Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 97 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


MUSTAFA KEMAL’E KARŞI RIZA GÜNER ADINDA GENÇTEKİ KİN!

Ali Nejat Ölçen

ÜÇ MUSTAFA KEMALkonulu e-mail iletime, adı Rıza Güner olan 62 yaşındaki bir gencin, Mustafa Kemal’e karşı bu denli kindar ve nankör olabilmesini anlamak olanaksız. Bugüne kadar ileri sürdüğüm düşünceye yanıt vermek yerine kişiliğime saldıranlar kervanına Rıza Güner adındaki bu genç de katılmış. İletisinin son tümcesi şöyle:

Ali Nejat ölçen 91 yaşına rağmen uygarlık ve insanlık görevini yerine getirmeyi öğrenememiş, yazıklar olsun.

İletişim Fakültesi mezunu ve Alevi Kürt olduğunu belirten bu kişinin İletişim Fakültesi’nden nasıl mezun olduğunu anlamak zor: “İletişim fakültesi”ni bitirmiş, fakat, “İletişim”e kapalı. iletişim’in nasıl yok edileceğini mi öğrenmiş!

Benim uygarlık ve insanlık dersi almadığımı söylerken bu iki önemli kavramı görev kabul etmesi ne denli yanlış. Zihni biat (itaat) kültürüyle kuşatılmış kişiler uygarlığı ve insanlığı görev kabul ediyor olmalılar. İnsanlık ve uygarlık hiçbir zaman görev olamaz. O bir nitelik, toplumsal sorumluluk bilincinin ürünü ve kültür olgusudur. Bu iki niteliği görev kabul etmeye kendisini alıştırmış kişiler uygarlığı ve insanlığı yok etmekte olduklarını ne zaman öğrenecekler?

Üç Mustafa Kemal konulu iletimde:

Mustafa Kemal’in yoktan var ettiği Cumhuriyeti, onun ulusalcı ulus devletini, o Devletin Misak-ı Millî sınırlarının kuşattığı toprağımızı korumayan zarar veren kim olursa olsun alçaktır, vatan hainidir, demiştim ve de diyorum.

Burada kastettiğim kişiler, Cumhuriyeti, Mustafa Kemal’e kin duygularıyla ülkemizin bölünmesine katkıda bulun-dukları için alçaktırlar, haindirler, nankördürler. Zamanı gelince bunları söylemekle yetinmeyecek, bu uğurda sava-şarak ölmeyi onur kabul edeceğim. Benim insanlık bilincim, yurttaşlarımın (hangi kökende olursa olsun) ülkemde barış içinde birlikte yaşamaya razı olmayı koşul sayar. Biz Türkler, vatan olan toprağımızı korumayı (görev değil) amaç bilenlerle birlikte, yaşamayı uygarlık kabul ederiz.

Bu yazdıklarım, Batı’nın tüm ülkelerinde de onların insanlık ve uygarlık tanımıdır. Bir Alman, Alman olduğunu söyler ve bu ırksal tanım onun için onur kaynağıdır. O ülkede Bundestag’da hiç kimse Almanca’dan başka dil kullanamaz ve anadilde eğitim devlet politikasının kapsa-mı içinde yer almamıştır. Rıza Güner adındaki genç, Al-manya’da oranın milletvekili seçilse, Alman Parlamentosu’nda Kürtçe konuşmaya yeltenebilir ve bunu ana dil hakkı olarak savunabilir mi? Sınıfta birbiriye Türkçe konuşan iki çocuğun orada okul dışına atıldığını Rıza Güner gazetelerde okumadı mı? Bu açıklamadan sonra asıl konu-ya giriyorum.

1.Dersim Kürtçe bir il adı değildir. “Der” Arapça’da “kapı

anlamında bir sözcüktür. Dersaadet, Osmanlı devletinin başkenti İstanbul’un adıdır. Der-i bâr,’Divan kapısı’ an-lamında kullanılırdı. Dersim deyimi gümüş varlığı nede-niyle “sim kapısı” anlamında aslı “der-i sim” olan zamanla Dersim’e dönüşen Tunceli’nin eski adıdır..

2.İktisat Vekili Celal Bayar’ın Başbakan İsmet İnönü’ye 1936 yılında sunduğu “Şark Raporu” nu Rıza Güner’in okumadığı anlaşılıyor. O önemli raporun ilk sayfasında şu sözlerle giriş yapar Celal Bayar:

Doğu illerimiz bizim rejimimiz gelinceye kadar (Osmanlı dönemini kasıtlıyor.a.n.ö) kat’i bir tarzda hâkimiyetimiz altına girmemiştir. Geçmiş hükümetler, halk üzerindeki hâkimiyetlerini ağalar ve şeyhler vasıtasıyla yürütmek istemişlerdir. Ağalar ve şeyhlerin soyduklarının bir kısmını hükümet erkânına vermeleri, müşterek idare-i maslahat devri yaratmıştır. Doğu’da bugün için dahi tamamen yerleştiğimiz iddia olunamaz. Dayanacağımız en mühim kuvvet, ordumuz ve jandarmamızdır.1

Güneydoğu Anadolu’da Kürt yurttaşlarımızın temel sorunu Türkiye Cumhuriyeti devleti değil, onları köyleriyle satın alıp satan şeyh ve aşiret ağalarıdır. Naşit Hakkı Uluğ, “1925’te Doğu’dan Mektup” adlı yazısında bakınız Cumhuriyet Devletinin işlevini nasıl betimliyor:

. Cumhuriyet nazarında:
. Bir bey ile bir köylü arasında fark yoktur.
. Köylü,beyin eşyasından sayılamaz.
. Bey, istediğini astırıp kestiremez
. Bey istediğinin ırzına sahip değildir.
. Bey, köyün bütün mahsullerinin, bütün emeği ninin, içinde yaşayan hatta doğacakların sahibi değildir.Bey vergi verecektir. askere gidecektir.
. Bey kanunu tanıyacaktır 2.

Aşiret ağaları, Cumhuriyet nedeniyle Kürt kökenli yurt-taşlarımızı kul köle olarak kullanamayacaklarını gördükleri içindir ki devlete karşı isyana kalkıştılar. İktisat Vekili Celal Bayar, raporunda bunu belirtiyor: Ağaların şeyhlerin keyfî kararları ve kişisel istekleri değil, devletin yasaları geçerli olmalıydı. Dünyanın her yerinde devlet varsa onun yasaları geçerli olur. Her ülkede devlete karşı silahla isya-na kalkışanlar, sonuçlarına katlanır. Hiçbir ülkenin tarihi kurşun kalemle yazılmamıştır. Bunu böyle bil, Rıza Güner adındaki kişi!

1978 yılında Harran Ovası’nda gazeteci Ahmet Kahraman ve kimi CHPüyeleriyle bir köye gittiğimizde, tüm insanların çocuklarıyla birlikte koşarak evlere kaçtıklarını gördük. Bir yaşlı kişi çulun üzerinde duvara yaslanmış kımıl-damıyor korkuyla yüzümüze bakıyordu. Yanına giderek insanların niçin kaçıştığını sorduk. Yanıt şu oldu.

-Sizi Reşo mu gönderdi, köyü siz mi satın alacanız?
- Hayır, dedik.Toprak reformunun nasıl uygulandığını görmeye geldik.

Çevremizi yavaş yavaş saran köylülerin ikram ettiği kat-meri yiyip katık dedikleri ayranını içerek ayrıldık.3

3. PKK’nın uzantısı olan Partide Ahmet Türk, eskiden CHPmilletvekiliydi. Bir kez olsun kürsüye çıkıp konuşma yapmamıştı.Grup Başkan Vekili olarak ona Devlet Planlama Teşkilatı bütcesine ilişkin (18 Şubat 1977) konuşma yap-ması görevini verdim. Güneydoğu Anadolu’nun sorunla-rına değinmedi. Fakat “Türkiye’de çelik üretimi kişi başına 1977 yılında 74 kilo iken İspanya’da 372 kilo olduğu nu eleştiri konusu yapmakla yetindi.4Jandarmadan yakın-mış fakat, evden kaçan annesini öldürenin kardeşi olduğunu unutur görünmüştü. Kendisi zaten Meclis’in kapısına kadar iki silahlı koruyucusu ile geliyordu, Jandarmadan değil, hasmı olan aşiretten korktuğu için. Bu aşiretler 2012 başlarında bir sofrada bir araya gelerek barışmıştı.

İsyan ederek Kürt yurttaşlarımızı ölüme sürükleyen Şeyh Said, İngiliz emperyalizminin uşaklığını üstlenmişti o tarihte. Lozan Antlaşması görüşmeleri kesintiye uğramış Musul’un Türkiye’ye iadesi konusu 1924 yılında “Türk-İngiliz Konferansı”nda aktarılmıştı. O konferansta da sonuca ulaşılamadı. 19 Mart 1925 günü Seyit Abdülkadir adındaki Kürt aşiret ağası, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Doğu Şubesi Müdürü Templeton ile neden görüşmüştü? Ülkeden kaçıp da San Remo’ya sığınan Halife Vahdettin’in tekrar İstanbul’a getirilip Ankara Hükümetinin ortadan kaldırılması planları işte o ihanete varan görüşmede karara bağlanmıştı.5

4.Dersim’de soykırım safsatası

Dersimde gerçekten soykırım uygulansaydı ve bu soykırımda sorumlu CHPolsaydı:

a.1930’da 93 117 olan Tunceli’nin nüfusu 1935’ de 107 732’ye yükselir miydi? 1970’de 157 293’ e çıkan Tunceli nüfusu 2000 yılında neden 93 584’e indi. 63 709 kişi neden Tunceli’ni terk etti? Rıza Güner, bu soruya da yanıt ara-malı.

b.Soykırım olsaydı CHP 1950 seçimlerinde toplam oyların %39.4’ünü alırken oy oranı Tunceli’de %41’e yükselir miydi? 1954 seçimlerinde oyların % 48.5’ini Demokrat Parti alırken CHP’nin oyları % 53’e çıkar mıydı?

5.Rıza Güner Alevi Kürt olduğunu söylüyor. Eğer Alevi olsaydı, Eline,beline, diline ilkesi’ne sahip olurdu. Belli ki, yüreği ve dili Mustafa Kemal’e karşı kinden ve kusmuktan arınmamış: Mustafa Kemal sayesinde üniversitede okuma olanağına kavuşan bu nankör adam O’nun için bakınız hangi çirkin sözcüğü kullanıyor,

“Üç büyük Alevi soykırımını ölmeden önce bütün iğrençliğiyle ortaya koymadı mı?

Böylesi iğrenç sözcüğü kullanan bir dil, Alevi dili olamaz..

6.Kutu Deresi’nde ayağına diken batan yaşlı kadının komutan tarafından (Kızılbaş olduğu için) öldürüldüğünü bir askerden işittiğini açıklıyor Rıza Güner. Hangi yıl, kime anlatmış ve kimden duymuş? Kadının ayağına diken 1937 yılında batmış olmalı. Asker o tarihte ancak 20 yaşında ve Rıza Güner de 62 yaşında olduğuna göre 1951 yılında doğmuş olmalı. Rıza Güner’in “t” yaşında askerin anlattığı öyküyü duyduğu yılda, yaşı 1951+t olmalıdır. Asker 1937 yılında 20 yaşında idiyse 1917’de doğmuş ve olayı anlattığında (1951+t)-1917= 34+t yaşında olması gerekecek Eğer Rıza Güner’in yaşı olayı duyduğunda :

t= 20 idiyse, asker, olayı anlattığında 54 yaşında olmalıdır.
t= 25 idiyse, asker olayı anlattığında 64 yaşında olmalıydı.

1950-1960’larda ortalama erkek ömrü 52’den azdı.Rıza Güner’in zihni yalan dolanla kuşatılmış anlaşılan..
-------------------------------------
Dip Notlar.
1.İktisat Vekili Celal Bayar, Şark Raporu, Hususi Kalem,10.12.1926.s.1
2.Naşit Hakkı Uluğ, Derebeyi ve Dersim, Kaynak yayınları,s.1.
3.Türkiye Kitap dizisi,Aralık 2009,sayı 79,s.24. Ali Nejat Ölçen
4.TBMM Tutanak Dergisi, Birleşim 46-52,cilt 24, s.286.
5.Mehmet Aydoğan, İç İsyanlar ve Şeyh Said, Nokta Kitap, 2007,s.365.
6.Serap Yeşilova, Devletin Dersim Arşivi, İleri Yayınları,2012, s.15

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail