve kendisinin onurunu, saygınlığını ve bağımsızlığını koruyan devlet idi. Onun döneminde hiç bir başbakan BOP’ gibi bir projenin eşbaşkanı olmamış ve hiçbir başbakan bir-lik ve bütünlük içindeki ulusu "alt kimlik-üst kimlik" gibi emperyalizmin azgın iştahına sunacak biçimde ikiye bölmemiş ve onun döneminde hiçbir başbakan “yüreğinizdeki kini unutmayınız” türünde kardeşi kardeşe düşürecek bir söyleme cesaret edememişti. Ve İnönü’nün devletinde neyle suçlandığını bilmeyen seçkin yazarlar, komutanlar, parti genel başkanı yıllar boyu tutuklu olarak eziyet görmemiş ve onun döneminde milletvekili seçilip te hapiste tutuklu kalan bir tek kişiye rastlanmamıştır. Onun döneminde devletimize güven vardı, saygı vardı ve onun döneminde:

Alçaklar bile
dünkü,
bu denli alçalmamıştı,
çünkü,
hiç biri mirim malı çalmamıştı. (devamı sayfa 64’te)

O’nun devletini savunmayı görev ve erdem kabul ediyorum.
Yakın tarihimizden habersiz olan haberci hiç merak etti mi acaba İsmet İnönü’nün 1939-1949 döneminde ülkemize hangi hizmetleri kazandırdığını? Hiç düşündü mü, ülkemizi İkinci Dünya Savaşı’nın dışında tutan politik beceriyi sağladığında dünyaya gözlerini açmış ya da pederinden işitmiş miydi bu üstün beceriyi? Ya da (hangi eğitim düzeyinde olduğunu bilmiyorum) merak edip okudu mu? Bu soruma yanıt vereceğini sanmıyorum. Aşağıdaki satırlarda görsün öğrensin istiyorum:

Yıl 1939:
Ergani Bakır İşletmesi kuruluşu. Karabük Demir-Çelik Tesislerinin üretime başlaması. İstanbul yabancı firmanın yönetiminde Tramvay işletmesini kamulaştırılma-sı, Bursa-Mersin Elektrik Şirketinin devletleştirilmesi. Adana Elektrik Tesislerinin devletleştirilmesi, İstanbul Havagazı şirketinin devletleştirilmesi, Sivas Demiryol Makineleri fabrikasının kurulması, İstanbul’da İETT’nin kurulması, İlk denizaltı gemisinin Haliçte denize açılması ve Sivas-Erzurum demiryolunun işletmeye girişi

Yıl 1940:
Türk Petrol Şirketinin kurulması, Ereğli Kömür İşlet-mesi,Garp Linyitleri İşletmesi’nin kuruluşu.

Yıl 1941:
Petrol Ofisi’nin kurulması, Türk Hava Kurumu’nun An-kara’da uçak fabrikası kurması.

Yıl 1942:
Dalaman ve Hatay Devlet Üretme çiftlikleri, Bursa, Denizli,Mersin,Çorum ve Urfa Kız Sanat Enstitülerinin kuruluşu.

Yıl 1943:
Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları ve Ticaret Borsası Kanunu kabul edildi. Zonguldak-Kozlu demir-yolu açıldı. İstanbul'da Atatürk Bulvarı açıldı. Ankara'da Gençlik Parkı açıldı. Diyarbakır - Batman Demiryolu açıldı. Seyhan Regülatörü açıldı. Sivas Çimento Fabrikası açıldı. Ankara Fen Fakültesi açıldı.

Yıl 1944:
Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) kuruldu. İzmit Klor Alkali Fabrikası hizmete girdi. İzmit Selüloz Fabri-kaları işletmeye alındı. Türk Hava Kurumu'nun Anka-ra'daki uçak fabrikasında 140 eğitim uçağı, ambulans uçakları ve çok sayıda planör üretildi. (Ankara, Kayseri ve Eskişehir'deki Uçak ve Uçak Motoru Fabrikalarının tamamı 1950'li yıllarda Adnan Menderes hükümeti tarafından kapatılmıştır.) İzmit'te Gazete ve Sigara Kâğıdı Fabrikası açıldı. Yeşilköy'de yerli sermaye ile üretilen ilk Türk özel yolcu uçağının denemesi yapıldı. Mersin Limanı hizmete açıldı. Gaziantep Havaalanı açıldı. Fevzipaşa -Malatya, Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hiz-mete girdi. Sakarya'da Ziraat Alet ve Makinaları Fabrikası üretime başladı İzmir'de Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu açıldı.

Yıl 1945:
İstanbul Şirketi Hayriye gemi işletmesinin kamu-laştırılması, İlk yerli Ampul Fabrikasının kurulması, Çiftçiyi ve Köylüyü Topraklandırma yasasının kabulü. (Celal Bayar-Adnan Menderes’ten tepki, Demokrat Parti’nin doğuşu)

Yıl 1946:
İşçi Sigortaları Kurumunun kuruluşu.

Yıl 1947:
Eskişehir Demiryolu Takım fabrikası, Rize Çay fabrikası, Palu-Genç demiryolu.

Yıl 1948:
Köprüağzı-Maraş demiryolu inşası, Çatalağzı Termik Santralı, Ankara Etimesgut uçak motoru fabrikası. (1950 yılında Adnan Menderes tarafından kapatılacak traktör fabrikasına dönüştürülecektir).

Yıl 1949:
Emekli Sandığı kuruluşu, Sümerbank Ateş Tuğlası fabrikası, Murgul Bakır işletmesi, Muş Devlet Üretme Çiftliği, Eskişehir Porsuk barajının işletmeye girişi. (Porsuk barajının 1949 yılında eksi otuz derece beton dökümünü gerçekleştirerek işletmeye açılışını sağlayan kişi Ali Nejat Ölçen’dir.30 000 hektarlık Eskişehir ovasının sulama projesi de Ali Nejat Ölçen tarafından hazırlanmıştır. Merak eden 1957’de yayımlanan “Yapı Acısı” kitabını okuyabilir ya da kendilerine CD kopyasını iletebilirim).

Şimdi soruyorum sömürgeleşen bir devlet bunca demiryolu ve denizyolu tekellerini devletleştirebilir mi? Ki bugünkü siyasal iktidar güzelim KİT’leri özelleştirme adı altında yok bahasına ağyara satmıştır.

AKPyönetiminde, devletin tüm üretim tesisleri elden çıkarılırken, ikinci Dünya Savaşı’nın bunalımlı koşul-larında İsmet İnönü’nün devleti dipdiri ayakta kalmasını becermiş ve üç temel ilkeyi koruyarak ekonomisinin bağımsızlığını ve gelişmesini sağlayacak kararları alabilmişti: Doğal Kaynaklara sahip çıkma, yabancı tekellerdeki işletilmeleri kamulaştırma ve sanayileşirken ticaret sektörünü kurumlaştırma. İnönü devletinin yapısal formülü budur.

Şimdi soruyorum: Bugün geleceğe umutla bakıyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulusuyla bir bütün oluşturduğu kanısında mısınız? Gayri Safi Milli Hasılası kadar iç ve dış borç yükünden bu ekonominin nasıl kurtarılacağına ilişkin bir çözüm önerisi işittiniz mi? Akdeniz’in ABD-ABikilisinin buyruğunda onların iç denizi olacağı kaygısı zihninizde yer edinebildi mi? Kapımızı çalmakta olan ekonomik krize karşı siyasal iktidar hala önlem almak gerektiği kanısında mıdır ve Suriye ile altı ay önce “hısım” iken neler değişti de şimdi “hasım” oluverdik? Anadolu’muzun bir parçasının PKK’nın denetiminde olduğuna ilişkin söylem-lerin gerçek olup olmadığına ilişkin bir kaygı zihninizde oluştu mu? Fulbright anlaşmasının eğitimimizi ABD’leştirildiği savını ileri sürerken 4+4+4 ‘ün milli eğitimimizi ne duruma düşüreceğine ilişkin bir soru zihninizden gelip geçti mi? Askerlerimizin başına çuval geçirten ABDkomutanının ülkemizi ne amaçla ziyaret ettiğini hiç düşündünüz mü? Türkiye’miz uçurumun kıyısında kalım dirim sorununu yaşarken sizlerin 70 yıl öncesini karalama çabası içinde neye kime niçin hizmet etmekte olduğunuzu hiç düşündünüz mü?

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) Mustafa Kemal Atatürk-İsmet İnönü dönemlerinin devletini yalnız savunmakla yetinmiyor o dönemin devletine yeniden sahip çıkmanın yazılı ve sözlü savaşımını veriyor. Bir gün o savaşımın eyleme dönüşeceğini de şimdiden görebilmektedir.

YANIT 3:

1920 de İşgalci güçlerin temsilcilerinin Mustafa Kemal ile ilişki kurma girişimlerine karşı tepkisi de : Daha ortada devlet yokken nasıl Fransa’dan yardım alırmışız?

“Daha ortada devlet yokken” hiçbir devlet ile ilişki kurulamazmış türünde bir mantık sergiliyor Haberci simgesini kullanan yakın tarihimizden habersiz kişi.

23 Nisan 1920 gün kurulan Büyük Millet Meclisi’nin bir ay sonra 9.5.1920 günlü gizli celsedeki tutanakları incelediği zaman yanlışlığını görecektir. Görmek isterse elbet,şöyle:

İşgalci devletlerin öncülüğünü yapan İngilterenin oluşturduğu bir heyet “Kuvai Milliye” temsilcileriyle görüşme yapmaya gereksinim duyar. Sordukları soru şudur: İşgalci devletlerin hangisinin hükümetine daha çok güveniniz var?

İngiliz heyetinin aldığı yanıt:

Ankara’daki Büyük Millet Meclisi Hükümeti, hangi hükümete itimat ederse, bugün milletin ve bizim itimat edeceğimiz hükümet odur.

9 Mayıs 1920 günlü gizli celsede Mustafa Kemal’in Milletvekillerine yaptığı açıklama buydu. O’nun sesini işitiyor musunuz “haberci” simgesini kullanan kişi: Devlet kurmadan önce “Hükümet” kurmuştu Mustafa Kemal ve o hükümetin ordusunun başında da Erkanı Harbiye-i Umumiye Reisi İsmet Paşa vardı.

Mustafa Kemal’in 23 Nisan 1920’de kurduğu Büyük Millet Meclisi başkanlığına o yıl ilk resmi yazıyı gön-deren Fransız Hükümeti idi. Çünkü oksijen çadırında can çekişen Osmanlı’nın enkazı üzerinde nasıl bir devletin kurulacağını sezinlemişti. Mustafa Kemal’in kim olduğunu biliyordu Fransa.

YANIT 4:

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat ölçen) 1994 yılından bu yana her iki ayda bir 64 sayfa 15x20 cm. boyutunda “Türkiye Sorunları” adıyla kitap dizisi yayımlayarak ücretsiz dağıtımını sağlamaktadır. O kitap dizisinin her sayısında “TBMM’nin Gizli Celselerinde Mustafa Kemal” konulu yazısı yer almaktadır. Bugüne kadar TB-MM’nin gizli celselerine girerek yakın tarihimizin gizli kalmış gerçeklerini gün ışığına çıkaran bir başka yazı dizisine rastlamak olanaklı mıdır bilemiyorum..

Haberci simgesini kullanan kişi “daha devlet ortada yokken Fransa’dan Yardım almışız! diyor ve hangi gizli celsede diye soruyor. Sormakla da yetinmiyor, soru sorma yetkisi sadece kendisine tanınmış bir hak olduğu kanısıyla bu satırları yazan kişiye (Ali Nejat Ölçen’e) bakınız nasıl karşılık veriyor:

-Mandacı İnönü’nün devletini savunan Ali Nejat Ölçen;kendinizi ne sanıyorsunuz? Siz Polis misiniz? Sorguya çekme sizin haddiniz mi? Sizin iftiralarınızın hesabını verebiliyor musunuz? Hem bizlerden siz mi sorumlusunuz?

Soru sormakla sorgulamak arasındaki farklı dahi kavra-mamış bir kişiye yanıt vermenin zaman kaybı olduğu kanısındayım. Fakat yine de belki gerçeklerle karşılaşmak kişinin zihninde bir sorunun doğuşuna neden olabilir. Olabilirse ülke için bunu kazanç kabul ederim. O nedenle saygısızlığı hoş görüyle karşılayıp yanıt vermeyi tercih ediyorum:

24 Nisan 1920 günü henüz Kurtuluş Savaşı’nın yazgısı belirmemişken, Fransız Hükümetinin temsilcisi Sivas’a gelerek Mustafa Kemal ile görüşmeye gereksinim duymuştu. General Jorj Picot idi o kişi. Millet Mecli-sinin kuruluşunun ertesi günü Mustafa Kemal ilk gizli celse şunları söyler:

Fransızlarla da münaebetimiz olmuştur. Bilhassa Suriye Fevkalade Mümessili bulunan Picot namındaki bir zat, Sivas’a kadar geldi ve kendisinin Paris’te Sulh Konferansı ile temas etmek üzere hareket ettiği sırada idi. Kendisi Fransız Hükü-meti’nin bize karşı yapmakta olduğu muamelatı doğru bulmuyordu..Kilikya’yı tahliye edeceğiz yal-nız orada bize iktisadi menafi temin edecekler.

Fransız hükümeti İstanbul’daki Osmanlı’yı değil, Mustafa Kemal’in kurduğu TBMM’yi muhatap kabul eden ve tanıyan ilk ülkedir. Haberci, merak ediyorsa, Türkiye Sorunları kitap dizisinin 44.sayısında yukarıya aktardığım bilgiye web sitesini ziyaret ederek ulaşabilir. Kurtuluş Savaşı’nın yazgısı belirmeden Fransız işgal güçlerinin Kilikya’yı terk etmeleri karara bağlanmıştır. İşgal altındaki savaş araçlarını yardım malzemesi ola-rak bırakarak.

Kulaktan dolma bilgi kırıntıları ve önyargı mahkumiyeti altında yakın tarihini karalamaya yeltenenler başka ül-kede de var mıdır bilemiyorum.

Bir ülke tarihine sahip çıkmıyorsa kendisine de sahip çıkamaz. Tarihi sorgulamak tarihi karalamak değildir. Bu bir kültür, bilinç, bilgi, ahlak ve erdemli davranış sorunudur.

YANIT 5:

Mustafa Kemal Atatürk bir Alman gazetecinin sorusuna Sivas’ta iken şu yanıtı vermişti:

-Batı emperyalizmine karşı en güçlü savunma Batı kültürüdür.

Haberci simgesini kullanan kişi soruyor :

Bu yanıtını hangi gazeteciye,hangi gazete için ve hangi yıl? Bununla da çuvallamazsınız umarım.

Prof.Dr.Bozkurt Güvenç’in ilginç bir yapıtı Türkiye Bi-limler Akademisi (TÜBA) tarafından 2005 yılında yayımlandı: Cumhuriyet Döneminde Eğitim. O yapıtın 16’ncı sayfasını okumasını öneriyorum. Öğrenmek isti-yorsa. Bu olağanüstü gerçekçi yanıtı o kitapta görecek-tir.

YANIT 6:

Yakın tarihimizden haberi olmayan Haberci söz konusu iletisinde bendeniz için bakınız ne tür suçlamaya yer veriyor:

-Ali Nejat Ölçen için İnönü’nün Türkiye’yi sömür-geleştirdiği Fulbright anlaşmasını savunan kişi, denebilir mi?

Fulbright anlaşmasını incelemeden ve amacının ne olduğunu nasıl uygulandığını araştırmadan “Türkiye’nin sömürgeleşmesi” olarak yorumlamaktaki amacı anla-mak için müneccim olmaya gerek var mı bilemiyorum. Fulbright programı, bir ülkenin eğitimini ABD’ leştirme amacına yönelik değil. O programdan 150 ülke yararlanmıştır ve 1947 yılında Senatör J.William Fulbright tarafından hazırlanmıştı. ABDile diğer ülkeler arasında, ”öğrenci, öğretmen, öğretim üyesi değiş tokuşu yapa-bilmek ve öylelikle iki ülke arasında bilgi, bilim, skills (beceri, uzmanlık) alış verişini sağlamaktan ibarettir. O programdan yararlanarak ABD’ye gidenlerin arasında Süleyman Demirel ve Korkut Özal da vardır.

Şimdi soruyorum, Fulbright anlaşması sonrasında eği-tim programlarımız ABD’nin müdahelesiyle ne tür değişikliğe uğradı? Uğradı mı? Örneğin, Tarih, coğrafya, devrim tarihi, felsefe, sosyoloji gibi derslerin hangisine ABD'yi temel alan müdahele söz konusu olmuş ve değişiklik yapılmıştır, bunu kanıtlamak zorundasınız

YANIT 7:

Haberci simgesini kullanan kişinin pederi ile tanışabilsem, “evladını ne denli nazik, kibar ve terbiyeli” yetiştirdiği için onu kutlayabilsem. Çünkü bakınız gazaba gelerek ne denli zarif ve kibar bir biçimde (!) bana saygılarını sunuyor:

-Bir daha bana aşağıdaki gibi edepsizce seslenmeyin; karşılığını alırsınız, laf yersiniz, uyarıyorum.

“Haberci takma adının gerisindeki kişi ” deyimine anlaşılan kızdığı için tüm nezaketini ve zerafetini sergilemeye gereksinim duymuş! Kendisini gençlerin örnek almasını dilemeyi düşünmüştüm, sonra vaz geçtim. “Kibarlık ve zerafet”tin enflasyona uğramaması için.

Soru konusuna gelince.

Soru sormak, düşünmektir,merak etmektir,öğrenmeye gereksinim duymaktır ve bilime adım atmaktır. Soru sormasını bilmeyen düşünmeyi de bilmiyor demektir. Eğitimin özü soru sormayı öngörmeli. Soru soramayan ülkeler emperyalizmin sömürüsünden kurtulamazlar. Gelişemezler.

Ben henüz ilk okula gitmezken babam soru sormuştum. O Tokat Askeri Ortaokul’da Cebir-Hendese öğretmeniydi.

-Allah nerede, havada mı, havadaysa niye düşmüyor?

Her halde böylesi çarpık sorulardan bıkmış olmalım ki, bir gün:

-Oğlum bana bir bardak su getir, dedi.

Her halde susamış olmalıydı. Bardakla suyu götürdüm. O zaman cam bardağımız çok azdı. Hayır cam bardakla, dedi. Alemünyum bardağı geri götürdüm. Bir ikinci buyruğu şu oldu:

-Bir adet şeker getir.

O zaman, şeker küçük kağıt külah içinde alınır ve ufacık mengene gibi bir araçlarla parçalara ayrılırlı. Bu işi de babam ustalıkla yapıyor, her parça birbirine eşit kesme şekerlere dönüşüyordu. O gün de öyle olmuştu. Şekeri bana verdi. “Tut bunu” dedi.

-Görüyorsun, şeker değil mi?

-Evet baba

-Suyun içine at.

Suyun içinde eriyordu şeker. Sonra görünmez oldu.

-Nerede şeker, görüyor musun?

Göremiyordum, suyun içinde erimiş kaybolmuştu.

-Tanrı’yı da göremezsin, hiç birimiz göremeyiz, dedi, her zerrede vardır O.

Soru sormasaydım Tanrı ile tanışamazdım.

***

Ali Nejat ta şunu merak etmektedir: Yazdığı ve yayımladığı dergi ve kitapları üst üste koysa, acaba Haberci takma adını kullanan kişinin boyu ona ulaşabilir mi?

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail