Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 100 Geri Tavsiye Et Yazdır


BATI’DA ERMENİ SORUNU

Suat Aytın

E.Kurmay Albay

Anayasa Mahkemesi kararıyla Silivri zindanından özgürlüğüne kavuşan Sayın Suat Aytın’ın 11. 6.2014 günü ilettiği yazısı aşağıda bilgilerinize sunulmuştur.

***

1.Rus Ordusunun Doğu Anadolu’yu işgalinde Ermeni Çetelerinin Osmanlı Devletine Başkaldırısı

Birinci dünya savaşında 4 cephede savaşan Osmanlı Devleti için 1915 yılı sıcak geçmişti. Batıda Çanakkale cephesinde savaşırken, Doğu’ da Rus Çarlık ordusunun işgaliyle karşı karşıya kalmıştı. Bölgedeki Ermeniler bu durumdan yararlanarak bağımsızlıklarını gerçekleştirmek için

Rus ordusunun korumasında örgütlü çete saldırılarıyla birliklerimize zarar vermeye, telgraf hat-larını kesmeye ve çok sayıda köprülere sabotaj girişiminde bulunan Ermeni çeteleri, Van kentini işgal etmiş, bununla da yetinmeyip o kentimizi Rus ordusuna teslim etmeleri üzerine isyancılar tutuklanarak Suriye ve Irak’a gönderilmiştir. Fakat öncesinde;

Osmanlı hükümeti Ermeni Patriği aracılığıyla isyancıları uyarmış ancak sonuç alamamıştı. Saldırıların sona erdirilmesi amacıyla Osmanlı hükümeti 24 Nisan 1915 tarihinde “”ayaklanma hazırlığı yaptıkları” gerekçesiyle çok sayıda ermeni örgütünü kapatmış, örgüt yöneticilerini Ankara-Ayaş ve Çankırı’ya sürgüne göndermiştir. Yer değiştirme yani “tehcir” Osmanlı sı-nırları içindeki Ermenilerin tamamını kapsamamıştır. Özellikle Rus ordusunun korumasında Osmanlı Devleti’ne karşı örgütlü saldırıları gerçekleştiren Gregoryan kilisesine bağlı Ermeniler bu tehcire tabi tutuldular. Katolik ve Protestan Ermeniler, bölgelerinde yaşamlarını sürdürdüler. Öte yandan dinî farklılıklarına bakılmaksızın, aşağıdaki durumda olan Ermenilere tehcir uygu-lanmamıştı;.

-Ermeni milletvekilleri ve aileleri,

-Asker,subay ve hekim olan görevliler,

-Demiryolu ve istasyonlarında görevli olanlar,

-Yerel yönetimlerce sakıncalı görülmeyen sanatkâr ve üretim tesislerinde çalışanlar,

-Askerlik,Protestanlık ya da katolıkten gayrı sebeple yerinde kalmak için başvurusu kabul edilenler. (28.8.1915,belge No.191)

Öte yandan,tehcir ve iskan sırasında Ermeni kafilelerinin güvenliği için aşağıda yazılı ön-lemler alınmıştır;

-Yiyecek ve güvenlik ihtiyaçları göçmen tahsisatından karşılanacaktır. Saldırıya uğranması

halinde saldırganlar yakalanarak mahkemeye sevk edilecektir.

-Görevlilerin ilgisizliği ya da ihmali söz konusu olursa,kendilerine maaş kesintisi ve derece indirimi cezası verilecektir.

-Rüşvet ve hediye alan,kadınların namusuna dokunan,tehcir edilenlerle kanundışı ilişki kuranlar derhal işten el çektirilecek ve mahkemeye sevk edilecektir.

Durum böyle iken, iddia sahiplerine sormak gerekir:Soykırım ile suçlanan bir devlet böylesi koruyucu tedbirleri alır mı?

2.İsyana Girişen Ermeni Çetelerin Tehcirinde Gözetilen Adalet

Alınan her türlü önleme karşın tehcir esnasında yaralanma, mal gaspı gibi istenmeyen olaylar meydana gelmiştir. Erzincan-Erzurum yolunda 2000 Ermeni yurttaşımız ölmüş,bunun üzerine Osmanlı hükümeti olayları yerinde incelemek üzere komisyonlar oluşturarak 2 Eylül 1915-25 Eylül 1916 tarihleri arasında bölgede inceleme yapılmasını sağlamış ve soruşturma sonucunda 12 adet “Divan-ı Harb Örfî Mahkemesi” kurulmuştur. 1673 kişi suçlu bulunmuş ve tutuklanarak yargılanmalarına karar verilmiştir. Sanıkların 528’inin güvenlik, 170’inin kamu görevlisi ve 975 kişinin de halktan bireyler olduğu görülmüştür. Tehcir sırasında çeşitli suçlardan 67 kişinin ölüm cezasıyla yaşamına son verilmiş, 524 kişi hapis edilerek cezalandırılmış ve 68 kişiye de sürgün ya da para cezası verilmiştir.

Tehcir’in adalet içinde kimseye zarar verilmeden gerçekleşmesine özen gösteren İttihat ve Terakki iktidarının Ermeni yurttaşlarımıza uyguladığı savı gerçek dışıdır ve siyasal suç pazarlama sından ibarettir. Tehcir olayında suç işleyenler cezasız kalmamıştır ve Osmanlı Devleti’nin Rus ordusunun işgali altındayken Ermeni çetelerine karşı önlem alması onun doğal hakkı idi ve bu hakkı kullanırken adalet uzaklara düşmemiştir. İslam Tarihi ve Ortadoğu konusunda uzman-laşmış ABD’li Tarihçi Bernard Lewis’in 1 Ocak 1994 tarihinde Le Monde gazetesinde yayınlanan makalesinde:

Osmanlı hükümetinin Ermeni milletini yok etmek için bir plan ve kararı konusunda hiç bir ciddi kanıtın mevcut olamadığını, dile getirmişti1.

3.Azerbaycan’ın Hocali köyünde Ermenilelerin Soykırım Vahşeti

Ermeni yurttaşlarımızdan Devlete karşı Rus ordusuyla bütünleşerek ayaklanma girişiminde bulunanlara bile adil davranıldığını hiç kimse yadsıyamaz ve bunun böyle olmadığını kanıtla-yacak tarihsel belgeye de hiç kimse rastlayamaz. Ne var ki, yakın tarihimizde Ocak 1994 dönemini anımsayanlar, Azerbaycan’ın Hocali köyünde Ermenilerin yüzlerce çocuk, kadın, erkek genç ve yaşlı Azeri kardeşlerimizi kurşuna dizmiş olma-ları karşısında, aynı Batı’nın suskunluğu bağış-lanabilir mi? Böylesi vahşetle de yetinilmemiş Azerbaycan’ın %25si işgal edilmiştir.

4.Malta Sürgünleri ve Ermeni Soykımı

Fiyaskosu

Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle bitkin bir biçimde çıkan Osmanlı Devleti Mondros ant-laşmasıyla Sevr sözleşmesinin hükümlerini acımasızca uygulayan İngiltere 15 Mayıs 1919 tari-hinde İstanbul’a ayak basarak saltanatı tutsak aldı. Kısa bir süre sonra da Padişah Vahideddin ve İngiliz işgal güçleri el ele vererek ülke çapında insan avına çıkmışlardır.

Tutuklanan ve Malta adasına sürgün edilen seçkin yurttaşlarımızın çoğu Sadrazam damat Ferit paşanın buyruğuyla kurulan “Nemrut Mustafa mahkemesinde düzmece suçlarla yargılanarak 3 yıl sürecek Malta adasına sürgüne gönderildiler. Onlar şanslı idiler, çünkü Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey 32 yaşında idam edildi. Malta Sürgünleri için üç tür suç keşfedilmişti;

-Mondros anlaşması hükümlerine karşı gelmek

-İngiliz savaş tutsaklarına kötü işlem uygulamak,

-Ermenilere karşı soykırıma girişmek suçu.2

Bu suçlamalarla 144 seçkin kişi önce Bekirağa Bölüğü’de hapsedildiler. Sonra da gemilerle Malta’ya iletildi. Ne var ki 1919-1921 tarihleri arasında yapılan araştırma ve soruşturma sonu-cunda, Ermeni soykırımına ilişkin sanıkları mahkum edecek kanıtlara ulaşılamamıştı. Çaresiz kalan İngiliz Kraliyet Savcıları ABD’den bilgi isteminde bulunmuş ancak bekledikleri yanıtı alamamıştır. Bunun üzerine İngiliz hükümeti, 27 Mayıs 1921 tarihinde Washington Büyükelçisi Sir.A.Geddes’e bir telgraf ileterek Ermeni soykırımına kanıt bulunmasını istemiş 2 Haziran 1921 günü gelen yanıtta “Elde bulunan belgelerin Malta’da tutuklu bulunan Türklerin kovuş-turulmasında kanıt olarak işe yarayabileceğinden kuşkuluyum” diye cevap vermişti. Bunun üzerine İngiliz Kraliyet Başsavcılığınca, Ermeni soykırımı suçlaması için “dava açmama” yani bugünkü deyimiyle “kovuşturmaya yer olmadığı”na karar verilmişti.

5.SONUÇ

Ermeni soykırımının safsata olduğu tarihi belgelerle açıktır. Bu nedenle sözde soykırım ba-hanesiyle ülkemize yönelecek saldırı ve suçlamalara karşılık aşağıdaki önlemler alınabilir.

Dış İşleri Bakanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı ve Üniversitelerimizde araştırma yapmış olan öğretim üyeleri dünya kamu oyunu bilgilendirmeyi amaç almalıdırlar.

-İngiliz Kraliyet Başsavcılığının “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı dünya kamu oyuna duyur-malıdır.

-Tehcir suçlarını soruşturan Osmanlı Divan-ı Harp mahkemesinin tutanakları açıklanmalıdır.

-Ermeni Soykırımına ilişkin kimi devletlerin almış olduğu hukuk dışı yanlış kararların geçer-sizliği için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava açılmalıdır.

- Doğu Perinçek-İsviçre örneğinde olduğu gibi Ermeni Soykırımı olmadığına ilişkin savı suç sayan kararların geçersizliği için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yapılmalıdır.

-Bu konuda dünya kamu oyunu aydınlatacak sözlü yazılı ve görsel iletim araçları devreye girmelidir.

Sonuç olarak haklı olduğumuz bir konuda haksız duruma düşmemek için Soykırım iddialarını iç politika malzemesi yapmadan planlı ve koordineli bir mücadeleye başlamamız gerek-mektedir.Geçmişte yaşanmış olayların sebep ve sonuçlarının iftira ve iddialar ile değil,tarihi belgelere dayalı araştırılması ve belirlenmesi tüm dünyaya kabul ettirilmelidir.

------------

1.Malta Yargılamaları, Uluç Gürkan.

2.Malta Sürgünleri, M.Bilâl Şimşir.

****

ERMENİLERİ KESTİK Mİ?

Ali Nejat Ölçen

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat ölçen) eşi Makbule Ölçen ile birlikte, Almanya’da Kiel üniversitesinde 1962 yılında bir akşam toplantıya davet edilmişti. Yemeğin ortalarına doğru, masanın ucunda yuvarlak yüzlü kişi, saçlarını tam ortasından iki yanına ayırıp, tutkalla başına yapıştırmış gibi görünüyordu. Kadehini kaldırdı:

-Kestiğiniz Ermeniler’in anısına,dedi.

Eşim Makbule Ölçen, Özürlüler Yokuşu kita-bında olayı şöyle anlatıyor (*):

Nejat’ı dürttüm, tepki göstermesini bekliyordum, oysa o da kadehini kaldırmıştı. Bizler genç Cumhuriyetin insanlarıydık, Osmanlı dönemi bizi ilgilendirmiyordu. Ondan bunları söylemesini bekliyordum. Oysa umursamadan, kadehini kaldırmış, şarabını sonuna kadar içip bitirmişti.Yanımda piposunu tüttürüyordu. Davet sahibi hanım, çok zarifti ve bizlerin gücenmemesi için çaba harcıyor, eşimin çalış-kan olduğunu söylüyor, yaptığı araştırmanın ne denli beğenildiğini anlatmaya çalışıyordu. Birlikte olmaktan onur duyduğunu da ekle-mişti sözlerine. Nejat neden susmayı yeğlemişti anlamıyordum. Yemeğin sonuna doğru onun da kadehini kaldırdığını gördüm.

-Öldürdüğünüz Yahudilerin anısına...

Ayağa kalkmış, saçları başına yapışık adama bakmaya başlamıştı. Bir anda ortalık ses-sizliğe büründü, ev sahibi kadının ayağa kal-kıp kadehini kaldırdığını gördüm. Onu gövdesi akü ile ısınan savaş malülü denizaltı subayı da izledi. Eşim hala ayakta tüm masadakilerin kadehlerini kaldırmasını bekliyordu. Sonunda kadehler kalktı, şaraplar içildi, isteksizce yelerine oturdular. Soru sorma sırası eşime gelmişti:

-Kaç milyon Yahudi öldürdünüz?

Yanıt gene Nejat’tan geldi:

-Altı milyon. Onlar size saldırmış mıydı? Hayır? Yaşlı, genç, çocuk,kadın,erkek ayırımı yapmadan hepsini öldürdünüz. Oysa biz bir iç savaş yaşadık. Hiçbir çocuğa kadına ve yaşlı insana dokunulmadı.

Saçları başına yapışık adam:

- Konuyu burada kesemez miyiz,lütfen.

-Sizler hepiniz,ülkemize dost olarak gelirsiniz, dilediğiniz kadar kalabilirsiniz, paranız tüke-nince her hangi bir evin kapısını çalıp konuk olabilirsiniz. Fakat düşman olarak gelirseniz başınızı bırakıp ,sadece gövdenizi ülkenize geri göndeririz. Bizim bin yıllık tarihimizin özetidir bu.

Yaşlı deniz subayı ayağa kalktı,kadehini uzattı:

-Ölçen ailesinin onuruna,dedi.

Kadehler havaya kalktı uzun giysili hanımlar rahatladılar,yüzümüze bakarak yerlerine otur-

dular.

****

Ey emperyalizmin kanlı suratlı bireyleri ve Almanya Cumhurbaşkanı Herrn Joachim Gauck, ABD’deki Başkan Mr.Obama, şunu biliniz ki sizlerin tarihi de kurşun kalemle değil, hem de vahşice kanla yazılmıştır. Hiç birinizin kendinizi aklama ve bir başka ülkeye soru sorma hakkınız yoktur. Mr. Obama, başkanı olduğun ülkeye tutsak bir ırkın bireyi olarak gidip yerleşmedin mi? 1980’li yıllara kadar beyazların bindiği otobüse, yemek yedikleri lokantaya girebiliyor muydun? Bugün geri kalmış İslam dünyasının silahlarıyla birbirlerini öldürmelerini sağlarken vicdanınız titremiyor mu? Irak’ a demokrasiyi güvercinlerle mi füzelerle mi götürmeye giriştiniz? Vietnam’da ne arıyordunuz? Hiroşima’yı unuttunuz mu halâ kolsuz bacaksız doğan çocukları? Sen ey Fransa, Cezayir ‘de kaç bin masum insanın canına kıydın? Hanginizin elinde insan kanı yok?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına 23 Nisan 2014 günü kanlı emperyalizme hoş görünmek uğruna, 1915’de ülkesini savunan Osmanlı ordusunu arkadan vurmaya girişen Taşnak’ın gözü kanlı canileri için taziye cüretini irtikâb eden sen ey Türkiye’mize yabancı başbakan, Osmanlı Devletinden özür dilemelisin.

------------------------

(*) Makbule Ölçen, Özürlüler Yokuşu, 1’nci baskı Ajans Türk,2005;2’nci baskı,2013,s.113.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail