Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 101 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


NİKSAR’DA DEMİR-ÇELİK İLE SANAT’IN BİRLEŞİMİNE BİR ÖRNEK

Ali Nejat Ölçen

Niksar’ın Sanayi sitesinde Demir Ticaret İşletmesi adındaki mağazaya girdiğinizde, demir ile sanatın nasıl böylesi bütünleştiğine şaşırarak tanık olabilirsiniz..Demir-çelik satımını üstlenen hiçbir girişimin estetiğe bu denli önem verildiği sanıyorum görülemez. Aslında Demir-Çelik ile sanat’ın böylesi bütünleşmesini sağlayan İbrahim Atila, değil,onun zihninde böylesi çağdaş kültürün oluşumuna katkı sağlayan aile çevresidir. Kapıdan içeri girdiğinizde gözlerinde iyiliğin ve sevginin parıldadığı İbrahim Atila’dan önce Mustafa Kemal Atatürk’ün kocaman resmiyle karşılaşırsınız. tüm duvarı kaplayan Atatürk’ün resmiyle hem de en ilginç resmiyle..

Mustafa Kemal Atatürk, gençlere öğütlediği bir özdeyişi vardır resmin içinde:öğretinin:Hiçbir şeye ihtiyacımız yoktur, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır, çalışkan olmak.

İbrahim Atila 1977’nin 25 Martında dünyaya gözlerini açtığında anne ile babanın sevgisiyle 1987 yılında Lise öğrenimini tamamladı. Onu 1998 yılında Niksar’ın Sanayi sitesinin bir köşesinde Demir-Ticareti İşletmesini kurduğunu görüyoruz İbrahim Atila’nın yoktan var ettiği işyerinde demir ile çeliği sadece yapı malzemesi olarak değil ardaşık sayfalarda göreceğiniz gibi onu sanat eseri olarak ta değerlendirdiğini göreceksiniz. Demirin böylesi güzel geometrin biçimlere gireceğini, İbrahim Atila’ nın zihnindeki güzellik yetisi yaratmıştır.

Çanakçı deresinin kaynağı olan Derebağ vadisinde boyunlarına mavi yeşil renklerin uçuştuğu ördeklerinden şimdi bir tekine rastlayamazsınız. Yok olmadılar, yok edildiler. DEREBAĞ’daki Yeryüzünde bitki zenginliğine yer yüzünün neresinde bir benzerine rastlayabilirsiniz?

Metal iletişim nesneleri bile estetiğe uygun raflara düzenle yerleştirilmiştir.

Eşim Makbule Ölçen, 1987 yılında “Zihinsel Yetersiz görkemi pamuğunu üretir oldu. Yetiştirme ve Koruma Vakfı’nın Niksarda şubesini kurduğunda, gönüllü hizmet veren Katherina Überhorst ile eşi İngo ile Niksar’ın DEREBAĞ yamacında geznirken birden bire yere yattığını gördüm. Düştüğünü sanmıştım. Oysa o eşine bağırıyordu: “Fotograf Makinemi ver.” Yerde yaşama savaşımı veren çiçek açmakta olan bir bitkinin resmini çekmişti. Sordum ve aldığım yanıt şu oldu: “Bu bitki tükenmekte olan or-kide” demişti.

14 yıl sonra MillÎ Park olması gereken ve Niksar’ın akciğerini oluşturan DEREBAĞ’ın TOKİ adındaki zararlı bir kuruluş. çirkin beton yok edileceği düşülemezdi.. Eğer Niksar’da nüfusun yarısı İbrahim Atila gibi olsaydı, dünya güzeli DEREBAĞ’ı TOKİ hunharca tahrip etmeye yelte-nemezdi.

Soruyorum

1.Niksar’in ince kırmızı damarlı prinç’leri nerede

2.Güzelim Mahlep ve Ceviz ağaçlarını kimler kesip yok etti?donattığı elma,şeftali ağaçları şimdi neredeler.

3.1984 yılında Almanya’nın Köln kentindeki fuarında sergilenen Niksar halıları nasıl yok edildi

4.1944 yılında Samsundan gelen tarım uzmanı ile bu satırları yazan kişinin (Ali Nejat Ölçen’in) birlikte Kelkit ovasını incelerken Samsun gelen Tarım uzmanı “Burası küçün bir Çukurova burada pamuk yetiştirmeli” demişti. Bir yıl sonra dediği gerçekleşti Ve Niksar ovası Türkiye’nin en verimli pamuğunu üretir oldu. O pamuk tarlalarına ne oldu.

5. Eski tarihî Keşfi Cami’nin avlusunda, dallarında 48 leylek yuvasının yer aldığı ve gövdesi içinde kundura tamir edilen dükkan olan, 550 yaşındaki çınar ağacını kim kesti. Ve Niksar’a leylekler Niksar’a küstüler artık gelmiyorlar.

6.Kaledeki ramazan topunu içinde altın olduğunu sanarak kimler parçaladı.

7.Niksar’ın güzelim tarihî kalesindeki tabanında renkli mozaik ile bezenmiş fıskıyeli havuzu kimler yok etti?

8.Niksar’ı ülkemize kazandıran Danişmend Devletinin kumandanlarının nur içinde yattığı türbenin birer sanat eseri olan taşkarını kimler söküp evlerine götürdü?

Doğasına, tarihine ve güzelim insanlarına yalnız Niksar’mı sahip çıkmıyor sanıyorsunuz? Hayır, Mustafa Kemal Atatürk’ü örnek alması gereken Türkiye’miz Anadolu’ muza da bütünüyle sahip çıkacak bilinç ve kültür düzeyine ulaşamadı..

Böyle biline çare buluna.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’TE DOĞA SEVDASI ANADOLU TARIMINA VERDİĞİ DEĞERİN TARİH-SEL KANITLARI

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal Atatürk’ün bizleri öksüz bıraktığı 1938 yılı sonrasında hiçbir siyasal iktidarın Anadolu’muzun doğasına O’nun kadar içtenlikle, bilinçle ve özenle sahip çık mamıştır.. Yalova’da bir ağacın dalının kesilmemesi için, binanın temeline yerleştirilen araçlar ile yer değiştirmesi sağlamıştı. Anadolu’muzun doğasına bu güne kadar hiçbir iktidar AKP kadar vahşice acımasızca zarar vermemiştir..

Mustafa Kemal 1925 yılında Devlet İstatistik Teşkilatını kurdu. Osmanlı akarsularından n saniyede kaç metre küp su geçtiğini ve nasıl azalıp arttığını , yılda ne miktar yağmur yağdığını , hava ısınının mevsimlere ve bölgelere göre ne düzeyde ve nasıl değiştiğini bilmeyen bir devlet idi. Bir devlet ülkesini bilmezse,kendisini de niçin devlet olduğunu bilemez. İlk kez Mustafa Kemal sayesinde ülkemizin nasıl bir ülke olduğunu öğrenmeye başladık. Bununla da yetindiği sanılmamalı. Sovyetler Birliğinden davet ettiği uzmanlar aracılığıyla Anadolu’muzun Tarımsal Varlığı, 1925-1927 yılların arasında incelenerek aydınlığa kavuştu. 1951 yılında Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.tarafından “Türkiye’nin Zirai Bünyesi” adıyla Türkçeye çevrilen o yapıt boyutunda 887 sayfadır. O yapıtta aşağıya aktaracağım bilgiler Anadolu’

muzun toprağındaki bitki varlığının Bat ülkeleri tarımına nasıl kaynak oluşturduğunu da açıklıyor. Sovyet tarım uzmanı P.Zhukovsky, kitabın önsözünde bakınız Ana-dolu’muzun tarımsal yapısını nasıl betimlemişti:

Anadolu’nun,bir çok Avrupa kültür bitkilerinin menşei (kaynağı) olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten 3 kıt’anın birleştiği yerde bulunması dolayısıyla Anadolu’nun bütün Avrupa’da yetiştirilmekte olan yazlık yumuşak buğday, bakliyat, en iyi susam tipleri, havuç, anason, kavun, hıyar, Fransız yoncası, afyon miktarı yüksek haşhaş, meyve ve şaraplık üzüm gibi bitkilerin tohumlarının menşei olduğu muhakkaktır.

P.Zhukovsky’nin 1925-27 dönemine ilişkin gözlemini aşağıya aktarıyor ve AKP’nin üyeleri okuduklarında acaba utan duyacaklar mı,bilemiyorum.

Bugün Türkiye’de deve kafileleri yerine tren katarları görülmekte, çarşaflı kadınlara rastlanmamaktadır, diyor.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kanılarımızın çağdaç görünüm içinde yaşamların sürdürmesine karşıt şimdi İslam dininde yeri olmayan biçimde çocuk yaştayken kara örtüler içinde umacıya benzetmek amacındadır AKP iktidar. Arap dünyasının kamu görevlileri eşlerini Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde çağdaş giysileri içindeyken AKP iktidarın üyelerinin eşleri umacı kılında kendilerinin Müslüman oduklarını sanırken kocaları yalan ve talana düşkün olduklarını görmezden gelmekteler.

Anadolu’nun yer altı su kaynaklarını artezyen kuyularıyla tarımda değerlendirmeyi ve kıraç yörelerde tarımsal üretim yaratmayı amaç alan proje’nin hazırlanmasını sağlayan kişi (Ali Nejat Ölçen) DPT’den ayrılmak zorunda kalmış ve o proje Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) tarafından rafa kaldırılmıştır. Oysa P.Zhukovsky’nin bu konuda ne düşündüğünü görelim:

Bir sistem altında (bu sistem Su Yapıları Mühendisi olarak DPT’de kurulmuştu) arteziyen kuyularının açılması çok önemlidir.Yer altı suları buna elverişli olduğundan Buna elverişli olduğu (DPT’de kanıtlanmıştı.a.n.ö) istikbal bu yolda açıltır. Misal olarak Avustralyayı alalım. Bu memleket, bir çok çölleri verimli otlaklar haline getirerek milyonlarca koyun ve ineğin beslenmesini sağlamıştır. Bunun için Queensland’da üç bine yakın arteziyen kuyusu açılmıştır. Türkiye’de bunu tatbik etmek kabildir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün tarım alanında en büyük yarar sağlayan girişimi Dry Farming (Kuru Tarım) istasyonlarıydı. Su kıtlığı bulunan yörelerde suya gereksinim duymayan kuru tartıma elverişli buğday tohumu yaratmanın öncüsüydü o kuruluşlar. 1950 Demokratb Parti iktidarıyla birlikte istasyonların tümü yok edildi.

İçler acısı bir gerçek apaçık ortada: Hiçbir düşmanın ülkemiz tarımına kendimizin yarattığı siyasal iktidarlardan daha çok zarar vermemiştir. Çünkü emperyalizm süreri uzatmak için güdümündeki ülkeyi koruyarak sömürür..

Kemalizm’in Ekonomisi adlı kitabımdan bilgilerinize boz morfin projesi Mustafa Kemal Atatürk’ün hazırlattığı Birinci (1932) ikinci (1935) sanayi planlarına ilişkin ayrıntılı bilgilere yer vermiştim.

İkinci Sanayi Planında yer alan Alkoloid Projesi’nin kaynağı Sovyetler Birliğinin hazırladığı “Türkiye’nin Zırai Bünyesi” kitabı idi:“12000 ton üretim kapasiteli bir afyon fabrikasının kurulması öngörülmüştü. Proje son derece gerçekçi ve geçerliydi.

1925’te Sovyet Rusya’dan davet edilen P.Zhukovsky 3 yıl süren araştırmalarının sonuçları, ,sonraları Celal Kıpçak,Haydar Nouruzhan ve Sabir Türkistanlı tarafından dilimize çevrildi…Morfin miktarı bakımından Türkiye diğer tarımındak haşhaş bitkisi en verimli olanıydı..Türkiye’de tıbbi amaçlar için Yılda 12 ton baz morfin üretecek olan tesisin sermayenin sabit sermaye yatırımı 600 000 TL. ve işletme sermayesi de 400 000 Tl.olarak hesaplanmıştır İkinci Sanayi planında. Proje gerçekleştiğinde:

Toplam giderlerin yılda 1 550 000 Tl

toplam gelirin ise,3 000 000 TL olacağı hesaplanmıştı.

118 ton afyonu dışa sararak yılda 944 000.TL gelir sağlamak yerine bu yatırım projesi sayesinde baz morfin üretilecek olursa

3 000 000-1 550 000="1" 450 000 TL.

gelir elde etmek tercih edilir bir sonuçla karşılaşılmıştı. Fakat, ne yazık ki bu proje uyutuldu,unutuldu.

(Kaynak:Kemalizmin Ekonomisi,2.baskı, Güldikeni yayınları, 1997,s.205-207)

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail