Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 95 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


AKP’DEN KURTULUŞ SORUNU

Ali Nejat Ölçen

Bugün ülkemizin temel sorunu, AKP sorunundan daha önemli olan AKP’yi aratmayacak iktidarı yaratma sorunudur. Ve ne yazık ki, Türkiye’ mizin aydınlıkçı dinamikleri (CHPve MHPdahil) bu soruna çözüm arayıcı uğraşların dışındadırlar. TBMM’nin dışındaki kadrolar ve onların oluşturduğu örgütler, sorunu coşku düzeyinde yorumlamaktalar ve Türkiye’ nin nesnel gerçeklerinin ölçümünden uzaktadırlar. Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat ölçen) eğer 1978 yılında CHP’nin Adalet Partisinden devşirdiği 11 üye ile sağladığı iktidarın başarısızlığına tanık olmasaydı bugün o da, ülkemizin nesnel gerçeklerine yabancı kalanlar arasına katılmış olabilirdi. Şimdi sizlere sunacağım iki olay neyi anlatmak istediğimi kolayca açıklayacaktır.

Bülent Ecevit’in kurduğu o Hükümetin Adalet Bakanı (1978) içsel kargaşayı önleyecek yasa tasarısını mavi renkli kalın klasörler içinde CHP’nin Grup toplantında tüm üyere dağıtmış ve kendisi de kürsüye çıkarak yasa tasarısını açıklamaya başlamıştı. Her milletvekili ve senatörün elinde o tasarıyı içeren klasörler vardı ve grup toplantısında bir milletvekili arkadaşımızın bomba gibi patlayan sesiyle irkildik.

-Bu dosyada yasa tasarısı yok. Bakanlığın yazışma dosyası .

Adalet Bakanı, buyruğundakiler tarafından sabote edilmişti. Çünkü Ecevit Hükümeti kendi kadrosunu yaratamamıştı ve de önceki Cephe İktidarının bürokrasisine de söz geçiremiyordu.

ABD, kredi musluğunu kısmış, akaryakıt, tüp gaz yokluğu ekonominin can damarını boğazlamıştı. Bu satırları yazan kişi eğer İstanbul’da Valiyi ziyaret ederek 30 litre kadar benzin almasını sağlayan kağıt parçası edinmeseydi, çağrıldığı Silivri’deki parti toplantısına katılamayacaktı.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti AKPiktidarı tarafından işgal edilmiştir. Güvenlik örgütü ve polis, devletin polisi değil, AKP’nin polisidir. Hatta kimi kurum ve kuruluş bile AKP’yi yönlendiren cemaatlerin yönetimi ve denetimi altındadır.

Eğer bu yazdıklarım gerçek kabul ediliyorsa, AKPsonrası olası bir siyasal iktidar adayının, şimdiden devletimizi bağnazlıktan arındırarak halkın yararını gözetecek kadroyu nasıl yarata-cağını düşünmesi gerekir.Öyle sanıyorum ki,kimi öğretim üyeleri, siyasal parti genel başkanları ve yönetimci birimleri, kadro sorununu hala gündeme alabilmiş değiller. Birinci temel sorun budur.

AKP’nin devlete yerleştirdiği gericiler yığınının yerini alacak, onların tümünü emekliye sevk edecek kadrolar yaratılamazsa Türkiye, AKP’yi arayan koşullara sürüklenebilir.

Taksim Gezi Parkında yürekli ve çağcıl gençlerimizi düş kırıklığına uğratmakla sadece onlara değil Türkiye’nin yazgısına da kötülük yapılmış olur.Gezi Parkındaki erdemli uyanışın özlemlerini siyasete taşıyacak kadroların yaratılması gerekir.12 Eylül 1980 sonrasının siyasete ilettiği geri ve gerici bağnaz kültürünün kadroları,zaman içinde devlet‘i özelleştiren ve özel sektörü devletleştiren tutumuyla ekonomiyi sanayileşmeye kapamış ve borç sarmalına tutsak etmiştir. Belirtmek istediğimiz şudur ki temel sorunlardan en önemlisi, borca boğulan ekonomi’yi kurtaracak programın nasıl hazırlanacağı konusudur

Bu sorunun, kısa sürede çözüme ulaştırılacağı da sanılmamalı.Çünkü,Türkiye’nin üretim dışı para-sal işlemlerini temel alan ekonomisini üretken temele yerleştirmek kolay olmayacaktır. Örneğin 2012 yılında 336.9 milyar $ dış borç karşılığı 603 milyar TL,1416 milyar TL’ düzeyindeki (cari fiyatlarla) Gayri Safi Hasıla’nın % 42.3’ü kadardır. İç borç toplamı 392.8 milyar TL’nin de katılımıyla toplam borç stokunun ulusal gelire oranının %70’ine ulaştığı bir ekonomiyi İşçi Partisi’nin çok gerekli “Milli Hükümet” programı bile, esenliğe kavuşturamaz, eğer dış borç yükünü yok edecek kararlar alınamazsa.O kararlar alınıncaya kadar ABDkredi musluğunu kısarsa nasıl bir ekonomik çöküntüyle karşılaşılacağını da kimse bilemez. İşçi Partisinin Genel Başkan Vekili Prof.Semih Koray’ın gerekli olan:

-ABD'nin bölgedeki nihai yenilgisi, Türkiye'de bir Millî Hükümet kurulmasıyla olacaktır, tasarımı umut olmaktan öteye geçemez. Çünkü:

1.Borca Boğulan Ekonomi’nin Darboğazındadır Türkiye.

Cumhuriyetimizin hiçbir döneminde ekonomi, geri ödenmesi olanaksızlaşan böylesi ağır borç yükü altına sokulmamıştı.Çizelge 1,durumu açıklıyor. Örneğin 2004 sonrası 8 yıl içinde dış borç yükü 158.7 milyar $’ dan %112 .3 oranında artarak 336.9 milyar $’a yükselmiş ve aynı dönemde iç borç yükü de %74.9 oranında artarak 224.5 milyar TL’dan 392.8 milyar TL’ye çıkmıştır.2013 yılında toplam borç yükü 995.9 milyar TL düzeyine tırmanarak Gayri Safi Hasıla’nın (GSYH) %70’ine ulaşmıştır.

(kaynak: DPT,Ekonomik Göstergeler yayınları kullanılarak hesaplandı. GSYH değerleri cari fiyatlarla belirtilmiştir).
Not:Rakamlar milyar düzeyindedir. 3 numaralı sütunda.$ olan dış borç o yılın döviz kuru ile TL’ye dönüştürülerek sütun 4’e yazılmıştır.)

Temel sorun, borç yükünü giderecek programın nasıl bir program olması ve nasıl hazırlanacağı, ve uygulamaya sokulacağı sorunudur.Gezi Park’ında toplumsal uyanışın düş kırıklığıyla sonuç-lanmamasının birincil koşulu olarak ekonominin borç yükünden ve ticaretleşme sürecinden kurtulmasını sağlamaktır. Çünkü:

2.Türkiye’nin Ekonomisi Ticaretleştirildi.

Çizelge 2, belirgin bir biçimde ülkemizde ekonominin ticaretleştiğini gösteriyor. Örneğin 2005 yılında Gayri Safi Hasıla içinde sanayi sektörünün payı %20’lerde iken ticaret sektörü % 58.5 oranına yükselmişti. 2012 yılında Sanayi’nin payı %19.3’e inerken ticaretin ağırlığı %61.9 oranına çıktı. Bu aksak ve sakıncalı politikanın do-ğal sonucu, toplumsal yapı da değişime uğramış ve sanayi toplumundan tüketim toplumuna dönüşüm süreci gündeme girmiştir. Kamu İktisadi Kuruluşlarının (KİT’lerin) yok bahasına elden çıkarılışı, ekonominin aynı zamanda kırılganlığına neden olmuştur. 2005 yılından 2012 yılına kadar geçen 7 yıllık süre içinde sanayi sektöründe üretim artışı %108 iken ticaret sektöründeki artış %134 olarak gerçekleşmişti. Sanayi sektöründeki böylesi geride kalış hiçbir zaman söz konusu olmamıştı.

Böylesi olumsuzluğun belirgin nedeni “dışalım savurganlığı”dır.Türkiye’miz, Batı ülkelerinden kaldırım taşı, köpek maması, İtalya’da “Po” ovasından akasya ağacı ithal eder, Başbakan’a 7 adet uçak satın alınırsa böylesi savurganlığın sonucu elbette dış ticaret dengesi bozulacak ve ülke ekonomisi borç yükünü borçla ödeyen dar boğaz içine sürüklenecekti. (Rakamlar cari fiyatla verilmiştir)

3.Ekonomi Oksijen Çadırında

Çizelge 3 incelendiğinde 2005 yılında 190.3 milyar $ dış ticaret hacmı içinde dışsatımın % 38.6 olan ağırlığı 2012 yılında söz konusu savurganlık sonucu %29.4 oranına inmiş buna karşın dışsatım %61.4’den %70.5 ‘a çıkmıştır. Dışalım savurganlığının kaynağı tüketim toplumuna dönüşümün sonucu olduğu kadar, Gümrük Birliğine tek yönlü bağımlılığın da ürünüdür.

Yurt dışından daha çok satın alıp daha azını satan bir siyasal iktidar ekonomiyi nasıl düzlüğe çıkarabilir? Gümrük Birliği’ne yönelik cari açık kapanmadıkça AKP iktidarının elinden kurtulsa da ekonomi, dışalımı frenleyecek yöntem kolay uygulanabilir mi,yabancı para baskısı da sürüp giderken?Her şeyden önce Gümrük Birliği ülkeleriyle görüşme masasına oturup cari açığı gidermek için gereksiz tüketim malları dışalımının frenleneceği kabul ettirilmeli ya o birlikten
çıkmalıyız.

4 .Ticaretleşen Ekonomide Yabancı Para Baskısı.

Monetarizmin kuramcısı M.Friedman’ın ünlü bir sözünü anımsamamız gerekir: Para arzının %5’lerin üzerinde arttığı bir ülkede serbest piyasa ekonomisinden söz edilemez,demişti.Bankalarda ki Mevduat ve Merkez Bankası para arzı toplamı M2,2003’yılında 80.9 milyar TL iken 2008’de 281.8 milyar TL’ye yükselerek yılda % 48 oranında artışa uğrarken serbest piyasa ekonomisinden nasıl söz edilebilinir ve azgınlaşan enflasyon nasıl önlenir?

Ve AKPiktidarının denetimindeki Cumhuriyet Merkez Bankası açıklamalıdır ki, 2010 yılında yeni para tanımı yaparak yabancı para hacmını da içene alan M2Y kayıtlardan niçin silindi? Ekonominin parasal dengesini kimi zaman altüst eden sıcak para dolaşımının denetimden ve ölçümden kaçmasını sağlamak için mi?

2008 sonrasının M2Y rakamları bilinmiyor. Ekonomik Göstergeler çizelgesinde yeri yok. 2010 yılı ve sonrasında dolaşımdaki yabancı para hakkında bilgi sahibi olmanın niçin engellendiğini anlamış olmalısınız.2008 yılındaki durum bugünün açıklayıcısı olabilir.Örneğin, Milyon TL olarak:

M1="Merkez" Bankası Para …………..…........57674.5..
M2="Mevduat+Merkez" Bankası Parası.........281860.7..
M2Y="Yabancı+Mevduat+Merkez" Bankası...409683.3..
Sonuç:Yabancı para="281867-409683=......127822.6..

Cumhuriyet Merkez Bankası, dolaşımdaki para miktarı içinde yabancı para MY ‘nin görünmesini istemiyor mu ki, kayıtlarda yer almasını önlemiş? Yukarıda açıkladığımız hesap sonucuna göre 2008 yılında yabancı para dolaşımdaki para hacmı içinde: 127822.7/281860.7="%45" oranında pay sahibidir.Yerli paranın yarısına yakın yabancı para dolaşımı bu denli özgür kaldıkça para piyasasına hangi siyasal iktidar egemen olabilir? Yabancı paranın bavulla girip çıktığı Türkiye gibi bir ülkede ekonomik kararların güvenilirliği nasıl sağlanabilir?

Eski bir planlama uzmanı olarak bu satırları yazmamızın bir nedeni var: Hiçbir siyasal parti sözcüsü iktidarda olsun olmasın, AKPsonrasının sorunlarına yukarıdaki aksaklıkları gideremedikçe çözüm getiremez ve o nedenle toplumu aldatıcı yanıltıcı umut aşılayan söylemlerden vaz geçmelidirler.Temel sorun AKPiktidarının siyasete, eğitime, kamusal yönetime, ahlaka, ve ekonomiye bulaştırdığı virüsleri temizlemedikçe ve anti virüs programını hazırlayıp toplumun onayını alarak yürürlüğe koymadıkça başarılı olamaz.

Kanımca: AKP’nin ekonomi tarafından iktidardan düşürülerek ülkeyi karmaşaya sürükleyen kararlarının bedelini ödemesi, doğacak yeni iktidarın ulus tarafından desteklenmesinin koşullarını da yaratacaktır.

Açıkçası AKPiktidarını seçim değil, geçim devirecektir.
Böyle biline.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail