Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 92 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


Genç bir Düşün Adamı: Cihat Taşkın

Yerel gazetelerde kimi zaman medyada kimi ünlü yazar-ları gölgede bırakan yazılara rastlamak her zaman ola-naklıdır.Niksar‘da ilçenin adını taşıyan gazetede yabancı-laşma başlığındaki yazı bunun en yakın, canlı örneği. Başarılı kameraman olan Cihat Taşkın aynı zamanda çevresine ve de ülke sorunlarına duyarlı olan gerçek bir aydın.Yabancılaşma” konulu yazısı bunu kanıtlamaktadır. İzninizle birlikte okuyalım:

YABANCILAŞMA
Cihat Taşkın

Geçtiğimiz asrın (20.yy) bilim ve teknolojide sağladığı gelişme, bu süreç içerisinde, ilerlemeyi başaran ülkelerin kendi teknolojilerinin yanı sıra kültürlerini de bilim ve teknolojilerini de kendilerinden daha az gelişmiş ülke-lere ihraç etmeleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan “sosyo-kültürel” ve “sosyo-ekonomik” sorunlar ülkemiz-de de farklı tür ve boyutlarda kendini gösteriyor.

Özellikle son yüzyılın -sözde- modern dünyasında, birçok tanım ve kavram oldukça katı ve değişmez tablolar içine yerleştirilerek, toplumun farklı katmanlarına hitap edecek biçimde, farklı türde cazibelerle sunulmakta. Otoriter ve zorlamalı bir ‘Batılılaşma’ olgusu ile birlikte toplumlara dışardan kimi değerlerin empoze edildiğini görüyor ve yaşıyoruz.

Bize dayatılan bu değerler, özellikle teknoloji ithali sırasında ve sonrasında olmaktadır. Gerekli sosyal koşullar (kültürel ve ekonomik disiplinler) oluşmadan tepeden indirilen ithal teknoloji, yarar değil zarar getirmek-tedir. Bu durumu kendi toplumumuzda da en açık biçi-miyle görebiliyoruz.

Birbirinden farklı örneklerle açıklanabilecek bu olguda, teknoloji aktarımının ardından, teknoloji değerlerinin yoğun baskısı ile yüz yüze kalan birey, bunun sonucu olarak kendini önceki ve şimdiki değerler arasında sıkışıp kalmış hissediyor. Burada görünürde olan, teknolojiyle birlikte insanların edindiği yüksek refah düzeyidir, öte yandan görülmek istenmeyen yanı ise; ani refah değişiminin bireyde bir çözülmeye yol açan boyutudur ki, uzmanlar bunun sonucunu ‘Yabancılaşmanın Başlangıcı’ olarak nitelendirmektedir.

Sözde modern dünyanın insanları, içlerinde değişmeyen hiçbir özellik kalmadığı için, bu kaotik sarmalın tam göbeğine bırakırlar kendilerini. Aslında bu bir sürükleniştir. Üstelik bu sürüklenişin farkına bile varılmaz. Nedenini tanımlayamadıkları bir boğulmuşluk, bir köşeye sıkıştırılmışlık duygusundan da kurtulamaz benlikleri.

Kendini ‘gelişmiş’ ve ‘modernizm’ ile tanımlayan günü-müz insanının bütün umutları boşa çıkıyor. Dikkat edildiğinde -sözde- modern dünyanın kaotik, saldırgan ve tam bir anlam boşluğu içinde olduğunu fark etmemek müm-kün mü?

Modern zamanlara özgü bu anlamsızlık yüzünden, halklar insanlık değerlerinden epey uzak yaşamaktadırlar. Bu anlam hiçliği içine düşen insan, toplumuna, kültürüne yabancılaşmayı yaşarken, gitgide kendi kabuğuna çekile-rek sonunda kendine, özüne, kendi değerlerine yabancı-laşır. Çünkü, diğerleriyle insani ilişkilerini koparan insan, kendi yalnızlığının, içinde bulunduğu doğal olmayan durumun ağırlığı altında kalır, ezilir.

Yabancılaşmayı tüm boyutlarıyla yaşayan bireyler standartlaşmaya, fabrikadan çıkmışçasına aynılaşmaya ve aynı zamanda kategorizeleşmeye başlar. Bu toplumsal çözü-lüşle birlikte, birbirlerinden beklentisi olmayan ve birbirlerine sorumluluk duymayan insanlar koruyucu, kol-layıcı insan ilişkilerinden giderek uzaklaşıp, yitik bir yaşamın anaforunda yok olurlar..

Sözde modernleşmenin dayanağı olan teknoloji, insanın maddeye olan açlığını, yani ‘tüketim’i kamçılarcasına harekete geçirir, adeta kışkırtır. Diğer taraftan da emek ve alın terini yok sayan bu anlayış, daha fazla lüks, daha çok maddi varlık, her şey üzerinde çok daha güçlü otorite ve sürdürülebilir teknolojik ilerleme için aşırı hırs saplantısını pompalar. Sonuç olarak yalnız bireyler değil, toplu-mun tamamı iç tutarlılığı, dengesi ve her türlü toplumsal mutluluk şansını da yavaş yavaş yitirir.

Tükenen maddeymiş gibi görünse de asıl tükenenin insan ve insan ruhu olduğunu fark ettiğimizde çok geç kaldığımızı da farketmiş olacağız. Maddeye kendi anlam ve özelliğini kazandırmak zorunda olan insan, yabancılaşmanın yarattığı aşırı kazanç ya da önlenemez tüketim arzu-suyla madde ve anlamının kölesi haline dönüşür, ruhsuzlaşır.

Son yüzyılın -sözde- modern dünyası insanoğlunun iç güdülerini harekete geçirecek formüllerin keşfedildiği bir süreci yaşamaktadır. Kendine, öz değerlerine yabancılaşan bireyin güdülerinin tahriki, o güdülerin doyurulması, zorunlu sonucunu da doğurur. İnsanın yabancılaşma sürecine sürüklenişinin nedenlerinden biri de budur. Bu süreçte bireyin tüketim bağımlısı yanının, haz alma güdülerinin harekete geçirilmesi söz konusudur. İşte bu durum, zihinlerdeki saplantıya dönüşmüş bir tüketim anlayışını da ifade etmektedir. İthal teknoloji, gelişmemiş toplum, modernizim, aşırı kazanç hırsı, kültürsüzleştirme uygula-maları, toplumsal çözülme, öz değerlerden uzaklaşma, bireysel çözülme, topluma yabancılaşma, aşırı tüketim ve sonuç olarak bireyin kendine yabancılaşması. Acı ama gerçek!..

Cihat Taşkın çok önemli bir gerçeği, teknolojik gelişmenin yanı sıra insanın kendisine,topluma ve çevreye yabancı laşmasını nedenleriyle birlikte dile getirmektedir. Kendi- ne yabancılaşma küreselleştikçe, kültürel değerlerin de basitliğe doğru kayıp gittiğini görüyoruz. Herhalde, internet teknolojisindeki akıl almaz gelişme, kendine yaban-cılaşmayı okuma özrünü de birlikte getiriyor. Görsel medya, yazılı medyayı ikame ettikçe, yazılı kitapların yerini kitap CD’leri aldıkça, bir gün aynı odayı paylaşan aile bireyleri de birbirine yabancılaşacak ve giderek dayanışma, yardımlaşma birliktelik türündeki değer yar-gıları tarihin konuları arasında yerini alacak. Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) cep telefonunu keşfeden kişi kimse ona alabildiğince kızmaya başlamıştır. toplu ulaşım araçlarında, cep telefonuyla yapılan konuş-maların yarattığı ses kirliliği yüzünden.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail