Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 103 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


ÜÇ BOYUTLU GEOMETRİK BİR DİLDİR TÜRKÇE

Ali Nejat Ölçen

Doğa’da yaratılmıştır Türkçe ve doğa’nın sonsuzluğunu yansıtır. 1400’lü yıllar sonrasında Osmanlı Devleti Bizans’ın kurumlarının etkisi altında kökenini yadsımaya başladı. Önce kendini öz dili Türkçe’den uzaklaştı. Hatta bununla da yetinmedi Türkçe konuşulmasını yasakladı. Arapça Farsça sözcüklerle o güzelim zarif şiirsel dili halkın anlamadığı şimdikilerin Osmanlıca dediği uydu-ruk bir dil ortaya çıktı.

Uygarlı tarihinde hiçbir dil Osmanlıca dedikleri bu dil kadar kısa süre kullanılmış değildir. Şimdi, bu ölü dili canlandırmak isteyen çarpık bir amaç ileri sürülmekte. Tüm kurumları ile çağı gerisine sürüklenmesi amaçlanan

bir ülke:Türkiye.

Osmanlıca denilen bu dil, Latince’den bile kısa süre kullanılmış ve tarihin yazgısında kaybolup gitmiştir. Oysa Latince doğanın pek çok ürünlerini betimleyen dil olarak bilime kimi deyimleri, sözcükleri armağan etmiş-tir. Osmanlıca’da bir tek meyve ya da ağaç adı söy-leyebilir misiniz. O sarayın diliydi, halkın değil.

Yer yüzünde hiçbir devlet kendi dilini yadsımamış kendi kökeninin dilini yasaklamamış ve hiçbir devletin adamı ırkını Osmanlı kadar kötüye kullanmamış, küçümse-memiştir. Tarihte hiç bir devletin hükümdarının, kıralı-nın başka ırklardaki kadınları koynuna almaya onları valde sultan olarak yüceltmeye girişmemiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinin içinde en önemli olanı, kendi öz dilimizi öğrenmemizi sağlama-sıdır.

Bugün Türk olmaktan gurur duyuyorsak bu Mustafa Kemal Atatürk’ün kökenimizeki öz dilimize kavuş-mamızın sonucudur.

Yer yüzünde hiçbir devlet kendi kökenine Osmanlı kadar ihanet etmemiştir.

Bu yazdıklarıma birsi karşı çıkarsa yüzlerce belgeyi suratına çarpabilirim. Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) 1936 yılında Kabataş Erkek Lisesinin orta öğ-renim bölümünde aşağıdaki şiirsel dizeleri öğrenip halâ unutmamışsa bu Mustafa Kemal Atatürk sayesindedir:

Oşul oğul anasınıng kögüsündün oğuznı içip mun-dın ardıkrak içmedi. Yig ed,aş, sürme diledi dili kile başladı bedükledi, yüridi, oynadı .

2300 öncesinin Oğuz Kağan’ı anlatıyor bu dizeler. Hiçbir dil kökeninde bu denli şiirselliğe kavuşamamış ve ken-disini korumayı başaramamıştır..

Buna “Osmanlıca” denilen uyduruk dil dahil. O destan, arı Türkçemizin kökenini ve 2000 yıl önce nasıl bir uygarlık yarattığımızı ve Macaristan’a “Hungaria” adını verdiğimizi ve bugün Estonya’da pek çok köy adlarının Türkçe olmasını ve Türkçe gramerinin etkisi altında geliştiğini, savaş tekniğine “onbaşı, yüzbaşı, binbaşı” sözcükleriyle onlu sistemi getirdiğini Orta Okulun 3’ncü sınıfında (yıl 1936) öğrenmiştik.

Oğuz Kağan destanından kimi sözcükleri bu bilgilerin kanıtı olmak üzere aşağıda sıralıyorum.:

Sayfa 52-68

aç:açmak

açkıç:anahtar (2300 yıl önce yerleşik ulus kültüründeki konut kapısını kilitleme aracı)

ağız:ağız

ağuz:ılık süt

ak:ak (beyaz)

altun:altın

aş:çorba, aş

aygır:aygır

bağ: bağ (meyve kültürü)

barsak:bağırsak (tıb deyimi)

barkan:(kişi adı)

batuş:batı (cografya deyimi)

beden:vücut

biltürgülük:tebliğ="bildirge"

çalun:itaat etmek,

çeriğ:asker (Osmanlı döneminde yerniçeri’nin kaynağı)

çürek:yürek

dost:dost

il:halk

ilçi:elçi

kalaç:isim (Dr.Nilgün’ün soyadı :Kalaç)

kargaçık burgacı:(bugün kullandığımız karmaşa deyimi)

kanga:araba (Arabistanda 2000 yıl önce araba varmıydı?)

kart:ihtiyar

tagar:dam,duvar

tengiz:deniz

tenri: tanrı

yurt:yurt (vatan)

tokuş:çarpışma. (Ahmet Tokuş, sınıf arkadaşlım, DP milletvekili olmuştu. 1957. Yapı Teknik dergisinin ilk sayısını 1957 yılında ona gönderdiğimde, şöyle yazmıştım:“Ahmet Tokuş, politika düz yoldur,mühendislik yokuş”

Şimdi 1962 yılında Kuzey Almanya’da Kiel üniver-sitesinde Türkçe Dili konusundaki bir anımı sunmalıyım:

Doçent. Dr. Koshmieder adında bir hanım Mahmut Esat Karakurt’un romanından bir sayfayı Almancaya çevirmemi istemişti. Nedenini sorduğumda tezini “Türçe’de “present historica” konusunda hazırlayacağını ve bunun örneğini bu kitapta bulduğunu” söyledi.” Batı dillerinde present historica “geçmişte zaman” kullanımı yok.

Örneğin Romanya’nın kuzeyinde geçmişte zaman kullanımı yok iken, güney Romanya’nın diline present historice girmiş. Yani Türkçe’nin etki söz konusu” dedi. “Tezinin temel konusunun bu”..

Kendisine Türkçe’nin özelliğine ilişkin bir şema ha-zırlayıp verdim. Kağıda aralıklarla dört sütun çizmiştim. Birinci sütunda bir tek kişi’nin Almanca ve karşılığında Türkçe “geliyorum, gidiyorum, okuyorum” türü sözcükeri yazdım., İkinci sütunda iki kişi var ve bu deyimleri birbirine soru yanıt olarak iletiyorlar. Üçüncü ve dördüncü sütunu okuyunca doçent hanım duraksadı. Çünkü üçüncü sütunda üç kişi var. İkinci kişi birincine üçüncü kişinin kitabı okuduğunu, anlatıyor:Örneğin; üçüncü kişinin adı “C”ise” ikinci kişi “B” birinci kişi “A” bunu Almanca olarak şöyle anlatır::

İch sage, dass herr C dieses Buch gelesen hat ="Bay" C’nin kitabı okuduğunu söylüyorum.

Burada Almanca dilde “dass herr C dieses buch gelesen hat” bir yan tümcedir. Türkçemizde bu yan tümceyi biz “mış” ile betimleriz. “ Bay C, bu kitabı okumuş.”

Ayrıca şunları not olarak yazmıştım: Batı dilleri salonda gelişmiştir. Türkçe doğada gelişen bir dil. O nedenle nesnenin fiziksel niteliğini Türkçe’de “nesnenin fiziksek konumunu ses tonu betimler”. Örneğin:

-Çöp,deynek, sopa, odun, kütük.

-İp,iplik, sicim, kırnap, urgan halat

-Bülbül, atmaca kartal

Örneğin dere az su akıtır fakat ırmak sözcüğün sesinden de anlaşılıyor ki çok su akıtmaktadır. Nesne inceden kalınlaşak değişik türe dönüşmüş olduğu sesin değişi-miyle betimlenir: Nesne inceden kalına, küçükten büyüğe doğru değişiyorsa, onu tanımlayan sözcüğün ses tonu da inceden kalına doğru değişir. Bu özelliği hiçbir dilde gö-remezsiniz. Örneğin Bülbül’ün sesi müzikaldir, incedir. Siz bu güzel sesli bülbül için “Nachtigal” diyorsunuz, kaba bir deyim. Oysa bülbül ince zarif bir kuş. Onu betimleyen sözcük te ona benzemeli Türkçe’de olduğu gibi.

Tüm bunları Almanca olarak yazıp kendisine vermiştim. Meğer babası Prof. Koschmieder (ya da Koschimied, anımsamıyorum) İzmir’de filoloji dersinin hocası imiş.

Yazdıklarımı ona göndermiş kızı. Prof. Koschimied’in başvurusu üzerine Kiel üniversitesine Türkçe dili hakkında konferans vermek üzere davet edilir, eşimle bana da onur konuğu olarak en sırada yer verdiler. İzmir’ den Türkçe dilinin özelliklerini anlatmak için Kiel üniversitesine gelen Prof. Koshmied’den dilimizin bir başka özelliğini öğrendim:Türkçe yer yüzünde üç boyutlu bir dildir” demiş ve benim teorimi bilimsel deyimlerle açıklamayı sürdürmüştü.Türkçe’mizin geometrik bir dil olduğunu söylüyordu.. Konuşması bittiğinde kızı ile gelip elimizi sıktılar.

Osmanlıca adı Lise ders kitaplarından örnek verme-liyim:

1933 yılı “Müsellesat” (Trigonometri) adlı Lise son sınıf ders kitabında (sayfa 99).” A veteri kaimile B hadde zaviyesi malum olan kaim zaviyeli müsellesin halli” deyimini bugün kim anlayabilir. Türkçesi: Dik kenarı ve küçük açısı belli olan dik açılı bir üçgenin çözümü.

1937 yılı “Hendese “(geometri) adlı Lise birinci sınıfın ders kitabında (s.107): Karşılıklı iki zaviyesi mecmuu 180 derece olan münharif bir veterler münharifidir.. Anladınız mı? Ben anlamadım. Mustafa Kemal’in Geo-metri kitabında zaviye yerine “açı, müselles yerine “üçgen” mesele yerine sorun, kaim yerine “dik”, murab-ba yerine dörtgen, muadele yerin denklem türü güzelim Türkçe deyimleri öğrenmiştik.

***

OSMANLILIĞA ÖZLEM DUYAN DİVANE’LERE NOT:

Osmanlı devleti yaşamı boyunca bilime ve ekonomiye tekniğe ve teknolojiye kapalı kalmıştır. İslam dinine saygı duyulduğu da söylenemez. Örneğin, içkiyi yasak-layan Murat IV, şarap düşkünü (alkolik) olduğu için 28 yaşında yaşamını yitirmiştir. Padişah Bayazit kardeşi Sultan Cem’i yeşil bayrak altında yenilgiye uğratırken şarap düşkünüydü. Hamamda alkol koması sonucu yaşamını yitirdi. Bir toplantıda Gedik Ahmet paşa ile birlikte şarap içerek ikisi de sarhoş olmuştu. Toplantının sonuna doğ-pru başarılı komutanlara cübbe dağıtılmış ve fakat Ahmet Gedik Paşaya siyah kaftan uygun görül-müştü. Ölümüne karar verildiği anlamına geliyordu. Nitekim içeriye alınan çavuşlar Ahmet Gedik Paşayı çırıl-çıplak soydular ve dövmeye başladılar.

Turgut Özal’ın davulcu olarak anılan damadının anılarında yazdığına göre da Fransız şarabı içermiş TV izlerken.

Osmanlı kendi soyunun cinayetleriyle tarihini yazmış-tır.

Örneğin, Murat III, tahta çıktığında 5 kardeşini öldürt-müştü bunlardan en küçüğü 1 yaşındaydı. 1595’de tahta çıkan Mehmet III’ün 102 çocuğundan 27’si kız ve 20’si erkek olarak yaşamaktaydılar. Kardeşlerinden 19’unu boğdurarak öldürtmüştü. İki şehzaeden hamile kalan 7 cariyeyi de denize attırarak yaşamlarına son verdi.Sağ kalan şehzade Mahmut’ta idam edildi.

Rize Mebusu Ekrem Bey’in 24 Mart 1940 günü Millet Meclisindeki konuşması Osmanlıkçılara ders olur mu:

Mektebi Harbiye’nin biliyorsunuz Talimhane’ye müteveccih (yönelik) mermer sütunlu mermer mer-divenleri vardır. Bunun kapısından bakıyordum, mermer merdivenin aşağısında Sadaret (Bakanlık) mevkiini işgal etmiş vükelâdan (Bakanlardan) birini, Ferik (Tümgeneral) rütbesiyle apuletleri ve meha-betli (görkemli) vücuduyla ve arkasında bütün ya-verleriyle bir nefer vaziyetinde görüyordum. Bu zat ve maiyeti mükellef bir arabanın önünde duruyordu. Tabii merak ettim, baktım. Bu Sultan Hamid’in on dört on breş yaşlarındaki şehzadelerinden biriydi. Bu levha bana derhal garip bir tesir yaptı. Çünkü, bu çocuk bir hiçti ve hiçbir vasfı olmayan bir insancıktı. O zaman bu çocuğa o hürmet, Sultan Hamid’in oğlu olarak yapılıyorsa, Hamid denilen adam, o cani-lerdendir ki cinayeti yalnız Mithat Paşa gibi nice insanları mahv etmekten ibaret değildir. Sonra haber aldım ki, beş altı yaşındaki çocuklar önünde de Vükelâ-i Rical (Bakanlar Kurulunun üyeleri) ve ekâbir böyle el pençe divan dururlarmış. Saltanat devrildiği halde.

Osmanlı’da Sarayının veletleri hükümet erkânı gibiydi.Bugünün iktidar veletleri de öyle!

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail